Servet Zayıflık, Güç; Zenginliktir
Servet Zayıflık, Güç; Zenginliktir“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın; onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği düşman kimseleri korkutursunuz.”(Enfâl Sûresi, 60)
Bu ayet yalnızca ahlâkî bir çağrı olarak anlaşılmamalı; açık, net ve bağlayıcı bir hazırlık emri olduğu idrak edilmelidir. İyi niyetin korunması da güce bağlıdır. Ayet, Müslümana, güç inşasını teklif eder. Çünkü tarih boyunca ve defalarca görülmüştür ki, niyet güçlü değilse hedef ya bertaraf edilir ya da ertelenir.
Güç, ideolojik ve teolojik hedefleri bertaraf eder ya da erteler.
İdeoloji ve teoloji uzun vadeli bir istikamet çizer. Güç ise mevcut durumu tayin eder. Gücün olmadığı yerde doğrular dile getirilir, haklılık anlatılır; fakat sonuç üretilmez. Çoğu zaman güç, ideolojiyi inkâr etmez; onu askıya alır. Teolojiyi reddetmez; “şartlar” gerekçesiyle öteler. Bu erteleme, fiilî bir etkisizleştirmedir.
Mesele servet değil, güçtür!
Servet, güçlünün etki alanına girer. Güç ise serveti, kaynağı ve yönü belirler. Serveti olup gücü olmayan; vergilerle, yaptırımlarla, lisanslarla ve algılarla yönetilir. Gücü olan ise serveti kendine çeker, kaynakları yönlendirir ve oyunun kurallarını yazar. Bu nedenle asıl soru “ne kadar zenginiz?” değil, “neye etki edebiliyoruz?” sorusudur.
Tam da bu sebeple güç, tek bir alana indirgenemez. Güç; yalnızca askerî kapasite, yalnızca ekonomi ya da yalnızca sert unsurlar değildir. Güç, çok katmanlı bir inşa sürecidir:
Marka güçtür!
Teknoloji güçtür!
Adalet güçtür!
Liyakat güçtür!
Eğitim güçtür!
Nüfus güçtür!
Barış güçtür!
Başarılı diplomasi güçtür!
Sarsılmaz ahlâk güçtür!
İnanç güçtür!
Bu sütunların herhangi birindeki zaaf, bütün yapıyı kırılgan hâle getirir. Hiçbiri kendiliğinden oluşmaz. Bunların tamamı, 'hatta daha fazlası' ya imar edilmeli, ya ihya edilmeli, ya da tahkim edilmelidir.
Ne var ki burada sıkça yapılan bir hata var. Güç inşası, savurganlıkla karıştırılıyor. Oysa kadim ve berrak bir ölçü şunu söyler:
“Hayırda israf, israfta hayır yoktur.”
Bu cümle, zenginlik ile gücün neden sıklıkla karıştırıldığını da açıklar. Harcamanın çokluğu hayır değildir; yönü, maksadı ve neticesi hayırdır. İsraf, iyi niyetle yapılsa dahi gücü büyütmez; aksine onu dağıtır. Güç, ölçüyle; süreklilikle ve hedefle inşa edilir.
Buradan kaçınılmaz bir sonuca geliyoruz:
Müslümanlar zenginleşmeyi yanlış anladı.
Zenginlik; güç üretmiyorsa, etki alanı oluşturmuyorsa, bağımsızlık sağlamıyorsa; biriktirilmiş bir imkân değil, taşınan bir yüktür. Bugün bireysel servetler artarken kolektif güç artmıyorsa; cüzdanlar dolarken irade daralıyorsa, ortada ciddi bir kavram yanılgısı vardır. Ayet “biriktirin” demez; “hazırlayın” der. Hazırlık ise ancak güçle anlam kazanır.
Enfâl Sûresi’nin dikkat çekici bir başka yönü de şudur:
“Sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği düşmanlar…”
Tehdit her zaman görünen yerden gelmez. Bu nedenle güç yalnızca askerî ya da ekonomik değildir; aynı zamanda zihinsel, kurumsal ve süreklilik taşıyan bir hazırlık hâlidir. Hazırlık yoksa, haklı olmak tek başına yeterli olmaz.
Bu hakikati sezmiş bir temkin, vaktiyle merhum Başbakan Turgut Özal’ın şu cümlesinde kendini gösterir. Kendisine petrol bulunduğu müjdesi verildiğinde, beklenen sevinç yerine şu ifadeyi kullandığı rivayet edilir:
“Çok olmayaydı bari çocuklar!”
Bu söz, zenginliğin her zaman nimet olarak gelmediğini bilen bir aklın refleksiydi. Gücün yeterince tahkim edilmediği bir zeminde servetin; imkândan önce kırılganlık, sevinçten önce endişe üretebileceğinin farkındalığıydı. Servetin davet ettiği iştahı ancak güç dengelerinin sınırlayabileceğini sezmekti.
Belki de mesele tam burada düğümleniyor:
Güç inşa edilmeden gelen zenginlik, nimetten çok sınama doğurur. Bugün zenginliği konuşup gücü ihmal eden her yaklaşım, aynı tereddüdü yeniden üretmektedir.