Reklam
Editörden Notlar

Editörden Notlar

Editorial

Mülkiyet, Adalet, Toprak ve İslam Devlet Aklında Süreklilik

06 Ocak 2026 - 04:48


Mülkiyet, Adalet ve Toprak: İslam Devlet Aklında Süreklilik
Editoryal Araştırma Yazısı
Özet
Mülkiyet meselesi yalnızca ekonomik bir başlık değildir; adaletin, devletin ve toplumsal düzenin hangi zemin üzerine kurulduğunu gösteren temel bir ölçüdür. İslam toplumlarında Hz. Peygamber (aleyhisselam) döneminden başlayarak Sahabe, Hulefa-i Raşidin, Selçuklu ve Osmanlı pratiğine kadar uzanan çizgide mülkiyet tanınmış; ancak mutlaklaştırılmamıştır. Adalet ise bu tanımanın üzerine bina edilmiştir. Toprak özelinde geliştirilen hukuk, ne ferdin sınırsız tasarrufuna ne de devletin keyfî hâkimiyetine izin vermiştir. Bu metin, fetihlerden hazine anlayışına, tasarruf hakkından modern toprak reformları ve toplulaştırma uygulamalarına kadar uzanan sürekliliği ele almaktadır.
 

Mülkiyet ve Adalet İlişkisi
İslam hukukunda adalet soyut bir kavram değil, somut hakların korunmasıyla anlam kazanan bir ilkedir. Bu sebeple mülkiyet hakkının tanınmadığı bir yerde adaletin uygulanabilirliğinden söz etmek mümkün değildir. Hz. Peygamber’in Veda Hutbesi’nde can, mal ve ırzın birlikte zikredilmesi bu bütünlüğü açıkça ortaya koyar. Malın sahibi bellidir ve bu hak dokunulmazdır.

Bu koruma yalnızca Müslümanlara değil, İslam toplumunda yaşayan gayrimüslimlere de şamildir. Zimmîlerin mallarının korunması, erken dönemden itibaren hukuki güvence altına alınmış; böylece adalet, din farkı gözetmeyen bir toplumsal düzen unsuru hâline gelmiştir.

Fetihler ve Devletin Şahs-ı Manevisi
İslam fetihlerinde toprak, fethe katılan askerlerin şahsî ganimeti olarak dağıtılmamıştır. Özellikle Hz. Ömer döneminde benimsenen uygulamayla fethedilen araziler beytülmale kaydedilmiş, yani devletin şahs-ı manevisi adına toplumun ortak malı hâline getirilmiştir.

Bu yaklaşım, toprağın belli ellerde toplanmasını önlemeyi ve toplumun geleceğini güvence altına almayı hedefler. Hazine malı kavramı burada yöneticilerin mülkünü değil, toplum adına taşınan bir emaneti ifade eder.

Hazine Malı ve Tasarruf Hakkı
Hazineye ait topraklarda geliştirilen sistemde rakabe devlette kalırken tasarruf hakkı üreticiye verilmiştir. Bu hak kalıcıdır ve miras yoluyla intikal edebilir. Ancak satılamaz, haczedilemez ve keyfî şekilde devredilemez.

Bu sınırlamalar bir eksiklik değil, geçimi ve üretimi korumaya yönelik bilinçli bir tercihtir. Toprak, geçim aracı olmaktan çıkarılıp meta hâline geldiğinde insanın bağımsızlığı da zedelenir. Osmanlı’daki miri arazi düzeni ve çift-bozan hükümleri bu anlayışın devamıdır.

Özel Mülkiyetin Tanınması
İslam toplumlarında ev, bağ, bahçe ve dükkân gibi taşınmazlar özel mülk olarak kabul edilmiştir. Alım-satım ve miras işlemleri kadı sicilleri ve tapu kayıtlarıyla güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla Osmanlı’da veya daha önceki İslam toplumlarında mülkiyetin olmadığı iddiası tarihî gerçeklikle örtüşmez.

Ancak bu mülkiyet anlayışı mutlak değildir. Mülkiyet tanınır fakat adaletin önüne geçmesine izin verilmez.

Modern Toprak Reformları
Modern dönemde uygulanan bazı toprak reformlarında atıl arazilerin köylüye tahsis edilmesi, bu toprakların satılamaz ve haczedilemez şekilde düzenlenmesi dikkat çekicidir. Tapu verilmesine rağmen toprağın meta hâline getirilmemesi, tarihsel İslam ve Osmanlı arazi hukukunun modern bir izdüşümü olarak değerlendirilebilir.

Bu uygulamaların amacı köy hayatının devamı, toprağın işlenmesi ve geçimin korunmasıdır.

Toplulaştırma Meselesi
Arazi toplulaştırması, şahısların tapulu özel mülkleri üzerinde yapılan bir düzenlemedir. Verimliliği artırma ve üretimi kolaylaştırma gerekçeleri meşru olabilir. Ancak bu uygulamanın adaletle bağdaşması, rıza, denk değer ve mülkiyetin fiilen korunması şartlarına bağlıdır.

Toprağı düzenlerken küçük üreticiyi yerinden eden veya mülksüzleştirmeye yol açan uygulamalar, hukukun ruhuna aykırı hâle gelir.

Sonuç
İslam devlet geleneğinde toprak ne ferdin sınırsız mülkü ne de devletin keyfî tasarruf alanıdır. Toprak, toplumun devamı için emanet edilmiş bir geçim aracıdır. Mülkiyet tanınır; çünkü adalet bunun üzerine kurulur. Sınırlandırılır; çünkü adalet bununla korunur.

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum