Reklam
Ahmet EROL

Ahmet EROL


Adaletin Terazisi Şaştığında...

29 Kasım 2025 - 11:35

Adaletin Terazisi şaştığında  Negatif çöküş gerçekleştiğinde bir Toplumun Ahlakını Ne Bozar? 
Toplumlar, görünmez bir harcın içinde bir arada durur: ortak değerler, güven duygusu, birbirine karşı sorumluluk bilinci ve adalet beklentisi. Bu harç çatlamaya başladığında ahlak kulesi sallanmaya başlar. Her çatırtı, aslında derin bir sebepten doğar.

Ahlakı bozmak genellikle büyük bir gürültüyle olmaz; çoğu zaman sessiz adımlarla, yumuşak bir sızıntı gibi ilerler. Bu yüzden fark edilmesi güçtür, etkisi ise geniştir.

İnsanlardaki veya toplumdaki Adalet gölgelenirse yaşam kalitesi düşer güvensizlik başlar. İnsanlar pimi çekilmiş patlamaya hazır bir bomba gibi düşmanca tavırlar sergiler.. Sonrada farklı senaryolarla , cezalarla, yaptırımlarla toparlamaya çalışırlar.Oysaki Adalet güçtür.. 
Bir toplumun terazisi şaştığında, ahlakın pusulası da şaşar. Haksızlığın sıradanlaştığı bir yerde bireyler, kendi iyilik ölçülerini kaybetmeye başlar. Adil davranmanın bir anlamı kalmadığını hisseden insan, erdemi bir yük gibi görerek kenara bırakabilir. Adalet, toplumun vicdanıdır; sustuğunda herkes biraz susar.

Güven erozyonu dediğimiz mefhum oluştuğunda ise çöküntü başlar. 

Toplumsal güven, insanların birbirine görünmez bir iple bağlı olduğu hissidir. Bu ip yıpranmaya başladığında, bireyler kendi kabuklarına çekilir. Kimsenin kimseye inanmadığı, sözün değersizleştiği bir ortamda ahlak, ayakta kalmaya çalışan yorgun bir gezgin gibidir. Güven olmayınca iyilik kırılgan, kötülük cesur olur.

Tüketim kültürünün aşırı büyümeside insanlardaki hırsı ve üstün gelme arzusunu ön plana çıkarır. 

Değerlerin yerini ölçülebilir şeyler aldığında —para, statü, haz-ahlak geri sıralarda kalır. Bencillik ve menfaat ön sıralarda yer alır..Her şeyin “alışveriş” mantığıyla değerlendirildiği bir dünyada fedakârlık, sabır veya dayanışma gibi soyut kavramlar görünmezleşir. Toplum, ruhunu parlatmak yerine vitrinlerini parlatmanın peşine düşer.

Bunun yanında eşdeğer olarak eğitimin nitelik kaybı oluşur.. Eğitim sıradanlaşır.

Eğitim yalnızca bilgi değil, karakter inşa eder. Öğretmenlerin kalbi kırıldığında, çocukların vicdanı da eksik büyür. Soru sormayı bilmeyen, eleştirel düşünceyle tanışmayan, empatiye fırsat verilmeyen bir eğitim anlayışı; ahlakı taşımaya hazır olmayan yeni kuşaklar yaratabilir.
Rol modeller çürür. 

Toplum, örneklere ihtiyaç duyar. Liderler, sanatçılar, kanaat önderleri, aile büyükleri… Eğer bu figürler değerlerden uzaklaşırsa, geride bıraktıkları iz de yönsüz olur. İnsanlar, kendilerine yol gösterecek bir ışık bulamayınca karanlığa alışabilir.

 Söz ile eylem arasındaki uçurum arttığında
“Doğru” ile “yapılan” arasındaki mesafe büyüdükçe güven ve ahlak birlikte zayıflar. Toplumun sıkça gördüğü çifte standartlar, bireylerde umursamazlık üretir. Çünkü değerler yalnızca öğütlerle değil, örnekle yaşar.

Ortak acıların ve sevinçlerin yok olma duygusu oluştuğunda
Birlik duygusu azaldığında, toplumun ahlaki hafızası da solmaya başlar. Ortak duyguların yerini bireysel çıkarlar, paylaşımların yerini yalnızlık alır. Birlikte yaşama kültürü zayıfladığında, herkes kendi küçük gezegeninde dönmeye başlar.

Bir toplumun ahlakı bir anda çökmez; önce ince çatlaklar belirir. Bu çatlaklar zamanında fark edilirse tamir mümkündür. Çünkü toplumların sahip olduğu en güçlü araç hâlâ aynıdır: bilinçli bireyler. Sorgulayan, empati kuran, adaleti önemseyen, sözünü eylemiyle birleştiren insanlar.
Ahlak, tek bir kişinin omzundan tüm topluma yayılan bir ışıktır. 

Işık çoğaldıkça karanlık geri çekilir.. 
 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum