Sahur Vakti Vicdan Mesaisi
Bir mübarek Ramazan mevsimine daha kavuştuk. İçinde tahayyül edemeyeceğimiz hayırların ve nimetlerin olduğu bu ay, kurtuluşumuza bir vesile olabilir. Bir sonraki Ramazan mevsimine ulaşır mıyız, bilmiyoruz. O zaman bu son Ramazan mevsimi deyip her şeyimizi gözden geçirerek yaşamamız ve hayır hanemizi doldurmamız gerekir.
Gecenin zifiri karanlığında, elime davulumu alarak “Ramazan Davulcusu” olarak mahallenin dar sokaklarından yankılanan sesimle, sadece mideyi doyurma vaktinin geldiğini haber vermiyorum bu sene. Tokmağı deriye her vurduğumda, “Güm! Güm! Güm!” diye inlerken, manilerimi bu sefer çiçekten, böcekten olmayıp, “bahşiş aldım, almadım” derdinden de dem vurmayacağım. Bu yıl davulcu olarak, elimde bir tokmak değil, adeta manevi bir neşter tutarak yürüyeceğim geceyi yırta yırta, sokakları yara yara. Önce kendime diyeceğim her zamanki gibi.
Tellallar gibi “Duyduk duymadık demeyin!” diyerek başlıyorum nidalarıma. Ama bu bir ilan değil, bir infaz. Kendi nefsimizin, toplumdaki çürümüşlüğün ve Müslüman’ın Müslüman’a reva gördüğü o zehirli dillerin infazına yönelik bir infaz.
Zehri Çok Dilin Kemiği Yok: Yalan ve İftira
Davulumla sokağın başında durup, derin bir nefes alarak:
-“Sözü pişirip yemezsin, doğruya doğru demezsin,
Yalanı bal eylemişsin, iftiradan hiç bezmezsin!
Güm! Güm! Sahur değil, mahşer uyarısı bu!”
Müslüman olmak, “elinden ve dilinden insanların emin olduğu kişi” olmaktır deriz ya hani… Peki, klavye başında, gıybet sofralarında ya da ticaret tezgahlarında o “eminlik” nerede? Yüce Rabbimiz Hac suresi 30.ayetinde anlam olarak; “Yapılması gereken işte budur. Kim Allah’ın koyduğu yasaklara saygı gösterirse bu, rabbi katında kendisi için çok hayırlı olur. Size vahiy ile (haramlığı) bildirilenlerin dışındaki hayvanları yemeniz helâl kılınmıştır. Öyleyse pislikten yani putlardan uzak durun ve asılsız sözden de kaçının.” buyururken, zamanımız insanları yani özellikle isim, sıfat ve makam peşinde koşanlar -hele ki ilim erbabı etiketli kimseler- yalanı “strateji” diye pazarlamaktadırlar. Her türlü mecrada ve platformlarda birinin onuruna kara çalmayı “eleştiri” zannediyoruz. İftira attığımız, yalancılığımız, davulumun sesi gibi beynimizde zonklamalı aslında. Çünkü iftira atan, sadece bir kişiyi değil, toplumun güven bağını katleder. Eli değilse bile dili kanlı katillerdir bunlar. İnsanı değilse bile “insan onurunu” katleden karaktersizlerdir bunlar.
Kin ve Haset Kalpteki Akreptir
Davulumla iki bina arasına giriyorum ve yankılarım daha da artıyor:
-“Komşun tok iken sen yatarsın, hasedinden bin katarsın,
Onun rızkı azalsın diye, sen zehrini akıtırsın!
Güm! Güm! Ateş odunu nasıl yakarsa, haset de amellerini öyle yakar!”
Haset, başkasındaki nimetin yok olmasını istemektir. Efendimiz’in Aleyhisselamın uyarısı serttir. Manası; “Hasetten sakınınız. Çünkü ateşin odunu yediği gibi haset de iyi amelleri yer bitirir.” Maalesef zamane Müslüman bizlerin birçoğu Ramazan sofrasında iftar beklerken, yan masadakinin başarısını, arkadaşımızın mutluluğunu içten içe kemiriyoruz. Kalbimizdeki o akrep, yani kin, bizi ibadetin serinliğinden mahrum ediyor. İftarda ve sahurda mideyi doldurmak çok kolay; peki ya o simsiyah kalbi neyle temizleyeceğiz? Deterjan mı kullanmayı düşünüyorsun? Yok gözüm yok, bu ayın içinde bari uzak tut dilini, elini, gözünü, ayağını ve tüm benliğini. Tut ki kalpteki siyahlığın neyle geçtiğini görebilesin.
