Reklam
Abdulaziz TANTİK

Abdulaziz TANTİK


Metafizik Kökenlerden Yeryüzü İmtihanına: İnsanın Hakikat Yolculuğu

13 Ocak 2026 - 08:29

Metafizik Kökenlerden Yeryüzü İmtihanına: İnsanın Hakikat Yolculuğu

Giriş: Bu Dünyaya Ait Olmayan Bir Varlık Olarak İnsan…
İnsanı tanımlamak, varlık düzlemindeki yerini tayin etmekle başlar. Geleneksel ve kadim kültürün perspektifinden bakıldığında insan, sadece biyolojik bir organizma değil, “zübde-i âlem” yani âlemin özü ve mikro bir kâinattır. Kaynaklara göre insan, doğası gereği aslında bu dünyaya ait değildir; o, metafizik bir âlemden yeryüzüne gönderilmiştir. İnsanın bu metafizik kimliği, ona üflenen “ruh” kavramında gizlidir. Ruh, tıpkı vahiy ve Cebrail (a.s) için kullanıldığı gibi insanın özü için de kullanılan bir kavramdır ve bu durum, insanın yeryüzündeki diğer varlık türlerinden farklı, onlarla aynı düzlemde olmayan bir niteliğe sahip olduğunu gösterir.
 
İmtihanın Ontolojisi ve İradenin Sorumluluğu…
 
Yeryüzü, insan için bir durak değil, bir inşa ve imtihan alanıdır. Kaynaklarda vurgulandığı üzere, kâinattaki diğer varlık türleri (melekler, hayvanlar vb.) arasında ‘imtihana tabi tutulan tek varlık insandır’. İmtihanın temel amacı, insanın hakikati sadece teorik olarak bilmesi değil, onu pratik yaşamında idrak etmesi, içselleştirmesi ve onunla sahici bir bağ kurmasıdır.
 
İnsan, bu imtihan sürecinde yalnız ve savunmasız bırakılmamıştır. Ona anlama, yorumlama, tefekkür, tasavvur ve tahayyül etme gibi üst düzey zihinsel yetiler verilmiştir. Bunun yanı sıra; sevgi, sevinç, hüzün, öfke ve sekinet gibi duygusal donanımlar da insana eşit düzeyde bahşedilmiştir. Bu donanımlar, insana bir ‘özgürlük’ alanı yani irade kazandırır. İrade, insanın yaşamını yeniden inşa edebilme gücüdür ve bu güç, beraberinde ağır bir sorumluluk getirir. İnsanın yeryüzünde attığı her adım bir karşılık üretir; bu imtihan oluşun bir gereğidir.
 
İlahi Rahmetin Yol İşaretleri: Vahiy, Nübüvvet ve Tövbe…
 
İnsan, yeryüzündeki yürüyüşünde iki büyük engelleyici ile karşı karşıyadır: Kendi nefsinin sınırsız arzuları ve şeytanın vesveseleri… Nefis, sınırlı ve geçici olan dünya hayatını sonsuzmuş gibi algılatarak insanı yoldan saptırmaya meyillidir. İşte bu noktada ilahi rahmet devreye girer. Allah, insana bu zorlu süreçte ‘vahyi (kitap)’ bir yol işareti olarak göndermiştir. Vahiy, yeryüzündeki çürümeyi ve yozlaşmayı durduran, insanı dengeye çağıran bir ışıktır(nur).
 
Ancak vahiy sadece bir metin değil, bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçiminin eylemsel pratiğini ise ‘nübüvvet (peygamberlik)’ temsil eder. Peygamberler, “Sırat-ı Müstakim” adı verilen o doğru yolun nasıl yürüneceğinin canlı örnekleridir. Ayrıca insan, doğası gereği hata yapabilen bir varlık olduğu için, ilahi merhamet ona ‘tövbe mekanizmasını’ sunmuştur. Tövbe, yanlış adımların ıslah edilmesi, geçmiş hataların silinmesi ve iyilikle yeniden başlanması için insana verilen büyük bir lütuftur.
 
İnsanın İki Kutbu: Esfel-i Safilin ve Ahsan-i Takvim…
 
İnsanın varoluşsal halleri her zaman ikili bir boyut taşır: Negatif ve pozitif…
 
Negatif Boyut: İnsan nefsine ve şeytana esir olduğunda, yeryüzüne mıhlanır ve kendi yok oluşuna (manevi intiharına) doğru sürüklenir. Bu durumdaki insan, bir vahşiden daha tehlikeli olabilir; bir hayvan sadece içgüdüleriyle saldırırken, insan planlı ve taammüden kötülük yapabilir. Kendini “tanrıcılık” taslayacak kadar büyük görüp zulmedebilir, nankörlük edebilir ve aceleci davranabilir. Gazze örneği, Venezuela örneği ve benzerini saymakla bitiremeyiz…
 
Pozitif Boyut: İnsan istikamet üzere olduğunda, miraca yükselir gibi Allah’a yakınlaşır. Adalet, merhamet, şefkat ve hilm/halim (yumuşaklık) sahibi olur. Girdiği ortamı cennete çevirir, barış ve selamet yayar. Kendisiyle barışık, doğa ile barışık, insanlarla barışık ve en önemlisi Rabbi ile barışık olur. Yani toplumsal barış, sosyal barış, iktisadi ve siyasi barışı da garanti altına alır.
 
İnsanın bu iki uç arasındaki konumu, onun “ahsan-i takvim” (yaratılmışların en şuur sahibi olanı) veya “esfel-i safilin” (aşağıların aşağısı /şuursuzluğun karanlık dibi) olma tercihidir. İrade, milyar dolarlık bir mücevherden daha kıymetli bir hazinedir ve insan bu cevheri koruduğu ölçüde değer kazanır.
 
Kemale Erme Yolculuğu: Müslim’den Muhlis’e…
 
İnsanın manevi gelişimi bir merdiven gibidir. Bu yolculukta insan önce bir mürşide, sonra peygambere ve nihayetinde (ahlaki nitelik bakımından) Allah’ın ahlakına benzemeye çalışır. Bu süreç dört temel makamla ifade edilir:
 
Müslim: Allah’a ve Peygambere tam bir teslimiyetle boyun eğen…
 
Mümin: Bu teslimiyeti “şuurlu bir güvene” dönüştüren…
 
Muhsin: Allah’ı görüyormuşçasına yaşayan ve her an O’nun tarafından görüldüğünün bilincinde/şuurunda olan, iyilik membaı insan…
 
Muhlis: Tüm kötülüklerden, nefsin ayartılarından ve gösterişten arınmış, saf ve halis kul…
 
Bu mertebelere ulaşan insan, yaratılış amacına uygun olarak kâinata ve yaşama iyilik olarak doğar; (salih amel/hasene) iyiliğin temsilcisi ve uygulayıcısı olur.
 
Sonuç: Sınırlarını Aşabilen Bir Hakikat Arayıcısı…
 
İnsan, sadece aklıyla değil; beyni, kalbi, ruhu ve bedeniyle bir bütündür. O, sınırlarını aşabilme, kendini yeniden inşa edebilme ve doğduğu kültürel kalıpların dışına çıkabilme kudretine sahip yegâne varlıktır. Tefekkür, tezekkür ve tahayyül yetileriyle olayların arka planını okuyabilir, ufkunu genişletebilir ve dünyevi olanın ötesine bakabilir.
 
Nihai olarak insan, yeryüzündeki imtihanını iradesiyle şekillendiren, hayır ve şer arasındaki dengeyi bulmakla yükümlü olan bir “emanetçi”dir. Geldiği metafizik boyutu unutmadan, bu yeryüzü durağında iyiliği hâkim kılmak için çabalamak, insanın en asil görevidir.
 
Anlamak için bir benzetme yapacak olursak: İnsan, açık denizde yol alan bir gemiye benzer. Geminin pusulası vahiy, kaptanı nübüvvet, rotası ise istidatlarıdır. Denizdeki fırtınalar ve kayalıklar (nefis ve şeytan) imtihanın kendisidir. Gemi kaptanı ve pusulayı takip ederse güvenli bir limana (ahsan-i Takvim) ulaşır; aksi takdirde denizin derinliklerinde (esfel-i safilin) kaybolup gider..
 
İnsan, yeryüzü serüvenini doğru bir idrak üzerinden algılayarak ve idrak ederek varlığını ilahi rızaya armağan ederek varlık skalasındaki yerini garanti altına alır. Bunu sağlamanın yolu ise imtihan oluş şuuru içinde kendi konumunu hep aklında tutarak mütevazı bir kul olarak varlığını idame etmelidir.
 
Abdulaziz TANTİK

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum