CEVHERDEN MÜCEVHERE - 1

Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog

Merhaba değerli okurlar. Besmele çekerek ve tüm iyi niyetlerimizi muhafaza ederek bir yazı dizisine başlıyoruz sizinle. Ele alacağımız konu, makalemizin başlığından da anlaşılacağı gibi; “eğitim”.


Bugün, çoğumuzun zaman zaman birbirinin yerine kullandığı ama aslında her biri bir binanın farklı katlarını temsil unsurların başında gelen “eğitim” insanoğlunun hayatının en önemli basamaklarındandır. Bu basamakları çıkmayı hakkıyla öğrenen/öğretilen kimseler hayatın neresinde olursa olsun “nitelikli/kalifiye” insan olmayı taşırlar. Nerede oldukları pek önemli değil; öğretmen, öğrenci, vaiz, mürşit, genel müdür, mühendis ve daha nice yerler. Asıl mesele her birinin, bulundukları yerlerde niteliklerini belirleyecek olan “eğitimdir”. İyi bir evlat, iyi bir hoca, iyi bir eş, iyi bir dost ve daha ne varsa bulunacağımız konumlamalar, bunların icrasında en önemli yerlerden birisi de “eğitim” durağıdır.

Eğitim, üzerinde çokça durulan bir dinamik yapıdır. Herkes kendi bilgisi, anladığı ve niyeti kadar sahiptir bu kuruma. Eğitim, doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreç olup, istendik yönde davranışlarda değişiklik meydana getirme/getirilme sürecidir. Bu sürecin katma değeri olmak için her fert buna omuz vermelidir. Verilecek bu omuz “tabut” taşıma niyetiyle olmamalıdır. Dağları birbirine bağlayan “viyadükler” misali emsallerine yakışır olmalıdır.

Hepimiz hayatın bir noktasında "Nasıl iyi bir eğitim alabilirdim?" sorusunu sormuşuzdur. İşte bu yazı dizimizde, bu sorunun yanıtını beraber arayacağız. İlk durağımız ise temeli olan “eğitimi” anlamak olacaktır.

Peki, neden eğitim? Neden bugün her zamankinden daha fazla bu kavramın içini doldurmaya muhtacız? Çünkü pedagoji biliminin de bize kanıtladığı üzere, insan, diğer canlılardan farklı olarak "eksik" doğan ve bu eksikliğini ancak nitelikli bir süreçle tamamlayabilen yegâne varlıktır. Bir ceylan doğduktan dakikalar sonra koşmaya başlar, bir kuş içgüdüleriyle yuva yapar. Ancak insan, bir ömür boyu "olma" çabası içindedir. İşte bu "oluş" sürecinin adıdır eğitim.

Pedagoglar/eğitimciler eğitimi tanımlarken genellikle "istendik yönde davranış değişikliği" ifadesini kullanırlar. Ancak bu tanımın ruhu, sadece kurallara/insan olabilmeye uyan bireyler yetiştirmek değildir. Modern pedagoji, eğitimin "bireyin potansiyelini keşfetme sanatı" olduğunu da söyler. Her çocuk, içinde işlenmeyi bekleyen devasa bir dünya ile gelir bu hayata. Eğer biz eğitimci olarak, ebeveyn olarak veya toplum olarak o çocuğa doğru araçları sunamazsak, o devasa dünya sönüp gider. Hatta toplumun/dünyanın başına bela olur.

Jean Piaget’den Maria Montessori’ye kadar pek çok büyük psikolog ve eğitim kuramcısı, çocuğun ve gencin kendi hızında, kendi merak duygusuyla büyümesinin önemine dikkat çeker. Merak duygusu beslenmeyen bir eğitim, sadece ezbercilikten ibarettir. Ezbercilik ise ruhsuz bir tekrardır. Oysa biz, ruhu olan, sorgulayan, "neden" ve "nasıl" diyebilen nesillerin yetiştirilmesinin peşindeyiz.

Eğitim, bir çocuğun sadece matematik bilmesi değil, o matematiği hayatın adalet terazisinde nasıl kullanacağını öğrenmesidir. Pedagojik açıdan bakıldığında, bir bireye bilgi yüklemek "öğretimdir ". O bilgiyi bir yaşam biçimine, bir ahlaka dönüştürmek ise "eğitimin" sırlarındadır. İşte "Cevherden Mücevhere" dönüşüm tam da bu noktada başlar.

Eğitim Toplumsal Yapının Omurgasıdır
Eğitim, sadece bireysel bir kurtuluş reçetesi olmayıp; aynı zamanda toplumsal yapının en güçlü çimentosudur. Bir toplumun kalitesi, o toplumu oluşturan bireylerin aldıkları eğitimin derinliğiyle de ölçülür. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin; ekonomik refahın, adaletin ve huzurun olduğu her yerde eğitimin "nitelikli bir insan" yetiştirme gayesi üzerine kurulduğunu görürsünüz. Her ne kadar bazı güruhlar eğitimi; kendilerine “hizmetkâr” yetiştirmek ve “hipnotize ederek kuklalaştıracak” kimseler yetiştirme aracı olarak görseler bile bu, çok da uzun sürmeyecek olan ilkelliğin kendisidir. Zaten bu güruh eğitimden haberdar olmuş olsalardı, eğitim olgusunu asıl mecrasından çıkarmaya çalışmazlardı.

