Mağlubiyet; "Zafer Benim" Diyenlerindir!

Ramazan YÜKSEL

Mağlubiyet; "Zafer Benim" Diyenlerindir!

İnsan çalışır, plan yapar, tedbir alır. Elinden geleni yapar. Bu onun vazifesidir. Fakat netice onun değildir. Netice verilir.

Geçmişte kazanmış olmak, yarın da kazanacağının garantisi değildir. Dün galip gelmiş olmak, bugünün sonucu hakkında hüküm vermez. İnsan başarıyı kendinden bilmeye başladığı anda, düşüş de orada başlar.

“Ben yaptım.”
“Ben kazandım.”
“Ben başardım.”

Bu sözler ilk bakışta güçlü görünür. Fakat aslında insana yük bindirir. Çünkü insan taşıyamayacağı bir şeyi omzuna almış olur.

Nakledilir ki; Savaş öncesinde vezirleri Harzemşah’a şöyle der:

“Şahım, şimdiye kadar girdiğiniz bütün savaşlardan galip çıktınız. Bu savaştan da zaferle ayrılacaksınız.”

Harzemşah şaşırır ve sorar:

“Bunu nereden biliyorsunuz?”

Vezirler şöyle cevap verir:

“Şahım, çünkü siz şimdiye kadar hep kazandınız. Bu savaş da öyle olacaktır.”

Bunun üzerine Harzemşah şu karşılığı verir:

“Benim vazifem harp planı yapmak ve asker sevk etmektir. Zaferi verirse Allah verir. Galip ya da mağlup etmek O’nun işidir. Ben vazifemi yaparım, neticeyi Allah’a bırakırım.”

İşte ölçü budur.

İnsan vazifesini yapar. Gayret eder. Tedbir alır. Ama neticeyi sahiplenmez.

Zafer geldiğinde gevşemek de tehlikelidir. İlk üstünlük hissi dikkati azaltır. Dikkat azalınca çözülme başlar. Çözülme başladığında mağlubiyet kapıya dayanır.

Mağlubiyet çoğu zaman dışarıdan gelmez. İçeride başlar.

Bu ölçünün bir üstü daha vardır.

Usama bin Zayd genç yaşına rağmen çok başarılı bir komutandı. Ordular sevk etti, zaferler kazandı. Fakat bir noktada görevden alındı. Bunun sebebi başarısızlık değildi. Sebep şuydu: Halk başarıları ondan bilmeye başlamıştı.

Başarı bir kişinin adına yazılmaya başladığında denge bozulur. Bu yüzden daha büyük bir bozulma doğmadan tedbir alınmıştır.

İnsan zaferin tadını aldığı anda kendine şu soruyu sormalıdır:

Bu bana mı aittir, yoksa bana mı verilmiştir?

Eğer “benim” derse kibir başlar.
Eğer “verildi” derse şükür başlar.

Ve en sonunda insanın önünde şu soru mermer duvar gibi durur:

Zafer verildiğinde, bu zafer beni ihya mı eder, imha mı eder?

İşin özü budur.