Adana'nın Sessiz Yarası

Vedat KAHYALAR

Adana’nın Sessiz Yarası
6 Şubat 2024 depremleri denildiğinde akla ilk gelen şehirler Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman oluyor. Enkaz görüntüleri, kaybolan hayatlar, yerle bir olan kentler…
Haklı olarak hafızamız bu şehirlerde donup, takılı kalıyor.

Ama bir şehir var ki, sesi çok çıkmadı; yarası sessizdi, ağırdı ve hâlâ kanıyor: Adana.

418 kişinin yaşamını yitirdiği Adana’da, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Adana İl Müdürlüğü’nün tespit ettiği;  3 bin 297 AĞIR HASARLI ve de ORTA HASARLI 4 bin 62 binanın durumları da hiç iç açıcı değil. Az hasarlı bina sayısını saymıyorum bile. Şimdi bunlar yavaş yavaş yıkılıyor...Yerlerine  yönetmeliklere uygun sağlam binalar yapılıyor..?

Daha önce bu özen, dikkat ve  denetimler yapılamaz miydi?

Evet, Adana’da yıkılan bina sayısı diğer illere kıyasla daha azdı. Bu gerçek, ilk günlerde bir “şanslı şehir” algısı oluşturdu. Oysa zaman, bu algının ne kadar yanıltıcı olduğunu acı biçimde gösterdi. Deprem sonrası yapılan incelemelerde ağır hasarlı bina sayısının sanılandan çok daha fazla olduğu ortaya çıktı. Bugün özellikle Çukurova ilçesinde peş peşe yıkılan binalar, bu gerçeğin somut kanıtı. Sadece Adana'da yüzbinlerce insan etkilendi bu felaketten.

Adana’nın silueti değişiyor.
Ama bu değişim, planlı bir dönüşümün değil; ihmalin, denetimsizliğin ve yıllarca biriktirilmiş yanlışların sonucu.

Asıl mesele de tam burada başlıyor.

Bu yıkımın sebebi deprem değil yalnızca. Deprem bir sonuçtu. Asıl neden;

 -Bu ülkeyi ortadoğulu bir ülke zanneden, fırsatçı, kifayetsiz muhteris kişi ve kurumlar 
– Güçlü ve bağımsız bir denetim mekanizmasının olmayışı,
– “Nasıl olsa bir şey olmaz” cezasızlık algısının olması.
– Betonun insan hayatından daha değerli görüldüğü rant iştahıdır.

Yıllarca zemin etüdü kağıt üzerinde yapıldı.
Yıllarca projeye aykırı katlar “hallederiz” mantığıyla görmezden gelindi.
Yıllarca imar aflarıyla, hukuksuzluk meşrulaştırıldı.

Deprem geldiğinde ise bina yıkılmasa bile şehir çöktü.
İnsanlar evlerinden çıktı, mahalleler boşaldı, güven duygusu sarsıldı.
Bugün Adana’da yıkılan her hasarlı bina, sadece betonu değil; bu sistemin çürümüşlüğünü de ortaya döküyor.

Hatay’ı, Kahramanmaraş’ı, Adıyaman’ı düşünmek bile insanın içini parçalıyor. Orada şehirler yok oldu. Adana’da ise şehir ayakta ama ruhu yaralı.
Ve bu yara, “bize bir şey olmadı” rehavetiyle iyileşmez.

●Eğer bu süreçten gerçek bir ders çıkarılmazsa;
●eğer denetim yine kâğıt üzerinde kalırsa,
●eğer müteahhitlik hâlâ ehliyet değil para işi olarak görülürse,
bir sonraki depremde Adana’nın adı da o acı listeye eklenebilir.

Deprem kader değildir.
Kader olan; akıl, ahlak ve sorumlulukla yönetilen şehirlerdir.

Bugün Adana’da yıkılan her bina bize şunu fısıldıyor:
“Geçmişin hatalarını örtmeyin, geleceği kurtarın.”

Kaybedilen canlar, depremin ekonomik boyutu, sonrasında yapılan yenileme çalışmalarının ekonomik boyutu...o kadar büyük veballere soktu ki kişileri ve kurumları. 

Maddi ve manevi yönden buyuk yanlışları yaşadık ülke ve kent çapında. 

Artık yeter! 

Aklın, bilimin ve vicdanın  çağrısını duymak zorundayız.