Durun Kalabalıklar Bura Çıkmaz Sokak | Hüseyin Acarlar

Misafir Kalem

Hüseyin ACARLAR
En ünlü iletişim düşünürü McLuhan, medya teorisindeki temel noktayı ‘araç iletidir’ şeklinde özetler.

Kitle iletişim kuram ve araştırmaları temelde iki yaklaşıma dayanır. Bunlardan ilki liberal toplum kuramının temel varsayımlarına dayanarak medya analizleri yapan anaakım da denilen kuram ve yaklaşım.

Diğeri, Marksizm’den hareketle iletişim olgusunu analiz eden eleştirel yaklaşım.
Bu iki akımın düşünceleriyle sizleri yormak istemiyorum. Konuyla ilgili istemediğiniz kadar kitap, makale deruhte edildi. İnternette küçük çaplı bir sörf konunu genişliğini gösterecektir. Mevzunun iletişim olması böyle bir girişi mecbur kılıyor.

İnternet kaynaklı yeni iletişim teknolojilerinin elektronik bir demokrasi yaratacağı yönündeki ütopyacı retoriklerin havada uçuştuğu bir dönemde aydınların topaç çevirdiği bir meseleyi kaşımak fayda sağlayacaksa, kaşımanın faydası mahsurundan fazla olacaktır.

Hangi ideolojik katmanda kendini tanımlıyorsa tanımlasın bizim entelijansiya (düşünürler), geçmişle ilgilenirken anı ıskalıyor. Bir youtuberin bir düşünürden daha fazla hayatın ortasında fink attığını görmemezlikten gelmek istikbale dair Survivor aydınların(!) sözünün geçerliliğine işaret etmez mi?İronik realite manzarasından bir kesit;Düşünün; Daskapital AVM de colasını yudumlarken blogundan Ahmet Arif’ten leylimi mırıldayan antiemperyalist şair Ulaş ile bir taraftan ne idüğü belirsiz kahvesini yudumlarken tewet ataçlayıp turistik Mevlana’dan (!) beyitler deruhte eden Sadaka Holding Ciosu Ali bey aynı masada okul nostaljisi yapıyorlar.

Yan masada telefon çalıyor. “ölürüm Türkiyem” telefon melodisi cafede yankılanırken telefonu açmıyor Burak bey. Gözleri telefonuna takılı kapiçinu içiyor, iyice gerilmiş belli. Masada mesai arkadaşı Müslüm kim bilir hangi halkların eşitliğinden bahsetti?  
Orada, yanı başlarında fark etmedikleri yırtık jeanli yada kaprili üç genç, ellerinde cep telefonlarıyla binlerce takipçisine yeni tarzlardan, trendlerden bahsediyor…

Bu üç tarzı masa için doğru soru şu? Masaları kim kurdu?  Hesabı kime ödeyecekler?
Cevabı vermek için zihinsel manipülasyondan kurtulmamız gerekiyor. Bu zihinsel ve ruhsal iletişimin canına kast eden iletişim cambazları hakkında aydınımız ne diyor? Kızmayın ama Kuzum biz ne ara bu kadar mankurtlaştık?

Enformasyon ve kültür alanında, çokuluslu şirketlerin egemenliğini sürdürebilmek için mülkiyet yapısı, finansman, Ar-Ge faaliyetleri de dâhil olmak üzere üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerini nasıl kullandıklarını neden görmezden geliyoruz?

Enformasyon ve iletişim endüstrileri çokuluslu şirketler marifetiyle mahremiyetin canına okudu. Şimdi kontrol ederek zihin ve manipülasyonla dünya yönetiyor.

Sense bu aziz mübarek günde sakızın orucu bozup bozmadığını soruyorsun ey yurdum insanı.

Sen, sizde fazla mavi var mı, fazla bir gökyüzü, fazla bir cumartesi, fazla bir gülüş? Sizde fazla bir hayat var mı? Sorusunu soruyorsun ey yurdum insanı.

Görsel iletişimin baskın olma durumu, insanlar üzerinde duyduklarına inanmama, aynı zamanda görme isteği, hissetme ve konuşma isteklerini kaybetme etkisi yapar.

Gerçeğin; gösterge, imgeler ve simülakra boyun eğdiği; hile yoluyla değişikliğe uğratıldığı/Baudrillard/ bu yalan dünyada varlığını sürdüren sosyal medya ve araçları bizzat iletinin kendisidir. Hedef kitle başta gençlik olmak üzere herkestir. Toplum yapısı gereğince değişken ve bağımsız görünse de aynı yoldan manipülasyona maruz.

Kitle iletişimi, ister ticari ister kamu kurumu biçiminde örgütlensin, haber denen dedikodusuyla, eğlencesiyle, müziğiyle ve belgeseliyle merkezleşmiş öykü sistemiyle zihinleri esir alınmış durumda.

Zihin manipülatörü cambazlara göre göre insanın tabiatı da dünya da aslında değişmiyor. Değişen sadece zaman ve durumların meydana geliş şekilleri. Bu kendini tekrar eden değişmez döngü içerisinde zihin hokkabazları, sosyal ilişkileri ve ekonomiyi yıpratan kurumsal yapılardaki değişiklikleri gözden ırak tutarlar, tartışılmasına müsaade etmezler. Zira böyle bir durum, dünyada işlerin yolunda gitmediğini ve problemlerin olduğunu fark etmemizi sağlayacaktır. Oysa onlara göre dünya; değişmez, değiştirilemez sabit bir varlıktır ve insanlar bu durumun uzaktan izleyicileri olarak kalmalıdırlar. Etkenlik out, edilgenlik daima(!)...

Reklamın vazgeçilmez mecrası olan beyaz camların ardından sunulan sanal dünya, uzaktan izleyicileri uyandırmadan görevini yerine getirmeye devam etmeli ki Dascapital AVM nin işleri tıkırında gitsin. Çünkü orda insan sadece bir sinektir(!).

Bizi gerçeklikten kesin bir biçimde ayıran bu algılanması olanaksız şeffaflık, bir sineğin pencere camına çarpması ve çarpınca, kendisini dış dünyadan ayıran şeyin ne olduğunu bilememesi kadar akla sığmayacak bir şey farkındayım. Bu yüzden her defasında geri çekilir ve cama yeniden çarpar. Tıpkı sanal olanın gerçekliğine inanmaya devam eden insanlık gibi…
Somut manipülasyon örnekleriyle devam edeceğiz…
Hüseyin Acarlar 
15 Mayıs 202O