Az önce zikrettiğimiz gibi; iyi bir genel müdür, iyi bir vaiz veya iyi bir mühendis olmanın yolu, diplomadan önce "insan olma eğitiminden" geçer. Eğer eğitim sistemi, bir mühendise sadece köprü yapmayı öğretip, o köprüden geçecek insanların can güvenliğini dert edinmeyi öğretmiyorsa, orada bir kopukluk var demektir. Toplumsal yapı, birbirine omuz veren ama bu omuzu bir cenaze taşır gibi mecburiyetle değil, bir şehri inşa eder gibi şevkle veren bireylerle ayakta kalır.

Viyadük misali dedik ya; eğitim, kuşaklar arasındaki uçurumu kapatır. Geçmişin kadim bilgeliğini geleceğin teknolojik imkânlarıyla birleştirir. Bir toplumda eğitim çökerse, sadece okullar kapanmaz; adalet, liyakat ve ahlak da çöker. Bu yüzden eğitimi, devletin ve milletin en stratejik meselesi olarak görmeliyiz.

Eğitimcinin Rolü
Eğitim sürecinin en kritik öznesi kuşkusuz “eğitimcidir”. İster sınıfta bir öğretmen ister evde bir anne-baba olsun; eğitimci aslında usta bir sanatçı ve mimardır. Önündeki mermer bloğun içindeki o gizli figürü (potansiyeli) gören bir sanatkâr, fazlalıkları ince işçilikle yontarak asıl güzelliği ortaya çıkarır.

Mürşitler ve büyük eğitimciler her zaman şunu vurgular: "Eğitim kalbe dokunmaktır." Zihne girmeyen bilgi unutulur, ama kalbe dokunan bilgi “bir ömür boyu” rehberlik eder. Bugünün dünyasında bilgiye ulaşmak çok kolay; cebimizdeki telefonlarla dünyanın en büyük kütüphanelerine saniyeler içinde bağlanabiliyoruz. Lakin "bilgelik" (hikmet) Google'da bulunmuyor. Bilgelik, o bilgiyi nasıl, nerede ve hangi niyetle kullanacağını bilmektir. İşte, gerçek eğitimcinin görevi, bu hikmet yolculuğunda bireye yol arkadaşlığı yapmaktır.

Eğitimin Üç Sacayağı: Disiplin, Rehberlik ve Sabır

Etkili eğitimin anahtarlarından biri de disiplindir. Ancak buradaki disiplin, askeri bir nizamdan ziyade, bir "öz disiplindir ". Bireyin kendi zamanını, kendi emeğini ve kendi merakını yönetebilmesidir. Buna hem rehberlik hem de eşlik etmelidir. Her bireyin öğrenme yolu farklıdır; kimi görerek, kimi yaparak, kimi dinleyerek öğrenir. Kişiye özel yollar sunmak da eğitimin amacına ulaşmasını sağlayacaktır.

Sabırlı ve planlı olmak, bu sürecin en zor ama en can alıcı hassas iki yanıdır. Bir tohumu toprağa ektiğinizde ertesi gün meyve bekleyemezsiniz. Eğitim de böyledir. Bugün verdiğiniz bir değer, ektiğiniz bir bilgi kırıntısı; on yıl sonra bir kriz anında bireyin karşısına bir "pusula" olarak çıkar. Bu da sorunların daha fazla büyümeden çözüme ulaşması noktasında müthiş bir katkı sağlayacaktır.

Dünya Yaşamı ve Sonrası Ebedi Yolculuk Eğitimle Şekillenir
"Doğru eğitim, gizli yetenekleri görünür kılar" diyoruz. Bu yazı dizisinin ilk durağında, eğitimin sadece bir "etkinlik" değil, bir "varoluş mücadelesi" olduğunu anlatmaya çalıştık. Eğer biz eğitimi, bireyi topluma katkı sağlayan, özgüveni yüksek, öğrenme becerileri gelişmiş bir "mücevher" haline getirme süreci olarak görürsek; işte o zaman dağları birbirine bağlayan o sağlam viyadükleri kurmuş oluruz.

Nitelikli insan, sadece kendi menfaatini düşünen değil, bulunduğu her konumda (eş, işçi, amir, evlat) o konumun hakkını veren insandır. Ve bu "hakkını verme" yetisi, ancak doğru bir eğitim durağından geçmekle mümkündür.

Önümüzdeki yazı dizisi boyunca, bu büyük yapbozun diğer parçalarını; kabiliyeti keşfetme yollarını, yeteneği ustalığa dönüştürme stratejilerini, merak duygusunun nasıl besleneceğini ve başarının aslında ne olduğunu tek tek inceleyeceğiz.

Unutmayalım; her birimiz işlenmeyi bekleyen birer cevheriz. Yeter ki doğru ustanın elinde, doğru niyetle ve doğru bir eğitimle yoğrulalım.

Kalalım sağlıcakla…