AKLISELİME DAVET

Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog

Gökmen CAN
Eğitimci SosyologHadiseler, insan hayatında olduğu gibi toplumların ve devletlerin hayatlarındaki önemli duraklardır. Mevcut varlıkların devamı hadiselerle süreğen hale gelir. Beşerde olduğu gibi hayvanatta ve nebatatta durum aynıdır. Tüm mevcudatta bu gerçek değişmez. Çünkü topyekûn varlık alemi, hadiseler üzerine akar durur. Varlığın başlangıcı gibi imtihanın ve dünya hayatının sonu da hadiselerledir.

Bir yazımıza “Birlik Olma Zamanı” başlığını atmıştık. Bu kadim devletin, milletin ve medeniyetin, oldu bitti “Birlik Olma Zamanı” alarmı halinde bugünlere geldiğinden söz etmiştik. Evet, gün geçtikçe de bu gerçeğin değişmeden devam ettiğini görmekteyiz. Çünkü “fıtrat” bakımından alemde müşahhas bir varlık olan insanın var olduğu sürece, hadiselere binaen bu durumu devam edecektir. Asıl mesele şu ki: Karşılaşacağımız her hadisede aklıselimi koruyup onu tercih etme ve fevri ve hikmetsiz hareket etmekten sakınmaktır.  Sorunun tümüyle hadiselerde olmasında değil, hadiselere verdiğimiz tepkilerde yattığı gerçeğini bilmeliyiz.

Bugünlerde kendisini hatırlamak istemediğimiz hadiseler yaşanmaktadır. Zikretmek bizi daha da çok üzer. İnsan hayatına kast eden çeşitli psikolojik ve yer yer ideolojik saplantı izlerinin kendini gösterdiği hadiselerde, her bir kişi, kurum ve kuruluş üzerlerine düşen, yara saran, taşın altına el koyup sorumluluk üstlenmeyi sergiler davranışlarda bulunmalı. Fevrilikten, yangından mal kaçıran ve sanki kendisi noksansız tam, mükemmel bir varlıkmış gibi gezinip ahkam kesmekten uzak durulmalıdır. Bunları yapmadıkça da hikmet ve aklıselim gerçekleşemez.

Okullarımızda yaşanan saldırı ve sonu ölümlerle, yaralamalarla ve belki de onanmayacak travmalarla dolacak münferit hadiseler gerçekleşmektedir. Ömrünü eğitime ve insanlığa adamış meslektaşlarımızın vefat etmesi ve yaralanması canımızı çok yakmaktadır. Canımız olan evlatlarımızın vefat edip yaralanması ve belki de ömür boyu benliklerinden atamayacakları travmalarla yaşamaları çok acı ve tarifi imkansızdır. Bu tarifsiz acıya/acılara rağmen yurt sathında ideoloji ayrışımına girip çekiştirmeden, kontrolsüz ve bencil açıklamalar yapmadan, altında başka tınıların mesajlarıyla dolu ezgi bütünlüğüne bürünmeden, üzüm yeme niyetinde olup da bağcıyı darp etmeden sınırlar içerisinde insaniliğimizi ortaya koymalıyız.

Mesele varlık, beka, insanımız, memleket olunca siyaset üstü, ideolojileri ayaklar altına alan bir “biz” olmalıyız. Söylenmesi kolay ama anlam doluluğu ciltler dolusu anlatıma ilham olacak “yerli ve millilik” bilinci tam da burada kendini göstermesi gerekir. Hele menfur hadiseler bu “yerli ve milli” olma bilincini daha bir dimdik ayakta tutmalı.

Dünyanın dört bir yanında yıkıcı hadiseler yaşanırken; kadim devletimizin ve mazlumdan yana duruşuyla tarihe yön vermiş asil milletimizin, kendi içimizde yaşanan olaylar karşısında da her zamankinden daha fazla hassasiyet göstermesi bir zaruret hâline gelmiştir.

