İFTİRA VE ŞEREF SORUNSALI
(Ahlak, Şeref ve Hakikat Yolcusunun İmtihanı)
Her yazının mutlaka bir hikayesi/gerçeği/nedeni vardır. Kaleme alınan hiçbir metin, durup dururken vücut bulmaz. Bu durum yalnızca bana mahsus bir hâl ya da anlık bir yöneliş değildir. Yazarlar, düşünürler, toplum bilimciler ve iletişim uzmanları başta olmak üzere; söz söyleme sorumluluğu taşıyan herkes, çoğu zaman bir sözün, bir olayın yahut derin bir ihtiyacın neticesinde kalem oynatır.
Ben de bu yazıyı; bugüne kadar bizzat gördüğüm, şahit olduğum, üzerine düşündüğüm ve toplumda ciddi bir yıkıcılığa yol açtığına inandığım olgular üzerinden kaleme aldım. Bu süreçte yalnızca yaşananları aktarmakla yetinmedim; söz konusu durumların kavramsal boyutlarını ele almaya, sebep–sonuç ilişkilerini tahlil etmeye ve gerek kişisel gerekse toplumsal düzlemde nasıl korunabileceğine dair yolları araştırmaya gayret ettim.
Okumaya başladığınız bu makalemiz, bir öfke boşalması ya da kişisel bir hesaplaşma değil; aksine, yaşananların arka planını anlamaya, anlamlandırmaya ve okuru düşünmeye sevk etmeyi amaçlayan bir zihinsel ve ahlaki sorgulamanın ürünüdür. Kendini sorumlu tutan, hak ve hakikatin yanında saf tutmaya gayret eden ve neticesi ne olursa olsun “yalana-iftiraya-komplo ve kumpasa” her daim karşı olan ben, şahit olduğum ve dumura uğradığım bir sürecin “yakın tarih tanığı” olarak dikkatlerinizi rica ediyorum.
İftira Nedir?
Bilindiği gibi iftira temelde “dini” bir kavramdır. Dolandığı dili ateşe, başları ağrıya, hayatı sorun üstüne soruna, ilişkileri çıkmaza, insanlığı da ayaklar altına sürükleyen bir davranış özelliğinin adıdır.
Yüce dinimiz İslam’a göre iftira, bir kimseye bilerek ve kasıtlı olarak işlemediği bir suçu, günahı veya ahlaksızlığı isnat etmektir. Bu, İslam ahlakında en ağır kul haklarından ve en büyük günahlardan biri olarak kabul edilir.
Fıkıh ve ahlak literatüründe iftira; “Bir kimseye, onda bulunmayan bir kusuru veya suçu isnat etmek” şeklinde tarif edilir. Bu yönüyle iftira:
* Zan değildir (zan ihtimaldir),
* Gıybet değildir (gıybet gerçek ama gizli kusuru anlatmaktır),
* İftira, tamamen uydurma ve bilinçli yalandır.
Kur’ân’a Göre İftira
Kur’ân-ı Kerîm iftirayı zulüm, fısk ve apaçık günah olarak nitelendirir. El Ahzab sûresi 58.ayetinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Anlamı: “Hak etmedikleri halde mümin erkek ve mümin kadınları incitenler apaçık bir bühtan ve günah yüklenmiş olmaktadırlar.”
Başka bir ayette ise iftiranın sadece muhatabını değil, sahibini de helake sürüklediği vurgulanır (En‘âm/21):
Anlamı: “Yalan sözlerle Allah’a iftira edenden veya O’nun ayetlerini yalan sayandan daha zalimi kimdir? Şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler.”
Hadislerde İftira
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iftirayı açıkça tanımlamış ve şiddetle uyarmıştır:
Manası: “Gıybet, kardeşini hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır.”
Ashab: “Ya söylediğimiz şey onda varsa?” deyince de Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
Manası: “Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun; yoksa iftira etmiş olursun.”
