Reklam
Dr. Muhammed Kemal KAHYALAR

Dr. Muhammed Kemal KAHYALAR

Sağlık Olsun

İslam Medeniyeti, Bilim ve Araştırma Ruhu

25 Ocak 2026 - 20:52

İslam Medeniyeti, Bilim ve Araştırma Ruhu
İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi Gülhane Parkı’nda yer alan, Fuat Sezgin’in en çok önem verdiği projelerden biridir. Açıldığında ilk ziyaretçilerden olma şerefine nail olduğum 2008 yılında açılan bu müzeye  bu kez okul ara tatiline denk getirip eşim ve 3 oğlumla birlikte gitme fırsatı bulduk.

Burada sergilenen yüzlerce model, İbn Sînâ’dan el-Cezerî’ye, Birûnî’den Uluğ Bey’e kadar pek çok Müslüman bilginin bilimsel mirasını ziyaretçilerle buluşturuyor.

Bu müzenin en önemli özelliği, İslam medeniyetinin en önemli yapı taşı olan bilim ile ilişkisini gözler önüne sermesidir. Müze ,İslam medeniyetinin bilimle kurduğu derin ilişkinin somut bir özeti gibi.

Tarih boyunca medeniyetlerin yükselişi, bilgiye ve onu arama cesaretine verdikleri değerle doğrudan ilişkili olmuştur. İslam medeniyeti, daha ilk dönemlerinden itibaren bilgiyi (ilim) sadece teorik bir uğraş olarak değil, insanı ve kâinatı anlama yolunda hayatın merkezine yerleştirilmiş bir sorumluluk olarak görmüştür. Bu yaklaşım, Müslüman toplumlarda güçlü bir araştırma, gözlem ve deney geleneğinin doğmasına zemin hazırlamıştır.

İslam dünyasında bilimin teşvik edilmesinin arkasında yatan temel unsur, bilginin kutsal bir değer olarak kabul edilmesidir. Franz Rosenthal’in de ifade ettiği gibi, İslam’da ilim yalnızca faydacı bir araç değil; insan hayatını yönlendiren asli itici güçlerden biridir. Bu anlayış sayesinde Müslümanlar, başka medeniyetlerden gelen bilgileri pasif biçimde almakla yetinmemiş, onları sorgulamış, geliştirmiş ve yeni ufuklara taşımıştır.

İslam bilim geleneğinin en ayırt edici özelliklerinden biri, deneyin ve gözlemin sistematik biçimde kullanılmasıdır. Antik Yunan’da deneysel çabalar bulunsa da, Müslüman bilginler bu yöntemi istikrarlı ve bilinçli bir araştırma aracına dönüştürmüştür.

Örneğin İbnü’l-Heysem, optik alanındaki çalışmalarıyla yalnızca teorik açıklamalar yapmakla kalmamış; ışığın yayılması, yansıması ve kırılması üzerine kontrollü deneyler yürütmüştür. Karanlık oda (camera obscura) deneyleri, modern optiğin ve deneysel fiziğin temel taşları arasında yer alır. Onun çalışmaları, yüzyıllar sonra Avrupa’da gelişecek bilimsel yöntemin öncüllerini oluşturmuştur.

Benzer şekilde el-Bîrûnî, özgül ağırlık ölçümleri yapmış, minerallerin ve sıvıların yoğunluklarını son derece hassas yöntemlerle hesaplamıştır. Bu çalışmalar, deney ile teorinin nasıl birlikte yürütülebileceğinin çarpıcı örnekleridir. El-Bîrûnî aynı zamanda coğrafya, astronomi ve jeoloji alanlarında da gözleme dayalı veriler üretmiştir.

İslam dünyasında bilimsel faaliyetler yalnızca Müslüman coğrafyalarla sınırlı kalmamış, kültürler arası etkileşimi teşvik eden evrensel bir bakış açısı geliştirilmiştir. Bağdat’taki Beytü’l-Hikme’de yürütülen çeviri faaliyetleri bunun en güçlü örneklerinden biridir. Antik Yunan, Hint ve İran kaynakları Arapçaya çevrilmiş; ancak bu metinler olduğu gibi kabul edilmemiş, eleştirel süzgeçten geçirilmiştir.

Bu noktada Alman düşünür J. W. von Goethe’nin sözleri dikkat çekicidir. Goethe, Doğu ve Batı’nın birbirinden ayrılamayacağını vurgular ve İslam dünyasının ilmî birikimine duyduğu hayranlığı açıkça dile getirir. Ona göre bu büyük düşünsel hazinelerden faydalanmak isteyenlerin, dilleri ve kaynakları bizzat öğrenmesi gerekir. Bu yaklaşım, İslam medeniyetinin bilim anlayışının yalnızca geçmişte değil, modern düşünce dünyasında da ilham kaynağı olduğunu gösterir.

Roger Bacon gibi Batılı düşünürlerin deneyin bilimsel araştırmanın temeli olduğunu savunurken, Arap-İslam bilginlerinden dolaylı biçimde etkilendikleri bilinmektedir. Deneysel yöntemi sistematik hale getiren bu miras, daha sonra Avrupa Rönesansı’nın ve modern bilimin gelişiminde belirleyici olmuştur.

Önemli olan nokta şudur: Müslüman bilginler bilimi hazır bilgi olarak değil, araştırılması, sınanması ve sürekli geliştirilmesi gereken bir süreç olarak görmüşlerdir. Bu yaklaşım, onları sadece aktarıcı değil, üretici ve dönüştürücü kılmıştır.

İslam ve bilim ilişkisine dair bu tarihsel miras, yalnızca geçmişle övünmek için değil, bugünü ve geleceği inşa etmek için anlamlıdır. Müslüman bilginlerin örnekliği, merak etmeyi, sorgulamayı, denemeyi ve yanılmaktan korkmamayı öğretir. Bilgiye ulaşmanın en güvenilir yolu, dogmadan değil; araştırmadan ve emekten geçer.

Bugün Müslüman toplumlar için asıl soru Atalarımızın ilmi cesaretini ve araştırma ruhunu yeniden nasıl canlandırabiliriz? 

Bu soruya verilecek her samimi cevap, bilimin ve insanlığın ortak geleceğine yapılmış bir katkı olacaktır.

Reklam

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • Halil Ensar ÇETİN
    18 saat önce
    Bir milletin geçmişi ve geleceğiyle barışmasının temelini atan Fuat Sezgin
  • YILDIRIM FATİH DEMİRCİ
    18 saat önce
    Müze ziyaretinizi medeniyet okumasına dönüştürmüşsünüz. İslam bilim mirasını sadece geçmişle övünmek için değil, araştırma ruhunu yeniden nasıl canlandırırız ? sorusuyla bugüne taşımanız mükemmel bir yaklaşım olmuş. Keyifle okudum ,kaleminize sağlık.
  • Ramazan Yüksel
    19 saat önce
    Kıymetli bir makale. İşte asıl cevabını arayan soru budur; "Bugün Müslüman toplumlar için asıl soru Atalarımızın ilmi cesaretini ve araştırma ruhunu yeniden nasıl canlandırabiliriz?" Teşekkür ederim kıymetli Hekimim