1 Kuruşla Başlar!
1 Kuruşla Başlar
Yıl 1977. Bir yakınımızın taziyesi.
Biz çocuklar bir kenarda oturmuş, gelenleri izliyoruz. Büyükler kendi aralarında, cenazenin vakarına uygun şekilde, din ve ahlak üzerine konuşuyor. Vefat eden yakınımız postanede çalıştığı için, eski bir PTT posta müdürü de taziyeye gelmişti. Taziyesini sunduktan sonra, bir hatırasını anlattı.
Yeni işe alınan genç bir gişe memuru, ilk gün kasada beş lira açık vermiş.
Akşam kontrolünde bunu kendisi söylemiş: “Efendim, bugün beş lira açık verdim. Maaşıma yazılsın.” Müdür, olması gerektiği gibi cevap vermiş: “Evet evladım, verdiğin açık, maaşından mahsup edilir.”
Genç, üzüntüyle odadan ayrılmış. Bir süre sonra müdür gişeleri gezerken aynı gence sormuş:
“Artık dikkat ediyorsun değil mi, açık vermiyorsun?”
Genç memur cevap vermiş:
“Efendim, dün bu sefer kasada beş lira fazla çıktı.”
Müdür de refleksle şöyle demiş:
“Ne güzel. O beş lirayı al, cebine koy. Geçen gün verdiğin açığı kapatmış olursun.”
İşte tam burada duruyor hikâyemiz;
Genç memur ayağa fırlamış. Yüzü kıpkırmızı olmuş. Elini masaya vurmuş. “Müdür bey, Müdür bey!” demiş. “Bilir misiniz? Zimmete geçirmeler bir kuruştan başlar. Siz bana ne diyorsunuz?”
Emekli posta müdürü, yıllar sonra bunu anlatırken şunu söyledi:
“O çocuk bana hayatım boyunca örnek oldu. Bir kuruşun ne demek olduğunu, zimmetin nasıl başladığını o gün idrak ettim.”
Bu mesele beş lira, muhasebe ve dengelemek değildir. Bu, insanın kendine attığı ilk kazıktır! “Bundan bir şey olmaz” dediğin, “Zaten hakkımdı” dediğin an, “Kimse zarar görmüyor ki" dediğin an… Zimmet başlar. Çünkü zimmet, parayla değil; vicdanın susturulduğu ilk an ile başlar. Ve her büyük çürüme, bir zamanlar çok küçük görünen bir kuruşla başlamıştır.