GAZETECİLİKTE ÖZELEŞTİRİ ZAMANI: KİM GAZETECİ, KİM DEĞİL?
Bugün 10 Ocak. Takvimde “Çalışan Gazeteciler Günü” yazıyor. Her yıl bu gün, haberin peşinde koşan, kalemini halk için oynatan gazetecilerin günü olarak kutlanır. Ama bu yıl, kutlamadan önce bir duralım istiyorum. Çünkü artık kutlamaktan çok, düşünmeye ihtiyacımız var. Gazetecilik toplumun aynasıysa, önce o aynaya biz bakalım. Kendi yansımamızdan memnun muyuz? Yoksa o aynada, tanımakta zorlandığımız bir yüz mü var?
Ben bir gazeteci değilim. Ama bu mesleğin toplumdaki yerini, etkisini, gücünü bilen bir vatandaşım. Ve içimden geçenleri, bir izleyici, bir okuyucu, bir yurttaş olarak paylaşmak istiyorum.
Kim Gazeteci?
Bu soruyu sormak bile acı verici ama artık kaçamayız. “Gazeteci” unvanı öylesine sıradanlaştı ki, herkes kendini bu mesleğin temsilcisi sanıyor. Sosyal medyada dedikodu yayanlar, siyasi PR’cılar, hatta trol hesaplar… Hepsi bu kutsal kelimenin gölgesine sığınıyor. Oysa PR’cılar; imaj ve itibar yöneten, kriz anlarında devreye giren, verilen görevleri yerine getirip algı oluşturan profesyonellerdir. Onların işi başka, gazeteciliğin yolu bambaşka.
Gerçek gazetecilik; etik kurallara bağlılık, tarafsızlık ve doğruluk demektir. Haber için gecesini gündüzüne katan, baskıya rağmen kalemini eğmeyen, halkın hakkını savunan kişidir gazeteci. Ama bugün, yıllarını bu işe adamış olanlarla, ekranlarda rol kesip mesleği yıpratanlar arasındaki farkı toplum göremiyor. Çünkü bu farkı anlatacak güçlü bir meslek birliği yok. Ve sonuçta halk, gerçek gazeteciyi sahtesinden ayırt edemiyor. Bu, sadece gazeteciliğin değil, toplumun da kanayan yarasıdır.
Her Konuda Konuşmak…
Gazetecilik uzmanlık ister. Ama bugün ekranlarda, sosyal medyada, her konuda konuşan “her şeyi bilen” gazeteciler görüyoruz. Siyaset, ekonomi, sağlık, spor… Hepsi hakkında fikir beyan eden, yorum yapan, yönlendiren insanlar. Reyting uğruna mı, yoksa egolarını tatmin etmek için mi? Pandemi döneminde kaç gazeteci tıbbi tavsiyeler vererek bilgi kirliliğine neden oldu? Oysa gazeteci, haberi aktarır; yorumu uzmana bırakır. Aksi halde “her şeyi bilen cahil” sendromuna dönüşürüz. Ve bu, mesleğin güvenilirliğini yerle bir eder.
Toplumun Gözünde Gazeteciler
Bugün medya, toplumun gözünde ikiye ayrılmış durumda: “yandaş” ve “muhalif.” Arada kalanlar ya görünmüyor ya da susturuluyor. “Satılmış basın”, “yalaka gazeteci” gibi ifadeler artık günlük dilin parçası olmuş. Evet, gazeteciler baskı altında. Evet, tehdit altındalar. Ama dürüst olalım: Tarafsızlığı kaybettiğimizde bu algıyı biz de besledik. Basın özgürlüğü endekslerinde dibe vurduk, güven kaybında zirveye çıktık. Halk artık habere değil, sosyal medyaya inanıyor. Bu, mesleğin mezar taşıdır. Çözüm mü? Şeffaflık. Hesap verebilirlik. Ve en önemlisi: Hataları kabul edebilmek.
Ekonomik Gerçekler
Gazeteciler düşük maaşlarla, güvencesiz koşullarda çalışıyor. Serbest çalışanların sigortası yok. Açılan davalar, avukat masraflarıyla cepleri yakıyor. Sendikalar etkisiz, dayanışma zayıf. Ekonomik baskı, gazeteciyi riskli konulardan uzaklaştırıyor. Sonuç? Kalitesiz içerik, yüzeysel haberler, kopyala-yapıştır gazeteciliği… Toplumun gözünde hâlâ “zengin gazeteciler” algısı var. Oysa gerçek şu: Sektör iflasın eşiğinde. Çözüm için meslek örgütleri destek fonları kurmalı, gazeteciler birleşmeli. Çünkü yalnızlık, bu mesleğin en büyük düşmanıdır.
Son Söz
Bugün kutlamaktan çok, yüzleşmeye ihtiyacımız var. Gazetecilik, bir rozet değil; halkın nefesi, vicdanın sesi olmalı. Kim gazeteci, her konuda konuşmak ne kadar doğru, toplumun algısı, hakaretler, ekonomik çıkmazlar… Bunları konuşmadan, tartışmadan, yüzleşmeden ilerleyemeyiz.
Belki bu yazı, susuz kalmış bir toprağa düşen bir damla olur. Belki bir vicdanı sarsar, bir kalemi silkeler. Ama inanıyorum ki, bu damlalar birleşirse, yeniden bir nehir olur. Ve o nehir, bu mesleği yeniden yeşertir.
Gazeteciler, kalkın. Değişin. Dönüşün. Çünkü yoksa toplumun mezarına gömülecek olan sadece bu meslek değil; halkın umudu da olacak.
Selam ve dua ile…