Bu Hâle Biz Getirdik...
Gün geçmiyor ki birbirleriyle acımasızca kavga eden, sokakta magandalık yapan, öğretmenlerine, ailesine ve büyüklerine saygısızlıkta sınır tanımayan liseli gençler haberleri duymayalım. Üstelik bu işi çeteleşme boyutuna taşıyanlar da cabası!
Hep söylüyorum: Bence ülkemizi bekleyen en büyük tehlike ne kuraklık, ne ekonomik kriz ne de başka bir şey! Bizi bekleyen en büyük tehlike; küçüklüklerinden itibaren dünyanın kendileri etrafında döndüğünü zannedecek kadar yaşamın hiçbir külfetine katlanmadan şımartılarak büyütülen, henüz ruhları gelişmeden betonlaşan genç nesildir!
Öyle ki, çocukların gelişimi ile ilgili ülkemizde uzun yıllardır uygulanan ve öğretmenlere hatta anne-babaya karşı her türlü özgürlüğü ve bireyselciliği esas alan Batı tandanslı bir pedagojik yaklaşımın sonucu günümüz gençliği adeta ele avuca sığmaz bir hale gelmiştir!
“Bırakın yapsınlar, bırakın etsinler” mantığıyla hiçbir otorite tanımamayı özgürlük zanneden, evrensel insani ve ahlaki değerlerle birlikte mensubu bulunduğu toplumun örf-adetlerini hiçe sayan, saygı ve sevgi kavramlarına zihin dünyasında hiçbir yer bırakmamış, yaptığı kabalıktan yüzünün kızarması veya özür dilemesi bir yana adeta haz duyan bir gençlik!
İşin daha da vahimi, eğitimcilerle yaşadıkları her türlü sorunda öğretmenlerin potansiyel suçlu kabul edilmesiyle öğrenciler yaptıkları kabahatleri marifet zannetmeye başlamışlar ve adeta taşkınlıkları ödüllendirilmiştir. Bu anlayışın doğal bir sonucu olarak da öğretmen itibarsızlaştırılmış, zaten kendini yenilemeyerek otorite sorunu yaşayan öğretmen tükenmişlik sendromunun girdabında boğulmaya terk edilmiştir!
Toplumları ayakta tutan yazılı anayasalar değil, yazılı olmayan yasalar; yani örf, adet ve gelenekleridir. Biz de çocuk olduk, genç olduk, öğrenci olduk ve hatalar haptık. Ancak yaptığımız bir yanlıştan dolayı büyüklerimiz tarafından uyarıldığımızda yüzümüz kızarır, nefesimiz titrer ve aynı şeyi tekrar etmemek adına adeta kılı kırk yararcasına dikkatli davranırdık!
Laf yetiştirmek yerine dinlemeyi bilirdik eskiden. Evlenip çoluk çocuk sahibi olsak bile anne-baba ve büyüklerimizin tecrübesi değerliydi ve söyleyecekleri her bir kelime önemliydi bizim için. Onların karşısında ayak ayağın üstüne atmayı bile saygısızlık kabul ederdik!
Her şeyi bildiğini zanneden ama aslında hiçbir şey bilmeyen acayip bir nesil türedi. Ve bu neslin jargonu çok farklı artık: Ukalalığın adı “HAKKINI ARAMAK”, saygısızlığın adı “ÖZGÜVEN”, terbiyesizliğin adı “ÖZGÜR TAKILMAK”, tembelliğin adı “HAYATIN TADINI ÇIKARMAK”, ilkesizliğin adı “SPONTANE YAŞAMAK” oldu!
Benim de dâhil olduğum günümüzün orta ve yaşlı kuşağı hep ezilerek büyüdü. Evde anne-babalar, okulda öğretmenler, çevrede büyükler tarafından terbiye edilmek adına hep ezildi. İmkânsızlıklar yüzünden çekilen bin bir türlü cefa ve sıkıntılar da cabası! Bu durumun bilinç altıda oluşturduğu travmatik tepkiyle olmalı ki söz konusu kuşak tarafından kendi çocuklarına sınırsız bir özgürlük alanı ve olabildiğince geniş imkânlar sunuldu!
Öyle ki günlük üç kuruş yevmiye ile çalışan bir baba bile çocuğuna telefonun en akıllısını almaya çalıştı. Batı tandanslı pedagoglarımız ise haykırıp durdu “çocuklara kızmayın, azarlamayın, karışmayın, kısıtlamayın, isteklerini geri çevirmeyin vs...”
Ve gelinen nokta: Milli ve ahlaki değerlerini küçümseyen, örfünden âdetinden habersiz, melankolik, asabi, öfkeli, ele avuca sığmayan şımarık bir gençlik. Edep, âdap kaybolmuş, saygı sevgi hak getire!
Netice itibariyle bizim kuşak “biz sıkıntı çektik onlar çekmesin, bizim hiçbir şeyimiz olmadı onların her şeyi olsun…” mantığıyla hormonlu ve doyumsuz bir nesil yetiştirdik ve sonuç ortada. Keşke okullarda ehil hocalar tarafından okutulacak bir "İNSANLIK" dersi olsa. Sanırım yolunda gitmeyen bir şeyler var ama kimse adam yerine koyup da fikrimi sormaz ki!!!




YORUMLAR