(Müslim/Birr/70)
Başka bir hadiste ise Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iftiranın ahiretteki karşılığına dikkat çeker:
Manası: “Kul, farkına varmadan söylediği bir sözle cehennemin derinliklerine düşer.” (Buhârî/Rikāk/23)
Yani İslam ahlakına göre İslam’ın kaidelerine göre iftira: öncelikle kul hakkıdır. Yayılan asılsız söylemlerle toplumu ifsat eder. Bununla birlikte insanlar arasında güveni yok eder. Evimizde, işimizde, aşımızda, okulumuzda, uykumuzda bereket ve hasenatın kaldırılmasına neden olur. En önemlisi de sahibine hem dünyada hem ahirette vebal yükler. Bu nedenle Yüce İslam dini, sadece iftira atmayı değil, iftirayı dinlemeyi, onu yaymayı, yapıldığında sessiz kalarak normalleştirmeyi de ahlaki bir suç olarak görür. Hatta bu noktayla ilgili Nur sûresi 16.ayette şöyle buyurulmaktadır:
Anlamı: “Onu duyduğunuzda, ‘Bunu konuşmak bize yakışmaz’ demeniz gerekmez miydi?”
Sevgili dostlar iftira, basit bir dil sürçmesi olmayıp, bir anlık öfkenin ürünü hiç değildir. Masum bir yanlış anlama ya da eksik bilgi bahanesiyle asla izah edilemez bir yıkım aracıdır. İftira; bilinçli, kasıtlı ve ahlaken çürümüş çok kötü bir tercihtir. Bu yüzden iftira, toplum ve kişi açısından bir şeref sorunudur. Hatta çok kronik bir sorundur. Çünkü iftira atan insan, yalnızca bir yalan söylemiş olmaz. Aynı anda pek çok suça da imza atar. Peki nelerdir bunlar?
a- Evvela bir insanın onurunu ve itibarını hedef alan çirkefliktir.
b- Rayında ve rutininde yaşayan bir ailenin huzurunu ve güven duygusunu yerle bir eder.
c- Yıllarca gayret edilmiş çırpınışları, emeğini birkaç cümleyle hiçe sayar.
d- Telafisi zor olan kırılmalara sebep olur.
Şeref sorunsalına dolanan fitneci varlıklar, bunu yaparken de çoğu zaman kendi kirini gizlemek için; ego, kibir, sahte bilgelik ve sözde ahlak maskelerine ve ısmarlama isim önü statülere sığınırlar. Yüce kitabımız Kur’ân bu ahlaki çöküşü açık bir dille uyarır (Hucurât/12):
Anlamı: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur.”
İftira, zandan başlar; dedikoduyla büyür, sonunda kul hakkına, fitneye ve zulme dönüşür. İyi bilin ki dostlarım; kavga, gürültü, ayrılık, nifak ve hizipleşmelere varan yolda “fitne taşları” döşelidir.
Hastalıklı Ruh Taşıyıcılarının En Sevdiği Silah
Dikkat ederseniz iftira çoğu zaman gerçekten güçlü olanlardan gelmez. Aksine; güçlü gibi görünen ama içi çürümüş, karakteri zayıf (erozyona uğramış) kimselerin başvurduğu bir yöntemdir. Bu hilkat garibeleri; kendini herkesten üstün gören, kendi hatalarıyla yüzleşemeyen, eleştirildiğinde öfkeye kapılan, yanlışını kabul etmek yerine karşısındakini yok etmeye çalışan tiplerdir. Tip kelimesini kullandığıma bakmayın siz; aslında bunlar tipsizdirler.