Kulakların Pası, İmanın Yası Kovculuk ve Nemime
Davulumla mahalle kahvesinin önünde duruyorum, tokmağımı daha sert vuruyorum:
-“Lafı aldın oradan, taşıdın bak buraya,
Müslümanı Müslümana, düşürdün bak karaya!
Güm! Güm! Söz taşıyan cennete ilk girenlerle giremez, duyduk duymadık demeyin!”
“Falan kimse senin hakkında ne dedi biliyor musun?” cümlesiyle başlayan o zehirli trafik… Kovculuk (nemime), toplumumuzun altındaki dinamittir. Kalem suresi 11.ayeti net: Anlamı; “Kusur arayıp kınayan, durmadan laf taşıyan kimseye boyun eğme!” İnsanları birbirine düşürmeyi “haberleşme” sanan modern zaman nemmamları, davulcu benim bu uyarımı uykularının en derin yerinde duymalı. İnsanların arasını bozmak için harcanan mesai, ibadet diye sunulan o kuru şekilciliği yerle bir eder. Müslümanları hayırlardan engellemek, çetrefilli alengirli türlü desiselerinle cehennem çukurunu kazma kendine. Kazanmak için çabalayacaksan cennet bahçeleri için feda et hayatını.
Müslümanı Tahzir Etmek Adeta Gizli Yaraları Deşmektir
Davulumla pencerelere doğru haykırarak şunları söylüyorum:
-“Ayıp arar gözlerin, zehir kusar sözlerin,
Kardeşinin açığını, her mecliste gözlersin!
Güm! Güm! Ölü kardeşinin etini yemekten farkı yoktur bunun!”
Başkalarının kusurlarını araştırmak (tecessüs) ve insanları küçük düşürerek toplumdan onları soğutmak (tahzir), bir “dindarlık” maskesi olamaz, hatta aklından bile geçirmemelisin. “Müslüman kardeşini hakir görmesi, kişiye kötülük olarak yeter” hadisi, başlara balyoz gibi inmeli. Biz başkalarını cehenneme odun taşımakla suçlarken, aslında kendi kibrimizin ateşini harlıyoruz da haberimiz yok. Keşke “aklıselim” denilen şeyin nasiptarlarından olsaydık dövünmesini yapmamak için akıl, irade, dil, iman, ihlas kavramlarını iyi anlamalıyız.
Hayırlı İşlere Engel Olmak İyilik Düşmanlığıdır
Ve son olarak, davulumla mahalle meydanına çıkıyor, sesimle tüm şehri sarsmak istiyorum. Ve diyorum ki:
-“Kendi yapmaz iyilik, yapana da taş koyar,
Hayırlı her işi bozar, kendini de mert sayar!
Güm! Güm! Hayra engel olanın vay haline!”
Bir güzel iş mi başlıyor? Hemen “altında ne var?” diye arayanlar… Bir yetime el mi uzatılıyor? “Reklam yapıyor” diye yaftalayanlar… İyiliği engellemek, kötülüğü yaymak kadar ve hatta belki daha büyük bir cinayettir. Kur’an-ı Kerim Kalem suresi 12. Ayeti iyiliği engelleyen, başkalarının hakkına saldıran ve günaha batmış kimseyi sert bir dille kınar. Anlamı; “İyiliği engelleyen, saldırgan, günahkâr…”
Tarif edilen o karakterlerden biri olmaktan kaçmak için bu Ramazan son şansımız olabilir.
Yani Kelamımın Sonunda Şunu Diyorum:
Davulumla birlikte sesim uzaklaşıyor. “Güm… güm… güm…” Sesim azaldıkça sorumluluklar da artar, bilinmesini istiyorum. Ramazan, sadece aç kalarak midemize kelepçe vurma ayı değil; yalanımıza, hasedimize, kinimize ve o zehirli dilimize zincir vurma ayıdır.
Sahura kalkıp ağzımızı mühürlemeden önce kalbimizin mühürlenmesine sebep olacak o kötü hasletleri dışarı atmalıyız. Yoksa tuttuğumuz oruç sadece açlık, kıldığımız namaz sadece hareket, duyduğumuz ise sadece gürültüden ibaret kalacaktır.
Duyduk duymadık demeyin! Mahşere her an bir adım daha yaklaşıyoruz. Sahurlara uyanmak sadece gözleri açmak olmayıp; uyanmak, hakikate kavuşma yolculuğu olmalıdır.
Kalalım sağlıcakla…
Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog




YORUMLAR