Gazze: Bir İzzet Destanı ve Bizim Çetin İmtihanımız | Mahmut Eraslan

Misafir Kalem

Mahmut Eraslan
iHH Adana Başkanı
Gazze, bugün sadece bir coğrafyanın adı değil; hak ile batılın, ihlas ile riyanın, sabır ile zilletin ayrıştığı bir "Furkan" meydanıdır. Gazze halkı için bu süreç, mülkün gerçek sahibine teslimiyetle taçlanan bir şehadet yolculuğuyken; bizler için samimiyetimizin, kardeşliğimizin ve insanlığımızın tartıldığı ağır bir manevi kantar haline gelmiştir.

Gazze halkı için artık kaybedilecek dünyevi bir meta kalmadı. Onlar, Kur’an-ı Kerim’in müjdelediği “Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır” (Tevbe, 111) ayetinin yaşayan tefsiri oldular. Evleri yıkıldı ama iffetleri dimdik; evlatları ellerinden alındı ama "Hasbunallah ve ni'mel vekil" nidası dillerinden düşmedi.
Onlar imtihanlarını sabırla, tevekkülle ve kanlarıyla mühürlediler. Şehadetle taçlanan bu yürüyüşte onlar kaybetmedi, bilakis ebedi bir izzet kazandılar. Peki ya biz?

Bizim sınavımız Gazze’ninkinden daha karmaşık ve tehlikeli. Çünkü biz, onların acısı üzerinden kendi nefislerimizi ve dünyevi aidiyetlerimizi yarıştırır hale geldik.
İhlasın Yerini Reklam Yarışı almış durumda, Gazze yardımları ‘’bir kısım’’ kurumların logosunu parlatma, cemaatlerin gücünü gösterme ve şahsi markaları büyütme aracına dönüştü. 
Mazlumun ahı, bir "PR" malzemesi yapıldığında, o yardım gök katına mı yükselir yoksa yerde mi kalır?
 
Müminler, bir binanın tuğlaları gibi birbirine kenetlenmelidir, birbirinin üzerine basarak yükselmemelidir.
Aynı amaçla koşan kardeşinin çabasını küçük görmek, "onlar yanlış yapıyor, en doğrusunu biz yapıyoruz" kibriyle başkasını itibarsızlaştırmak, manevi bir iflastır. Başkasının faaliyetine omuz vermek yerine onu aşağı çekmek, Gazze’ye kurşun sıkanların karanlık emellerine bilmeden hizmet etmektir.

Eğer Gazze’nin acısını kendi popülaritemize basamak yapıyorsak; eğer onların trajedisini "süslü kavramlarla" paketleyip sadece entelektüel bir retorik üretiyorsak, biz bu imtihanı kaybediyoruz demektir. Kendi reklamımızın derdine düştüğümüz her an, Gazze’nin o saf ve duru duruşundan fersah fersah uzaklaşıyoruz demektir…
Onlar kanlarıyla bir tarih yazarken, bizler "tabela ve bayrak" kavgasında boğulursak, yarın ruz-i mahşerde o mazlumların yüzüne nasıl bakacağız?

Gazze imtihanını kazanmanın yolu, başkasının eksiğini aramaktan değil, kendi samimiyetimizi sorgulamaktan geçer. Kurtuluş; tabelaların, logoların ve egoların gölgesinden çıkıp; kardeşliğin, sessiz fedakârlığın ve "lemeten" (Allah rızası için) olanın iklimine girmektedir.
Unutmayalım ki; Gazze halkı dünyevi olarak her şeyini kaybetse de ahiretini ve izzetini kurtardı (inşallah). Bizim ise dünyamız yerinde ama Gazze üzerinden verdiğimiz bu ahlaki sınavda ahiretimizi ve samimiyetimizi kaybetme riskimiz var. Şimdi durup düşünme vaktidir: Biz bu imtihanın neresindeyiz? Sahi, biz kazanıyor muyuz yoksa?