Reklam
Dr. Muhammed Kemal KAHYALAR

Dr. Muhammed Kemal KAHYALAR

Sağlık Olsun

Avrupa Birliği ve Türkiye'de Kardiyovasküler Sağlık

12 Ocak 2026 - 02:50

Avrupa Birliği ve Türkiye’de Kardiyovasküler Sağlık
(OECD Bulguları Işığında Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme)


Kardiyovasküler hastalıklar (KVH), hem Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde hem de Türkiye’de ölümlerin önde gelen nedenleri arasında yer almaktadır. OECD verileri, AB genelinde KVH’lerin tüm ölümlerin yaklaşık üçte birinden sorumlu olduğunu ortaya koyarken, Türkiye’de de benzer biçimde dolaşım sistemi hastalıkları uzun yıllardır ilk sırada yer almaktadır. Bu durum, kardiyovasküler sağlığın yalnızca klinik bir sorun değil, aynı zamanda güçlü bir sağlık politikası meselesi olduğunu göstermektedir.

Avrupa Birliği’nde kardiyovasküler hastalıklar, özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde daha yüksek mortalite oranlarıyla dikkat çekmektedir. Batı ve Güney Avrupa’da uzun yıllardır uygulanan önleyici politikalar sayesinde daha olumlu sonuçlar alınırken, bölgesel eşitsizlikler halen önemli bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir.

Türkiye’de ise KVH yükü, hızlı kentleşme, beslenme alışkanlıklarındaki değişim, fiziksel hareketsizlik ve sigara kullanımı gibi faktörlerle yakından ilişkilidir. Türkiye, AB ülkelerine kıyasla daha genç bir nüfusa sahip olsa da, erken yaşta gelişen hipertansiyon, obezite ve diyabet, kardiyovasküler riskleri artırmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin “demografik avantajına” rağmen KVH yüküyle ciddi biçimde karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

OECD bulgularına göre Avrupa Birliği’nde kardiyovasküler hastalıkların büyük bölümü önlenebilir risk faktörleriyle ilişkilidir. Bunlar arasında hipertansiyon, obezite, diyabet, sigara kullanımı ve fiziksel hareketsizlik öne çıkmaktadır.

Türkiye açısından bakıldığında, tablo büyük ölçüde benzerdir:
• Sigara kullanımı, özellikle erkeklerde hâlâ yüksek düzeydedir.
• Obezite, özellikle kadınlarda ve düşük sosyoekonomik gruplarda yaygındır.
• Fiziksel hareketsizlik, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde önemli bir halk sağlığı sorunudur.

AB ülkelerinde bu risklere karşı vergilendirme, gıda etiketleme, reklam kısıtlamaları ve çevresel düzenlemeler yaygın olarak kullanılırken; Türkiye’de bu politikalar kısmen uygulanmakta, ancak süreklilik ve etki açısından sınırlı kalmaktadır.

OECD raporu, Avrupa Birliği genelinde erken tanı ve düzenli tarama oranlarının yetersiz olduğuna dikkat çekmektedir. Birçok ülkede hipertansiyon, diyabet ve hiperlipidemi taramaları sistematik biçimde yürütülmemektedir.

Türkiye’de ise Aile Hekimliği sistemi, bu alanda önemli bir potansiyel sunmaktadır. Düzenli nüfus takibi, kronik hastalık izlemleri ve ücretsiz tarama hizmetleri, Türkiye’yi teorik olarak avantajlı bir konuma getirmektedir. Ancak uygulamada:
• Tarama sonuçlarının etkin izleme ve tedaviye dönüşmemesi
• Hasta uyumunun düşük olması
• Aile hekimliği ile ikinci–üçüncü basamak arasındaki entegrasyon sorunları bu potansiyelin tam olarak kullanılmasını engellemektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinde akut kardiyovasküler bakımda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, OECD verileri taburculuk sonrası izlem ve rehabilitasyon hizmetlerinin zayıf olduğunu göstermektedir. İnme ve kalp yetmezliği hastalarında tekrar hastaneye yatış oranlarının yüksekliği bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

Türkiye’de de benzer bir tablo söz konusudur. Akut tedavi hizmetleri, özellikle büyük şehirlerde güçlü olmakla birlikte:
• Taburculuk sonrası düzenli takip
• Kardiyak rehabilitasyon hizmetlerine erişim
• Multidisipliner bakım modelleri

yeterince yaygın değildir. Bu durum, hem hasta yaşam kalitesini düşürmekte hem de sağlık sistemine ek yük getirmektedir.

OECD, dijital sağlık çözümlerinin kardiyovasküler hastalık yönetiminde büyük potansiyel taşıdığını vurgulamaktadır. Avrupa Birliği’nde elektronik sağlık kayıtları ve tele-sağlık uygulamaları yaygınlaşmakla birlikte, ülkeler arasında ciddi farklar bulunmaktadır.

Türkiye, e-Nabız ve merkezi sağlık veri sistemleri sayesinde dijital altyapı açısından güçlü bir başlangıç yapmıştır. Ancak bu sistemlerin:
• Klinik karar destek mekanizmalarıyla entegrasyonu
• Kronik hastalık yönetiminde aktif kullanımı
• Uzaktan izleme ve tele-tıp uygulamalarının yaygınlaştırılması henüz istenen düzeyde değildir.

OECD’nin Avrupa Birliği için tanımladığı temel politika açığı, Türkiye için de büyük ölçüde geçerlidir:
Tedavi odaklı yaklaşımın, önleme ve uzun dönemli yönetimin önüne geçmesi.

Türkiye açısından öne çıkan politika ihtiyaçları şunlardır:
• Önleyici halk sağlığı politikalarının güçlendirilmesi
• Birinci basamağın kardiyovasküler risk yönetiminde daha etkin kullanılması
• Taburculuk sonrası bakım ve rehabilitasyonun standart hale getirilmesi
• Sosyoekonomik ve bölgesel eşitsizliklerin azaltılması
• Dijital sağlık çözümlerinin aktif ve akılcı biçimde kullanılması

Kardiyovasküler hastalıklar, hem Avrupa Birliği hem de Türkiye için önlenebilir bir halk sağlığı krizidir. OECD’nin AB için sunduğu politika önerileri, Türkiye açısından da güçlü bir yol haritası sunmaktadır.

Önleme, erken tanı, entegre bakım ve dijital yeniliklerin birlikte ele alındığı bir yaklaşım, Türkiye’de kardiyovasküler hastalık yükünü azaltmak ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini güçlendirmek için kritik öneme sahiptir.

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum