Amerika, Artık Hukukun Askıya Alındığı Bir Dünya Karakoludur
Amerika Birleşik Devletleri, uzun süredir kendi anlayışına, kendi çıkarına ve işine geldiği biçimde dünyaya nizam verme iddiasıyla hareket etmektedir. Bu iddia artık yalnızca siyasi bir tercih değil; uluslararası hukuku, diplomatik teamülleri ve devletler arası güveni doğrudan tahrip eden tehlikeli bir keyfiyet alanına dönüşmüştür.
Diplomatik dokunulmazlık, devlet başkanlarının ve üst düzey kamu görevlilerinin güvenliği, uluslararası hukukun bağlayıcılığı… Bir dönem tartışmasız kabul edilen bu ilkelerin bugün Amerika’nın uygulamaları karşısında fiilen hükmünü yitirdiği görülmektedir. Hukuk, evrensel bir ilke olmaktan çıkarılıp; konjonktüre, siyasi ihtiyaçlara ve güç ilişkilerine göre şekillendirilen bir araca indirgenmiştir.
Bu şartlar altında dünya liderlerinin Amerika’ya gitme konusunda isteksizleşmesi bir söylenti değil, doğal bir sonuçtur. Hatta bazı liderlerin bizzat gitmeyip vekil göndermeyi tercih etmesi bir diplomatik nezaketsizlik değil, kendini koruma refleksidir. Çünkü artık temel soru şudur:
“Amerika’ya giden biri, hukuki ve siyasi olarak güven içinde geri dönebilir mi?”
Bu sorunun cevabı net değilse, orada düzen değil belirsizlik, diplomasi değil risk vardır.
Gelinen noktada Türk vatandaşlarının; hiçbir bakanın, hiçbir üst düzey bürokratın ve hiçbir devlet görevlisinin Amerika’ya gitmesini istememesi son derece meşru ve akılcıdır. Bedeli ne olursa olsun… Zira Amerika, bugün itibarıyla gidildiğinde dönüş garantisi olmayan, hangi hukuk normlarını esas aldığı öngörülemeyen, güvensiz bir ülke görüntüsü vermektedir.
Amerika bu sorunu açık ve bağlayıcı biçimde çözene kadar;
hiçbir ülkenin "hangi düzeyde olursa olsun" yöneticisini, bürokratını ya da resmî temsilcisini bu ülkeye göndermemesi gerekir. Çünkü mesele tekil olaylar değil, yapısal bir sicildir. Amerika’nın geçmişinde, siyasi amaçlarla suç üretilebilen mekanizmaların varlığı kayıtlıdır. Bu sicil, görmezden gelinemez.
Amerika, giderek bir ülke olmaktan çıkıp; girişi serbest, çıkışı belirsiz bir dünya karakolu hüviyetine bürünmektedir. Bu durum en başta kendi iç yapısında çatlaklar ve huzursuzluklar üretmiş, artık bu rahatsızlıkların dışa vurumu da başlamıştır. Güç, korku üretebilir; ancak güven üretemeyen güç liderlik yapamaz.
Hiç kimsenin "ne geçici yönetimlerin, ne dar kliklerin, ne de kısa vadeli siyasi hesapların" Amerika gibi bir ülkeyi bu denli itibarsız, güvensiz ve sorunlu bir noktaya sürükleme hakkı yoktur. Çünkü zarar yalnızca Amerika’ya değil, uluslararası düzene verilmektedir.
Uluslararası hukuk askıya alındığında, kimse güvende olmaz.
Bugün başkası için kurulan mekanizma "yol olur", yarın herkes için çalışır.




YORUMLAR