Reklam
Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog

Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog


BU YAZIYI OKUYAN HERKES ÖLECEK!

02 Şubat 2026 - 18:17

BU YAZIYI OKUYAN HERKES ÖLECEK!

Evet, yanlış okumadınız. Hakikaten bu yazıyı okuyan herkes ölecek. Hatta okumayanlar da ölecek. Kim varsa insanoğlundan mevcut, her biri ölecek. Neden mi?

Bu ifadeyi bir yerde okuduktan sonra aynı cümleye değinme kararını verdim. Çünkü bu ifade bana çok sarsıcı geldi. Önce kendi nefsime diyerek başlıyorum:

 “Bu yazıyı okuyan herkes ölecek” cümlesi bir tehdit değil; inkâr edilemez bir hakikatin en yalın ifadesidir. Kur’ân-ı Kerîm’in Âl-i İmrân sûresi 185. âyeti bu gerçeği tartışmaya kapatarak şöyle bildirmiştir:

Anlamı: “Her nefis ölümü tadacaktır.”

İnsanların kahir ekserisi, çoğu zaman ölümden başkalarına yakıştırırken kendini ve en yakını ve sevdiği kimseleri de ertelemelerle uzaklaştığını zanneder. Hâlbuki ölüm, yaşlıya, hastaya, eksiğe değil canlı olan herkese yakındır. Bu sebepledir ki İslam, ölümü hayatın dışına itmez. Aksine hayatın merkezine koyar. Çünkü ölümü ciddiye alan kimseler, hayatı da ciddiye alırlar.

Dünya Hayatı Bir Durak ve Bir İmtihan Alanıdır
Yüce Rabbimiz, dünya hayatını kalıcı bir yurt olmadığını, geçici bir imtihan yurdu olduğunu Ankebût sûresi 64. âyetinde şöyle buyurmaktadır:

Anlamı: “(Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; ahiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi!”

Bu geçicilik vasfı, dünyayı tümüyle “sil at” kimliğine büründürmek için değil bilakis mutlaklaştırılmasını engeller. Dünya, ahiretin tarlasıdır. Ne ekilirse, orada o biçilecektir. İnsanın malı, makamı, şöhreti mezara kadar; ameli ise hesap gününe kadar onunladır. Peygamber Efendimiz Aleyhisselam bu hakikati şöyle vurgular:

Manası: “Âdemoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır; ancak üç şey müstesna: Sadaka-i câriye, faydalı ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim)

Demek ki dostlar, insanın dünyadaki değeri, geride bıraktığı izlerle ölçülür; sahip olduklarıyla değil. Bugün çoğu kimse bunu unutmuş gibi yaşasa bile bu hakikatin varlığını ortadan kaldırmaz.

Yapılacak Ameller Ölümden Sonra Konuşur Şimdi Değil!
Yüzü soğuk olan ölüm, insanı susturup amellerini konuşturur. Zilzâl sûresi 7 ve 8. âyetlerinde bu durum net bir şekilde idrakimize sunar:

Anlamı: “Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür; kim de zerre kadar şer yapmışsa onu görür.”

İyilik, yalnızca büyük fedakârlıklar değildir. Bir gönül almak, bir haksızlığı engellemek, bir yalanı terk etmek de iyiliktir. Aynı şekilde kötülük de sadece büyük günahlar değildir; kibir, gıybet, kalp kırmak, adaletsizlik de insanın yük hanesine yazılır. Bu yüzden mümin, “kimse görmüyor” dediği yerde de ahlâkını koruyandır. Çünkü İslam ahlâkı, denetim ahlâkı değil; sorumluluk ahlâkıdır. İlimli ya da ilimsiz olalım öğrenmeli, daha çok öğrenmeli, öğrendiğimizle amel etmeliyiz. Salt bilgi yüklü yaşamak, pratik hayata yansıtılmayan bir durum bakın Kur’an- Kerîm’de nasıl ifade edilmiş:
Anlamı: “Tevrat’la yükümlü tutulup da onun hakkını vermeyenlerin durumu, koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumuna benzer. Allah’ın âyetlerini yalan sayan kavmin misali ne kötü! Allah zalimler topluluğunu doğru yola çıkarmaz.” (Cuma Sûresi 5.Âyeti)

Mümin Nasıl Yaşar?
Mümtaz bir Müslüman, sadece ibadetleriyle değil, insanlarla kurduğu ilişkilerle de tanınır. Yeri gelmişken kısa bir şekilde mümtaz bir müminin bazı sıfatlarını da sıralamak isterim:

