Kaybedilen potansiyelin şehri Adana yeniden ayağa kalkabilir
Kaybedilen potansiyelin şehri Adana yeniden ayağa kalkabilir
Öncelikle umutlarımız arttıran uygulamalara bakalım :
Öncelikle Adana Valimiz Sayın Mustafa Yavuz'un önceki deneyimleriyle başladığı Adana'yı geliştirme çabaları sevinçle karşılandı. Bunun için yapılan organizasyonlar ve çalışmalar çok kıymetli.
Kimya OSB 'nin hayata geçme çalışmaları, Konteyner Limanı, Hacı Sabancı OSB 'nin 6.000 dekarlık genişleme alanının altyapı çalışmalarının başlatılarak OSB ye dahil edilecek olması, kahve ekiminin başlaması, başarılı enginar tarımı, seracılık, tarla balıkçılığı, tarlada karides üretimleri Adana için önemli, umut verici projeler, çalışmalar ve yeniliklerdir.
Çukurova Bölgesel Havalimanı yeni ülkelere uçuşlara başlamalı ve
tarımsal ürün taşınması için turlar bir an önce başlatılmalıdır.
Adana bir zamanlar Türkiye'nin en önemli üretim merkezlerinden biriydi. Verimli topraklarıyla tarımın, fabrikalarıyla sanayinin, kültürel zenginliğiyle sosyal hayatın öncü şehirlerinden biri olarak anılırdı. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinden itibaren ülke ekonomisine yön veren kentlerden biri olan Adana, bugün ne yazık ki aynı başarı hikâyesiyle değil; işsizlik, yoksulluk, uyuşturucu, plansız göç ve sosyal sorunlarla gündeme geliyor.
Olumlu, olumsuz bir takım etkileriyle Festivaller Adana'nın en güçlü yanı haline geldi. Tanıtım ve turizm açısından büyük faydaları içeren Festivallerin geliştirilmesi ve uluslararası hale getirilmesi gerekmektedir.
Üretim üstünlüklerimiz:
Adana'nın en üstün yanı, tarımsal üretimi, tarıma dayalı sanayisi ile gelişen, ülke ve dünyanın ihtiyaçlarına odaklı çeşitli üretim üstünlükleriydi.
Peki ne oldu da Çukurova'nın bereketli başkenti bu noktaya geldi?
Bu sorunun cevabını yalnızca siyasetçilere, yerel yöneticilere veya merkezi hükümetlere yüklemek kolaycılık olur. Çünkü şehirlerin yükselişi de çöküşü de yalnızca yöneticilerin değil, o şehirde yaşayan toplumun, yatırımcıların, ailelerin, eğitim kurumlarının ve kanaat önderlerinin ortak eseridir.
Adana'nın gerilemesinin temel nedenlerinden biri, değişen dünyaya ayak uyduramamasıdır. Dünya bilgi teknolojisine, yüksek teknolojiye ve markalaşmaya yönelirken Adana uzun yıllar boyunca alıştığı üretim kalıplarının dışına çıkamadı. Hâlâ büyük ölçüde tekstil, plastik ve basit tarımsal ürün üretimine dayanan bir ekonomik yapı içerisinde hareket ediyoruz.
Oysa asıl soru şudur:
Yüz yılı aşkın süredir tekstil üreten bir şehir neden dünya çapında bir tekstil markası çıkaramadı?
Narenciye üretiminde Türkiye'nin lider kentlerinden biri olan Adana neden kendi portakalını, limonunu veya turunçgil ürünlerini uluslararası bir marka haline getiremedi?
Neden tonlarca ürünü ham madde olarak satıyor, katma değeri başkalarına bırakıyoruz?
Bugün dünyanın gelişmiş bölgelerine baktığımızda aynı gerçeği görüyoruz. Zenginlik yalnızca üretmekten değil, işlemekten, markalaştırmaktan ve bilgiye dönüştürmekten doğuyor. Bir kilogram portakal satmakla o portakaldan üretilmiş meyve suyu, kozmetik ürün, aroma veya ilaç hammaddesi satmak arasında kat kat gelir farkı bulunuyor.
Adana ise hâlâ büyük ölçüde ham üretimin sınırları içinde kalmış durumda.
Bunun yanında kentin yıllardır aldığı yoğun ve büyük ölçüde niteliksiz göç de sosyal dokuyu zorladı. Eğitim, istihdam ve şehirleşme politikalarıyla desteklenmeyen göç hareketleri, bazı bölgelerde yoksulluğun ve suç oranlarının artmasına zemin hazırladı. Ancak burada da dürüst olmak gerekiyor: Göç tek başına bir sebep değil, yönetilemeyen bir süreçtir. Güçlü şehirler göçü iyi yöneterek yük değil, fırsata dönüştürebildiler.
Adana'nın bir diğer sorunu da insan sermayesini yeterince değerlendirememesidir. Her yıl binlerce genç üniversitelerden mezun oluyor; fakat önemli bir kısmı iş bulabilmek için İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e veya yurtdışına gitmek zorunda kalıyor. Şehir, yetiştirdiği beyinleri elinde tutamıyor.
Peki çözüm ne?
Öncelikle Adana'nın kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor. Sürekli geçmişin başarı hikâyelerini anlatmak yerine geleceğin fırsatlarına odaklanmak zorundayız. Çünkü geçmişin ihtişamı bugünün sorunlarını çözmüyor.
Şehrin tarımı mutlaka yüksek katma değerli üretime yönelmeli. Narenciye, sebze ve meyve yalnızca tarlada değil; paketleme, işleme, markalaştırma ve ihracat zincirleriyle değerlendirilmeli. Tarım teknolojileri, gıda sanayi ve biyoteknoloji alanlarında yeni yatırımlar teşvik edilmeli.
Araştırmalarla ve inovasyonlarla zenginleştirilecek yeniliklerin devamının artarak devamı için uzmanların ve mesleki kuruluşların inisiyatif alması gerekmektedir.
Bunun için odalar, üniversiteler, ilgili kuruluşla önemli yol göstericiler olarak öne çıkmalıdır.
Sanayide ise ucuz iş gücüne dayalı anlayış terk edilmeli.
Üniversitelerle sanayi arasında güçlü iş birlikleri kurulmalı.
Teknoloji geliştirme bölgeleri büyütülmeli, yazılım, savunma sanayii, yenilenebilir enerji ve ileri üretim teknolojileri gibi alanlara yönelinmeli.
Eğitim konusu ise her şeyin merkezinde yer alıyor. Çocuklarına sadece diploma değil, beceri kazandıran bir eğitim anlayışına ihtiyaç var. Girişimcilik, yabancı dil, teknoloji ve inovasyon kültürü erken yaşlardan itibaren desteklenmeli.
Fakat bütün bunların ötesinde bir zihniyet değişimi gerekiyor.
Adana'nın yeniden ayağa kalkması için sadece devletten yatırım bekleyen değil; risk alan, üreten, araştıran, markalaşan ve dünyayla rekabet etmeyi hedefleyen bir toplumsal anlayışa ihtiyaç var.
Çünkü şehirleri yalnızca yollar, köprüler ve binalar büyütmez. Şehirleri büyüten; vizyon sahibi insanlar, güçlü kurumlar ve ortak gelecek hayalidir.
Adana'nın toprağı hâlâ bereketli, insanı hâlâ çalışkan, coğrafi avantajları hâlâ çok güçlü. Kayıp olan şey potansiyel değil; o potansiyeli harekete geçirecek irade ve vizyondur.
Eğer bu irade ortaya konulabilirse, Adana yeniden Türkiye'nin yükselen yıldızı olabilir.