İran'da İnanç, Direniş ve Dengenin Zaferi

Vedat KAHYALAR

Tarih, yalnızca güçlülerin kazandığı savaşların değil; imkânsız görünenin inançla mümkün kılındığı anların da kaydını tutar. Bazen sayılar konuşur, bazen de sayıları susturan irade…

Son günlerde yaşanan gelişmeler, bize bir gerçeği yeniden hatırlattı: Güç, yalnızca bütçelerle, silah sistemleriyle ya da teknolojik üstünlükle ölçülmez. İnanç, birlik ve bir milletin kendi varlığına sahip çıkma kararlılığı, kimi zaman devasa farkları anlamını yitiren detaylara dönüştürebilir.

“Koşulsuz teslim”, 
"Yönetim değişecek ",
"taş devrine çevireceğiz", 
"Onlar insan değil ki !" 
"kıyameti yaşayacaklar" 
Bu söylemler dünyanın sözde ekonomik ve siyasetin dev ülkesi Amerikanın liderinin sözleri.
  
165 küçük çocuğun okuduğu ilkokulun bombalanmasıyla ve dini liderin evinde ailesiyle katledilmesiyle  başlayan kirli bir sürecin, karşılıklı müzakereye evrilmesi, uluslararası siyasetin ne kadar hızlı değişebildiğini gösterdi.

İran zor'u başarıp, Trump ve Netenyahu'nun oyununu bozdu.

"Zor Oyunu Bozar" sözünün ne anlama geldiğini bir göz atalım:

Güç haklıdır, güçlü olan kazanır:
Kuralların veya taktiklerin, kaba kuvvet karşısında çaresiz kalacağını ifade eder.

Kural Tanımamazlık: 
Çok güçlü olan tarafın, kurallara uymak zorunda hissetmediği durumlarda işi kendi lehine çevirmek için her yolu mübah görmesi durumunda rakibin de kendi stratejilerini buna uygun hazırlaması. 

Hileyi Bozmak: 
Planlı bir senaryoyu veya hileyi, beklenmedik birlik ve dayanışma ile, inanç ile bozmak.

Bütün güçlü silah envanterine ve manipülasyonlara rağmen oyunun yönünün değişmesi mümkün olabilir. İran dirençle, dirayetle bunu gösterdi tüm dünyaya. 

Bu değişim, sadece askeri denklemlerle açıklanamaz. Aynı zamanda psikolojik, ahlaki üstünlük, toplumsal dayanışma, islam dininin vazgeçilmezleri olan tevhid ve vahdet, güçlü siyasi irade ve kadim bir millet olabilme gibi unsurların da belirleyici olduğunu ortaya koyar.

Bir tarafta trilyon dolarlık askeri bütçeler, diğer tarafta çok daha sınırlı imkânlar… 

Kağıt üzerinde sonucu önceden yazılmış gibi görünen bir tablo. Ancak tarih, kağıt üzerindeki hesapların sahada her zaman karşılık bulmadığını defalarca gösterdi. Çünkü savaşlar sadece silahla değil; sabırla, fedakârlıkla ve inançla da verilir.

Burada dikkat çeken bir diğer husus ise mezhep farklılıklarının ötesine geçebilen bir dayanışma fikridir. İslam dünyasının uzun yıllardır en büyük zaaflarından biri olan iç ayrışmalar, kimi zaman ortak bir tavırla aşılabildiğinde ortaya bambaşka bir güç çıkmaktadır. Bu durum, sadece bölgesel değil, küresel dengeleri de etkileyebilecek bir potansiyel taşır.

Amerika ve israil; bir süre sonra, dunyadaki müslümanları uyandıran, birlik haline getiren vahdete vesile olduklarını anlayacaklar. Körfez ülkeleri ve halkları çoğunlukla uyandılar bile.

Aynı şekilde, dünyanın farklı coğrafyalarında barıştan yana tavır alan halkların sesi de bu süreçte önemliydi. Küresel kamuoyu, artık sadece izleyen değil; tepki veren, yönlendiren ve baskı oluşturan bir aktör hâline gelmiştir.

Bugün yaşananlar, bize bir fikrin yeniden hatırlatılmasıdır: Ezilenlerin, dışlananların ve yok sayılanların tamamen çaresiz olmadığı gerçeği. “Mustazaflar” olarak ifade edilen kesimlerin, uygun şartlar oluştuğunda nasıl bir direniş ortaya koyabileceği bir kez daha görülmüştür.

Elbette bu süreç henüz tamamlanmış değildir. Tarih, tek bir olayla yazılmaz. Ancak bazı anlar vardır ki, yön değiştirir; algıları dönüştürür ve yeni ihtimallerin kapısını aralar.

Ancak artık biliyoruz ki zulme ve zalime direnenler daima daha onurla ve gururla bu dünyada yaşamaya devam edecekler.

Belki de asıl mesele şudur: İnsanlık, gücün sadece maddi unsurlardan ibaret olmadığını ne zaman tam anlamıyla kabul edecek?

Çünkü bazen en büyük güç; inanan, direnen ve vazgeçmeyen insanların omuzlarında yükselir.

"Savaşırız, ölürüz, teslim olmayız!" sloganlarıyla 40 gündür meydanları terk etmeyen İran halkı yine dünyaya unutulmaz bir ders verdi.
Gazze, Lübnan ve Yemen'in kısıtlı olanaklarına rağmen fiili desteklerini unutmayacağız.

Bize düşen bu asil mücahitlere her türlü şartlarda destek olmaktır.