Şüphesiz ki devletimizin aldığı ve alacağı tedbirler vardır ve olacaktır. Ancak bu süreçte yalnızca devlet mekanizmasının değil; kurumların, yetkin kabul edilen entelektüel çevrelerin, eğitimcilerin ve irade sahibi her bir vatandaşımızın da sorumluluk bilinciyle hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Bu zor zamanlarda hepimize düşen bazı aklıselim davranışları hatırlatmakta fayda görmekteyiz. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

Bu aklıselim davranışların başında, bilgi kirliliğinden uzak durmak, teyitsiz haberlerle infial oluşturmamak ve özellikle çocuklarımızın, gençlerimizin ruh dünyasını daha fazla yaralamamaya özen göstermek gelmektedir. Zira çok kötü ve menfur bir hadisenin kendisi kadar, o hadisenin toplumda nasıl yankı bulduğu da belirleyicidir. Söylenen her söz, yapılan her paylaşım ya yaraya merhem olmakta ya da o yarayı derinleştirmektedir. Çok kısa sürede yayılan paylaşımların “kasıtlı” ve “maksatlı” olduğundan şüphe etmemek gerekli. Akla ziyan o kadar enteresan ve kışkırtıcı haberler, daha doğrusu paylaşımlar pervasızca yayıldı ki, resmen bir korku kültürünü hortlatma, sindirme ve başta devletimizi ve kurumlarını aciz gösterme art niyetliliğine girişilmiştir. Devletin neresinde, siyasetin hangi sahnesinde yer alırsak alalım “biz” olmayı ihmal etmemeliyiz.

Bugün okullarımızda gerçekleştirilen menfur ve münferit görülen saldırılar, yalnızca kişilere değil; geleceğimize, umudumuza ve toplumsal dokumuza da yönelmiş tehditlerdir. Bu sebeple verilecek tepki de sıradan, gelişigüzel ve anlık olmamalıdır. Aksine; ölçülü, dirayetli ve birleştirici bir duruş olmalıdır. Çünkü bu millet, en zor zamanlarda dahi sağduyusunu kaybetmeyen, acıyı öfkeye değil; iradeye ve birlikteliğe dönüştürebilen bir millet olmuştur. Tarih sahnesindeki hadiseleri tekrar tekrar hatırlatmaya gerek yok. En yakından en uzak tarihe yolculuğa çıkmak isteyenler olursa tarih kitapları her türlü teknoloji nimetinden yararlanabilir. Göreceklerdir ki bazı varlıkların devamı “asillikleriyle” paraleldir.

Bir de unutulmamalıdır ki; eğitim yuvaları yalnızca bilgi verilen yerler olmayıp, aynı zamanda bir milletin yarınlarının inşa edildiği özel yerlerdir. Bu mekânlara yönelen her tehdit, aslında bir ülkenin istikbaline yönelmiş bir saldırıdır. Dolayısıyla bu mesele, herhangi bir kurumun ya da zümrenin değil; topyekûn bir milletin meselesidir. El ovuşturmak, fırsat kollamak, sırtlanlık yapmak ve diş göstermek yerine başta “insan” sonra “yerli ve milli duruşlu bir vatandaş” olmak gerekir.

Bugün bizlere düşen; suçlu arama yarışına girmekten ziyade, bir daha böyle acıların yaşanmaması için aklıselimi rehber edinmektir. Sorumluluk almak, dilimizi ve üslubumuzu onarıcı kılmak, ayrıştıran değil birleştiren olmak zorundayız. Zira yangın yerinde körükle dolaşanlardan değil; su taşıyanlardan olma vaktidir.

Aklıselim; sadece düşünmek değil, doğru zamanda doğru tavrı ortaya koyabilmektir. Bugün o tavır; sükûnet, birlik ve kararlılıktır. Ve bilinmelidir ki, bu millet aklıselimi kaybetmediği sürece hiçbir hadise onu yolundan döndüremeyecektir.

Hâsılı kelâm dostlar; böylesi zamanlar milletimizin sadece acısını değil, aynı zamanda iradesini, ferasetini ve vicdanını da ortaya koyduğu zamanlardır. Bu zamanlar ya dağılmaların ya da daha sıkı sıkıya kenetlenmenin kendini gösterdiği zamanlardır. Ya fevriliğin savurduğu bir kalabalık olacağız ya da aklıselimin inşa ettiği bir millet olmayı sürdüreceğiz. Tercihimiz; öfkenin gürültüsünde kaybolmak değil, hikmetin sessiz ama sarsılmaz gücünde buluşmak olmalıdır. Çünkü biliriz ki, aklıselim kaybedildiğinde her şey kaybedilir; fakat o muhafaza edildiğinde, en derin yaralar dahi sarılır, en karanlık zamanlar dahi aşılır. Bu yüzden bugün, her zamankinden daha fazla aklıselim davetine icabet edilmeli.

Kalalım sağlıcakla…