Sağlam Temel, Doğru Ölçü ve Yol Gösteren Akıl

Ramazan YÜKSEL

Sağlam Temel, Doğru Ölçü ve Yol Gösteren Akıl

İlk Tuglalar
Bir yapının temeli güçlü değilse, üzerine konan her tuğla zamanla bir soruna dönüşür. İlk bakışta fark edilmeyen küçük zayıflıklar, yük arttıkça büyür ve sonunda yapı kendi ağırlığını taşıyamaz hale gelir. Oysa sağlam bir temel yalnızca bugünü taşımaz; gelecekte eklenecek yükler için de güven verir. Asıl dayanıklılık hiç sarsılmamak değil, sarsıldığında parçalanmamaktır.

Hayal - Plân
Hayal yön verebilir, ufuk açabilir; fakat bir yapıyı ayakta tutan şey hayal değil, gerçekliğe dayanan plan ve projedir. Planlama yapılırken merkeze alınacak insanların, görevlerin ve ölçülerin titizlikle seçilmesi gerekir. Başlangıçta konulan kriterler sadece o anı değil, sonradan gelecek her adımı da belirler. İlk tavizler, ileride daha büyük zorlanmaların habercisi olur.

Ortak Akıl
Böyle bir yapıda ortak akıl vazgeçilmezdir. Herkesin söz sahibi olması, yalnızca bir nezaket göstergesi değil, aynı zamanda dayanıklılığın şartıdır. Ancak sözün kayda geçmesinden önce düşüncenin arıtılması, maksadın tam anlaşılması ve söz sahibine ifadesini yeniden kurma imkânı verilmesi gerekir. Anlaşılmış sözler karar doğurur; kararlar da sahiplenildiğinde kurumu taşır.

Kişiye Bağımlılığın Sakıncası
Bir yapıyı tek bir kişinin fikrine yaslamak hız kazandırabilir, fakat kalıcılık sağlamaz. İnsan zayıflayabilir, şartlar değişebilir; fakat ilkelere dayanan yapılar kişilere bağımlı kalmaz. Süreklilik, tek seslilikten değil; dengeli bir çok sesliliğin içinden çıkar.

Sürekli Şikayet Hâli
Toplumlar da böyledir. Sürekli bozulmadan şikâyet etmek, çoğu zaman o bozulmayı büyüten bir yankı üretir. Oysa yapılması gereken, doğru olanı görünür kılmaktır. İnsan zihni gördüğünden etkilenir; korku anlatılırsa korku yayılır, güven gösterilirse yön değişir. Doğru çoğaldıkça yanlış tutunacak zemin bulamaz.

Otonom Olarak Yön Bulmak
Bir cisim kendisini aydınlatan kaynağa yaklaştıkça daha çok parlar; renkleri belirginleşir, üzerindeki incelikler fark edilir hale gelir. İnsan ve toplum da aydınlatan bir fikre, berrak bir düşünceye ve sağlam bir iç yapıya yakın durdukça başka ışıklara ihtiyaç duymaz. Çünkü güçlü bir kaynağın yanında zayıf ışıkların hükmü kalmaz.
Fakat burada önemli bir soru vardır: Her ışık gerçekten yol gösterir mi? Parlak olan her şey doğru istikameti göstermez. Asıl dikkat edilmesi gereken, o ışığın hangi yolu aydınlattığı ve insanı nereye ulaştırdığıdır. Ölçü, ışığın şiddeti değil; götürdüğü menzildir.

Ders Çıkarmak
Toplumlar bazen yanılarak öğrenir. Hasar görmüş bir topluluğun çıkardığı ders kolay unutulmaz; çünkü bedeli ödenmiştir. Ancak en yüksek olgunluk, her gerçeği acı tecrübelerle öğrenmek zorunda kalmamaktır. Başkalarının hatasından ders alabilen bir akıl, hem zaman kazanır hem de gereksiz yıkımlardan korunur.

Önerme, Cevaplarda Evrensellik ve Yerellik
Her soruya tek bir evrensel cevap aramak ise çoğu zaman gerçeği eksiltir. Bir ülkenin tecrübesiyle bir şehrin, bir şehrinkiyle küçük bir topluluğun şartları aynı değildir. Doğru cevap, doğru ölçekte verildiğinde anlam kazanır. Genel hükümler yön gösterebilir; fakat isabetli kararlar her zaman içinde bulunulan hayatı tanımayı gerektirir.

“Kolaylaştırın Zorlaştırmayın”
İslam geleneğinde mezhep imamlarının yaklaşımı bu dengeyi gösteren önemli bir örnektir. İnancın özüne dokunmadan, insanların yaşadığı toplumu dikkate alarak yol göstermişlerdir. Amaç, hayatı zorlaştırmak değil; insanların doğruyu yaşayabilmelerine imkân tanımaktır. Çünkü her topluluğun kabulleri, gelenekleri ve hayat ritmi farklıdır. Toplumu tanımayan bir akıl yol gösteremez; sadece talimat verir.
Bu noktada sertlik ile esneklik arasındaki tartışma anlamını yitirir. Ölçü yerinde olduğunda ne sertlik kırar ne esneklik dağıtır. Değişmeyen korunur, değişen doğru okunur. Asıl maharet, bu dengeyi kaybetmemektir.

Faslı Müştereklerde Buluşmak
Sonuçta güçlü bir toplum, kuralları ezberleyen değil; ölçüyü içselleştiren toplumdur. Tıpkı trafikte birbirine yol veren, saygıyı zorunluluktan değil karakterinden doğuran insanlar gibi… Yönetimin en yüksek hali de belki budur: insanların düzeni hissetmeden yaşadığı, fakat düzenin eksilmediği bir yapı kurabilmek.

Hülâsâ…
Çünkü sağlam temel üzerine kurulan, doğru ölçüyle büyüyen ve sahici bir ışığa yönelen yapılar kolay yıkılmaz. Sarsılsa bile dağılmaz. Ve en önemlisi, kendinden sonrasına gönül rahatlığı içinde güvenle bırakılabilir.