Evvela adaletli olmalıdır. Adalet denilen şey yakınına karşı da uzağına karşı da adil olmanın tesisidir. El Mâide sûresinin 8. âyetinin anlamı şöyledir:

Anlamı: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

Aynı zamanda merhametli olmalı ve bundan asla geri adım atmamalıdır. Mümtaz bir mümin gücü yettiği halde kimseyi incitmemesi gerekir. Merhamet denilen şey sadece fiziki bir temas olarak anlaşılmamalı. Kişinin başkasının hakkında iftira, gıybet, suizan gibi şeyleri de yapmamalı. Karşımızdaki insanı kırıp üzecek, hakkında sarf edeceğimiz davranış ve söylem aynı zamanda bir merhametsizliktir. Allâh’ın Rasûlü Peygamber Efendimiz Aleyhisselam bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur:

Manası: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”

Mümtaz mümin kimse aynı zamanda güvenilir ve sözünden, davranışlarından emin olunan kimsedir. Bu sıfat çok önemlidir. Her ne kadar kaybolması yüz tutmuş vasıflar ise de biz bunu devam ettirmeliyiz. Salih Müslüman sözüne sadık, arkadan konuşmayan, emanete hıyanet etmeyen bir duruş sahibi kimsedir.

Bir diğer temel özelliği ize tevazu ehli olmasıdır: Bildiğiyle böbürlenmeyen, makamıyla ezmeyen kimsedir. Çünkü kibir, şeytanın tevazu ise peygamberlerin sıfatlarındandır. Müslüman kardeşinin ilim öğrenmesini, hayırlar yapmasını, insanlar arasında iyi bir özellikte iken onun itibarını kıskanmaz. Her şeyde ben önde olmalıyım kibrini taşıyan, Müslüman kardeşini itibarsızlaştıran kimseler bilmeliler ki onlar da ölecekler. Ölüm sonrası hesap var, mizan var. Hele ilim öğrenen kimselerin bu konuda daha çok hassas davranması gerekmektedir. 

Mümin kimseler, insanları “işine yaradığı kadar” sevmez; Allah’ın kulu oldukları için saygı gösterir. Onları menfaati için kullanmaz. Kendisine paravan olarak kullanıp sonra kullan at aparatı olarak görmekten şiddetli bir şekilde sakınır. Kimsenin kazancı ya da sahip olduğu şeylere göz dikmez ve engel olmaz. Dediğim gibi bu yazıyı okuyan da okumayan da bilen de bilmeyen de ölecek. İyi hâl üzerine ölmek iyi hâl üzerine yaşamaktan geçer. Bunu, en çok da bu konuyu anlatanlar akıllarında tutmalı ve “örnek şahsiyet” olmalılardır. Aksi halde bugün elde edeceği şeyler yarın kendi aleyhine dönecektir. Hele ki el, ayak, göz, kulak sen susup onların konuşacağı yere iman eden bizler olarak daha dikkatli olmalıyız.

Mümtaz Müslüman, hatasız olan değil; hatasıyla yüzleşebilen insandır. Niyetini sürekli kontrol eder. Amelini gösterişten korur. İyiliği alışkanlık, kötülükten kaçınmayı karakter hâline getirir. Ölümü hatırlar ama hayattan kaçmaz. Dünyada iz bırakmaya çalışır; yük değil. Peygamber Efendimiz Aleyhisselamın şu ölçüsü, müminin pusulası olmalıdır:

Manası: “Sizin en hayırlınız, ahlâkı en güzel olanınızdır.”

Evet, bu yazıyı okuyan herkes ölecek. Ama herkes, öldükten sonra aynı şekilde anılmayacak. Kimi hayırla, kimi suskunlukla, kimi de ardında bıraktığı yaralarla… Akıllı insan, ölümü hayatın sonu değil; hayatı anlamlandıran bir kapı olarak görendir. Bugün yaptığımız her iyilik, yarın bizim adımıza konuşacaktır. Ve hiçbir kötülük, “unutulur” sanılmamalıdır. Öyleyse hepimize soracağımız soru şudur:

-Biz, arkamızdan neyin konuşmasını istiyoruz?

Cevap, hayatımızın akışını ve mevta olduktan sonraki yönünü belirleyecek kadar ciddidir. Bu, bana göre bir tercih değildir. Gerçek anlamda insan olabilmenin, kul olabilmenin gereğidir.

Kalın sağlıcakla…
Gökmen CAN
Eğitimci Sosyolog




 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum