Hayat Yolu ve İstişare
Hayat Yolu ve İstişare
“Danışan dağlar aşmış, danışmayan yolda kalmış.”
Erken uyarı veren bu cümle, insanın karar anlarında önüne konmuş açık bir fayda önerisidir.
İnsan kendi aklıyla sınırlıdır; istişare ise aklın çeperlerini genişletir, doğru seçenek skalasını artırır.
Ecdat; “Bir bilsen de, bir bilene danış.”
Bilmek yetmez; bilginin doğru istikamette kullanılması gerekir.
Bir diğer;
“Teenni Allah’tandır, acele şeytandandır.”
Yani mesele hız değil, isabettir.
Düşünmeden atılan adım, çoğu zaman geri dönülmesi zor sonuçlara yol açar.
Ancak danışmak dediğimiz şey, sadece soru sorup cevap almak değildir.
Burada iki tarafın da bir duruşu vardır.
Danışan; ihtiyatlı davranır, bildiği hâlde bir bilene sorar.
Kendi karar mekanizmasını güçlendirmek için başkasının tecrübesine kapı açar.
Bu bir eksiklik değil, aklın kendini koruma biçimidir.
Danışılan ise; herhangi bir menfaat gözetmeden, sakin bir şekilde meseleyi ele alır.
Kendi tecrübesini karşısındakinin lehine olacak şekilde ortaya koyar.
Hüküm vermez, yön gösterir, son kararı sorana bırakır.
Ancak burada hayati bir nokta vardır ki; Herkese danışılmaz, istişare edilmez.
Danışılacak kişinin bazı temel vasıfları taşıması gerekir:
- Danışanın menfaatiyle çakışmayacak bir konumda olmalıdır.
- Açıktan suç işlememiş, güvenilir bir hayat sürmüş olmalıdır.
- Konuşulan kişi meselede ehil olmalıdır.
- Haset duygusuna kapılmayan bir karaktere sahip olmalıdır.
- Sır saklamayı bilmeli, güveni zedelememelidir.
- hayatı ciddiye alan bir duruşa sahip olmalıdır.
Bu vasıfları taşımayan kimselerle istişare edilmez.
Onlara sır verilmez, plan açılmaz, yol haritası anlatılmaz.
Aksi hâlde insan, çözüm ararken yeni problemler edinir. Yol bulmaya çalışırken yolunu daha da karıştırır.
Tam da bu noktada şu söz yerini bulur:
“İki akıl, bir akıldan üstündür.”
Ama bu söz, sadece sayının artması değildir. Asıl mesele, doğru akılların bir araya gelmesidir.
Elbette ki her akıl yol göstermez, her fikir fayda üretmez.
Yanlış akıl, doğru aklı da yanıltabilir.
Bu yüzden istişare, rastgele değil; ölçülü insanalarla yapılır.
Doğru insanla yapılan istişare, insanı hatadan korur.
Görmediğini gösterir, fark etmediğini fark ettirir.
İnsanın kendi kendine kurduğu dar çemberi genişletir.
Ama yanlış insanla yapılan istişare…
İnsanı yolundan da eder, aklından da şüphe ettirir.
Bu mesele sadece kurumsal bir danışmanlık değildir. Asıl olan, toplumun kendi içindeki dengeyi doğru kurabilmesidir.
Mesela bir evladın anne babasına danışması…
Atacağı adımı açıkça anlatması, detayları gizlememesi…
Anne babanın da yaşanmışlıklarından süzülen tecrübeyle meseleye bakması…
Ortaya çıkan şey, kuru bir fikir değil; yaşanmış birikimin süzülmüş hâlidir.
İleri yaştaki bir insanın, hayat yolunda daha fazla görmüş olması bir gerçektir.
Bunu baştan kabul etmek, genci küçültmez; aksine büyütür.
Çünkü en akıllı insan, sadece kendi aklını kullanan değil; “başkasının aklından da istifade edendir.”
Böyle yapan insan, çoğu hatayı, tehlikeyi yaşamadan, deneyimlemeden geçer.
Bedel ödeyerek öğrenmek yerine, tecrübeyi ödünç alır. Bu da kararlarını daha sağlam ve daha isabetli hâle getirir.
Ve mesele sadece doğruyu bulmak da değildir…
Bazen asıl mesele, görünmeyen tehlikeyi fark edebilmektir.
Yılanın mizacına bakıldığında;
sessizce yaklaşır, fark edilmez, acele etmez. Zamanını kollar, uygun ânı bulduğunda hamlesini yapar.
Tehlike çoğu zaman kendini açık etmez.
İşte istişarenin asıl değeri burada ortaya çıkar.
Danışılan kişi, sadece yol göstermez;
aynı zamanda danışanın göremediği tehlikeyi de fark ettirir.
Henüz yaklaşmakta olan riski, doğmamış zararı, hissedilmemiş tehdidi…
Tecrübe, çoğu zaman gözün görmediğini görür.
İnsana düşen ise şudur:
Aceleyle değil, danışarak ve sükûnetle hareket etmek. Doğru kişiye danışmak, en az doğru karar kadar önemlidir.
Çünkü yol uzun…
Ve mesele yürümek değil;
yoldaki gizli tehlikelere basmamaktır.