İHH Araç Konvoyunda yaşananlar ve sonrası | Mahmut Eraslan
Mahmut ERASLAN
Toplumsal vicdanın Filistin’deki mazlumlar için tek yürek olduğu, İsrail’in hukuksuz "idam kararlarına" karşı insani bir çığlığın yükseldiği tarihi günlerden geçiyoruz. Adana İHH öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz dev araç konvoyu, bu onurlu duruşun Adana’daki gür sesiydi. Binlerce vatandaşımızın sükunetle iştirak ettiği bu süreç, ne yazık ki son dakikalarda yaşanan ve hepimizi derinden üzen bir olayla gölgelenmek istendi.
Güvenlik Şube yetkilileriyle tam bir istişare içinde, barışçıl şekilde ilerleyen sürecimiz; alanda görevli olmadığını düşündüğümüz "Yunus" ekiplerinin müdahalesiyle maalesef rotasından saptı. Gereksiz bir biber gazı kullanımı, ters kelepçe uygulaması ve aralarında genç bir kızımızın da bulunduğu beş gönüllümüzün gözaltına alınması sahada tansiyonu yükseltti.
Bizim süreci sağlıklı yönetme çabamız ve Güvenlik Şube ekiplerinin sağduyusu aramızdaki sağlıklı iletişim binlerce kişinin katıldığı bu eylemin bir çatışmaya dönüşmesini engellemiştir. Bizim olduğumuz yerde devlete ve polise hakarete asla müsaade etmedik /etmeyiz ancak kamu gücünü kullananların fevri tutumları da asla kabul edilemez.
Olayı basit bir "asayiş gerginliği" olmaktan çıkarıp bir vicdan yarasına dönüştüren asıl nokta, gözaltı aracında yaşanan skandaldır. Genç bir kızımızı inciten muamele ve İslam Peygamberi’ne (s.a.v) yönelik sarf edilen o galiz ifadeler, sadece oradaki muhatabını değil, tüm bir inanç dünyasını hedef almıştır.
Adana AK Parti milletvekillerimiz Sn. Abdullah Doğru, Faruk Aytek, Ak Parti il başkanı Tamer dağlı, Seyhan Kaymakamı Ekrem İnci konu üzerinde hassasiyetle durmaları,İl Emniyet Müdürümüz Sayın Ahmet Hakan Arıkan, arayarak yaşananlardan dolayı üzüntülerini dile getirmesi ve daveti üzerine makamında samimi görüşme,Valimizin şahsım ve gözaltına alınan baba ve kızımızı makamında ağırlaması, devletin şefkatli yüzünü bir kez daha göstermiştir.
Sorumlular hakkında soruşturma başlatılması, kurum içindeki yanlış tutumların ayıklanması adına umut vericidir.
Burada altını kalın çizgilerle çizmek isterim: Kurumları toptancı bir yaklaşımla yargılamak büyük bir yanlıştır. Nasıl ki her sivil toplum kuruluşunu şiddet veya terör yanlısı gibi yaftalamak bir ön yargıysa; emniyet teşkilatımızdaki her bir neferi de "din karşıtı" gibi görmek aynı derecede hatadır. Biz, teşkilatın genel duruşunun ve milli değerlere bağlılığının farkındayız. Bir kişinin yaptığı hatayı, gece gündüz çalışan koca bir kuruma mal etmek adaletle bağdaşmaz.
İsrail’in ülkemize yönelik hasmane tutumu karşısında; "Terörsüz Türkiye" vurgusunu, iç güvenliğimizi ve milli dayanışmamızı her şeyden çok önemsiyoruz.
Bizler, arbede sırasındaki muhataplarımız ile helalleşebiliriz. Lakin Peygamberimize yönelik yapılan saygısızlığı asla affetmiyoruz ve hukuki sürecin takipçisiyiz. Karşılıklı saygı, toplumsal huzurun tek ilacıdır.
STK’lar sükuneti, kamu görevlileri ise vatandaşa ve değerlerine saygıyı koruduğu sürece birliğimiz sarsılmaz.
Unutulmamalıdır ki; herkes haddini ve sınırını bildiği sürece bu şehirde ve bu ülkede huzur daim olacaktır.
Kaynak: www.adanagundemi.com