Bu insanlar için iftira, öldürücü bir savunma mekanizmasıdır. Çünkü hakikatle yüzleşecek cesaretleri yoktur. Sözleri yetmeyince çamura sarılırlar. Delilleri olmayınca dedikodu üretirler. Bilgiçlik taslarlar ama hikmetten zerre nasipleri yoktur. Ahlaktan bahsederler ama ilk imtihanda ahlakı ayaklar altına alırlar. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu ahlaki çelişkiye dikkat çekerek şöyle buyurur:
Manası: “Kişiye yalan olarak, her duyduğunu söylemesi yeter.” (Müslim/Mukaddim/5)
İşte, iftira tam da budur: Her duyduğunu sorgulamadan yaymak ve bunu ahlak sanmak. Maalesef bu kötü hasleti zamanımızda en çok isim önü satın alınmış sıfatları olunan, şekil şemal ile maneviyata bürünen, kitaplarla bilgi ve ilim ehli gösterilen, dili laf etmesini bilmese bile şaklabanlığıyla insanları “uyutarak uyanık tutan” kimselerde daha çok mevcuttur. Allah bizleri bu mahluklardan korusun. Âmin.
Acımasız Bir Zulüm Aracı Olarak İftira
İftiracı doğrudan vurmaz. Çünkü cesareti yoktur. Sinsi davranır, arkadan konuşur, ima eder, şüphe üretir. Zihinlere damla damla zehir akıtır. İftiracı şunu çok iyi bilir: “Bir kere leke attım mı, izi kalır.” Bu yüzden iftira; namertliğin sistemli hâlidir, ahlaksızlığın planlı biçimidir. İmam Gazâlî bu konuda son derece nettir: “Gıybet ve iftira, kalbin içten içe çürümesinin dildeki yansımasıdır.”
İnsanlara açıkça düşmanlık edemeyenler, zifiri karanlıklarda, karanlık dehlizlerde iş görür. Kendini “dava insanı” sanır. “Bizimkiler” diyerek ahlaksızlığı meşrulaştırır, kendi günahını başkasının sırtına yükler. Oysa Kur’ân uyarır (Ahzâb/58):
Anlamı: “Kim bir mümine bilerek iftira atarsa, büyük bir günah yüklenmiş olur.”
İftira denilen ateş; masumun değil, sahibinin sırtına yük olur. Toplum olarak artık şu gerçekle yüzleşmek zorundayız: Her susmak erdem değildir. Her hoşgörü fazilet değildir. Bazı insanlar ıslah olmaz, felah bulmaz bir hastalıktır. Bazı karakter(siz)ler düzelmez. İftira atan, başkasının onuruyla oynayan, bunu alışkanlık hâline getiren kimselerden yalnızca uzak durmak yetmez; gerektiğinde sınır koymak ve ifşa etmek ahlaki bir sorumluluktur. Neden mi? Çünkü bu kişiler: Bulundukları ortamı çürütür, güveni yok eder, samimiyeti öldürür, iyi niyetli insanları yorar.
Ayrıca ailede, kurumda, cemaatte ya da toplumda fark etmez; iftiracının olduğu yerde bereket kalmaz. Bu nedenle de susmamalıyız. Çünkü bu durumda susmak demek, zulme sessiz kalmak, zulmün sürmesine ortak olmak gibidir.
Hakikat Er Geç Hesap Sorar
İftira atanlar genellikle yüksek sesli sinsilerdir. Ama içleri koftur. Kendilerini zeki zannederler ama ahlaken sefildirler. Şunu herkes bilmelidir: İftira atılan kişi susabilir, sabredebilir, yalnız kalabilir… Ama iftiracı, kendi karakterini herkesin gözü önünde rezil eder. Ve unutma Şuarâ sûresi 227. ayette şöyle buyurulmaktadır:
Anlamı: “Ancak iman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlar, Allah’ı çokça ananlar ve haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, neye nasıl dönüşeceklerini (başlarına nelerin geleceğini) yakında görecekler.”
Bu dünyada yalan bazen geçici olarak kazanıyor gibi görünebilir ama hakikat asla borçlu kalmaz. Hesabını mutlaka sorar. Çünkü iftira atılan çamur, önünde sonunda atanın yüzüne sıçrar.
Ne diyelim…
Kalın sağlıcakla… (İftiracı Şeref Sorunsalı Yaşayanlar Hariç)
Gökmen CAN – Eğitimci Sosyolog




YORUMLAR