Krizler Çağında Bir Yöntem Arayışı…
Yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini bitirirken yaşadığımız krizlerin anatomisi bir tarafa temel bir gerçeklik olarak yaşadığımız krizler herkesin gözleri önünde yaşanmaktadır. Gerçekliğin anatomik yapısının değişime uğradığı bir zamanlarda yaşamaya başladık. Bilginin olabildiğinde kirlendiği ve öyle sunuma sürüldüğü bir dünyanın içinde var olmaktayız. Giderek kirlenen bir insanlık ve buna yönelik çözüm arayışlarını baştan engelleme gibi bir stratejinin varlığının duyumsandığı bir zamanlardayız…
Anlam ve ahlak krizinin vurgulanmadığı bir zemin kalmadı… Ahlakın değişime uğradığı ve bunun sokakta karşılığını gördüğümüz zamanlardır bu zamanlar… Anlam ise zaten yokluğa doğru sürüklenmekte ve buna dair bir sesin açığa çıkışına izin verilmemesi gereken her şey yapılmaktadır. Sosyal mühendislik faaliyeti üzerinden anlam, ahlak ve bilgi krizinin üstü örtülmekte ve insanlar düşünemesin diye TV, internet, sosyal medya aracılığı ile sipariş üzerinden gündem alabora edilmektedir.
Bilginin rasyonel zeminden post truth çağına sıçraması, kendi içinde göreliliği taşıdığı yetmiyor gibi yöntemde de görelilik öne çıkarılmakta ve hakikat kendi bağlamı içinde flulaşarak yokluğa tevdi edilmektedir. İşte Güç iktidarının başladığının zemin burada açığa çıkmakta ve ABD yeni politik tutumu ile bunu pekiştirmektedir.
Yeni bir yönteme ihtiyaç olduğu bedihidir. Bu yöntemin kuşatıcı bir boyut taşıması ise elzemdir. Yani mevcut durumu kuşatacak ve elde var olan yöntemlerin eksik ve zaafları yanında güçlü yanlarını da dikkate alarak onları kuşatacak ve onlara bir istikamet/yön belirleyecek bir düzlemde inşa edilmesi şarttır.
Bu yöntemin en temel parametresi, parçacı yaklaşımı ve parçalı yöntemlerin dışında bütünsel bir bakışı ve yöntemi inşa edecek bir özelliğe sahip olmalıdır. O yüzden parça ve bütün tanımı ile parça bütün ilişkisinde parçadan bütüne yönelmeyi değil, bütün ve parçanın kendi bütünlüğü içinde tanımına ulaşması elzem olmaktadır. O yüzden güçlü bir soyutlama imkânını hayata geçirmelidir. Soyutlama, bütünlüğü doğru koordinatları ile tam bir tanımı üzerinde ittifak oluşturma ve böylece bütünsellik üzerinden parçanın doğru bir değerinin açığa çıkarılmasını garanti altına almayı sağlamalıdır. Parçaların sağlıklı ve sahih bir tanımı bütünselliğin işlevselliğini güçlendirecektir. Bu noktada son yıllarda Batıda da yapılan bütünsellik vurgusu dikkate alınmalı ve buna göre yeni çalışmalara başlanmalıdır.
Modern düşüncenin sonucu oluşmuş her yöntemin kendi iç mantığı ve dış mantık açısından tekabül ettiği gerçekliği dikkate almak zorunlu bir duruştur. Reddetme yerine onu yerli yerine konumlandırma arayışı hakikat ile doğru bir bağ kurma arayışında önemli bir merhaleyi aşmak anlamını taşır. Daha önceki makalelerimde sistem ve sistematik düşünme arasındaki farka gönderme yapmıştım. Yaşamın belirli bir parçasını dikkate alarak oluşturulmuş bir yöntemin parçacı bir özellik taşıdığı bedihidir. Onu parça olarak işlevselliğini dikkate almak ve parçanın bütünün yerine ikame edilmesinden dolayı oluşacak bir eksikliğin/zaafın giderilmesi içinde bir tefekkür hamlesine ihtiyaç vardır. Örneğin, tek başına Tarih, tek başına siyaset, Tek başına bilim veya tek başına sağlık, sosyoloji hayatın bütününü kuşatıcı bir özellik taşımaz. İktisat ve benzeri durumlarda aynı konumu ihtiva etmektedirler.
Meselenin özü şudur: içinde var olduğumuz dünya, parçacı yöntemlerin ağırlıklarını izhar ettikleri bir dünyadır. Bu dünyanın taşıdığı zaaflar aynı zamanda yöntemin taşıdığı zaaflara göndermedir. Parçacı yaklaşım ve parça üzerinden kuşatıcı bir bütünsellik kurma hayali hep zayiatla sonuç vermektedir. Bunu görerek yeni bir idrak üzerinden harekete geçmek asli bir konumu ihtiva etmelidir.
Öncelikle, parçanın bütünün yerine ikamesi yanlıştır. Parça, Bütün içinde kendi anlamını bulduğu zaman anlamını ve işlevselliğini izhar edecektir. Hayatı salt bu dünya ile sınırlı tahayyül etmenin insanlık tarihi ile de uzlaşmayan ve hatta ihanet sayılabilecek bir pozisyon ürettiğini gözlememiz gerekir. Herhangi bir din, kültür ve düşünceyi salt mensupları tarafından yapılan hatalar üzerinden eleştiriye tabi kılmanın yanlışlığını ve insanlığı yokluğa tevdi ettiğini görmemiz şarttır. Hatalar üzerinden bir düşünceyi yok saymak yerine onun zaafının kendisinden mi yoksa uygulamada uygulayıcının zaafından mı oluştuğunu öğrenmek asli bir sorumluluktur…
Böylece Parça ile ilişkimizde sağlıklı bir yaklaşım geliştirme imkânı doğar. Hayatı aldatma üzerine kurgulayarak ulaşılacak bir doğru yoktur, olamaz da…
O zaman sağlıklı bir değerlendirme için doğru bilgi, doğru yöntem, doğru ilişki ve iletişim kurma ile doğru bir entelektüel zemine ihtiyaç olduğu açıktır. Bunu sağlayacak vasat ise bütünselliği kendisine dert edinmiş bir entelektüel havzadır. Bunu sağlayacak vasat ise din ve oradan üretilmiş yöntem ve düşünce zeminidir. Dini hayatın bir parçası saymak başlı başına bir hakikatten kopuştur. Din, hayatın bütününü kuşatan bir bilinç, duyarlılık ve idrak sunar. Hem bu yaşamı ve hem de ölüm sonrası yaşamı da kuşatan bir bakış sunmaktadır. Vahyin ilkeleri bütünselliğin kuşatıcı ilkeleridir. Buradan hareketle bütünselliği doğru olarak anlamak ve yöntemi bunun üzerine kurmak mümkün olacaktır.
Hayatın çok katmanlılığı yanında insanın çok katmanlılığını da dikkate alan ve bu dinamik yapıyı kuşatacak bir bakışın temel ilkelerini belirleyerek anlam krizini, ahlak krizini ve adalet krizini aşacak yeni bir bakışa ve yönteme ihtiyaç aşikârdır. Bunu sağlayacak vasat ise mevcudun temel dinamiklerinden arî/bağımsız bir bakış geliştirmek ve ona göre yeni bir bakışa ve yönteme ulaşma iradesine sahip olmaktır.
Güçlü bir özgüven ile hareket edecek ama asla kibir ve müstağniliğe taşmayacak bir özgüven… Modern bireyin benmerkezci tutumu kibri ve müstağniliği içinde taşımaktaydı. Artık bunun geride kalmasını sağlamak ve tevazuu ile hareket edecek bir yeni insan profiline ulaşmak ilk adım sayılmalıdır.
Krizler, krizleri oluşturan şartları terk etmekle çözüme kavuşturabiliriz. Modern krizler, anlam, ahlak ve adalet krizini oluşturmaktadır. O yüzden modern bilgi ve türevlerini asli konumlarına irca eylemek ve bütünsellik bağlamında yeniden ele almak gibi bir sorumluluk entelektüel camiayı beklemektedir. Müslüman şahsiyet, entelektüel bir zemine sahip olma sorumluluğunu kuşanmak zorundadır. Bilgi, öğrenilen bir şey değil, ulaşılabilen bir şeye dönüşmüş olması başlı başına bir sorun alanıdır. O yüzden eğitimi, öğrenim ve terbiye üzerinden bir bütünlüğe taşımak elzem olmuştur.
Mesele sadece bilgi meselesi olmaktan çıkmış ve hayatın bütününü kuşatacak bir düzeyde yozlaşmaya ulaşmıştır. O yüzden salt bilgi ile değil hayatın bütün katmanlarında yeni bir değişime olan ihtiyaç hâsıl olmuştur. Bu ihtiyacı giderecek imkân ise İslam dininin sağlam ve sahih yapısında mündemiçtir. Bağımsız bir araştırma bunu ortaya koyma istidadına sahiptir. Yeter ki vicdan ve adalet duygusunu yeniden kazanarak bu araştırmayı ve çalışmayı ortaya koymaya yönelelim…
Abdulaziz Tantik




YORUMLAR