RAMAZAN ALERJİSİ, YERLİ SOL VE O BİTMEYEN RİYAKÂRLIK

Kurtuluş KILINÇ

Ramazan geldi, hoş geldi.Sadece sofralarımıza değil, gönüllerimize, sokaklarımıza, o her daim gergin olan toplumsal havamıza bir sükûnet, bir dinginlik getirdi.   Bu toprakların hamurunda vardır bu: İster oruç tutsun ister tutmasın, Ramazan dendi mi bir durulur insanımız.   Oruç tutmayan bile iftar vaktinin o kutsal bekleyişine saygı duyar, pide kuyruğundaki telaşı sever, mahyaların ışıltısında huzur bulur.   Çünkü Ramazan, bu milletin ortak paydasıdır. Çünkü Ramazan, manevi bir iklimdir.   Ama gel gör ki...   Her sene olduğu gibi bu sene de "Ramazan geldi, laiklik elden gitti" korosu, vaktinden önce sahne aldı.   Olay ne?   Milli Eğitim Bakanlığı okullara bir genelge göndermiş.   Demiş ki: "Öğretmenler, idareciler... Ramazan ayındayız. Oruç tutan öğrencilere, öğretmenlere zorluk çıkarmayın. İftar vakitlerinde, tedbirlerde biraz hassas olun. Sınıfarda Ramazan sevincini yaşatın."   Vay! Sen misin bunu diyen?   Eğitimi batıya odaklı bir papağanist söylem olarak gören ancak bu toplumun değerlerine kör sağır dilsiz olanlar başladılar yaygaraya.   Eğitim-Bir-Sen gibi sendikalar "Doğru bir adım" derken...   Eğitim-İş başta olmak üzere, o bildiğimiz "istemezük" cephesi ayağa kalktı.   Neymiş?   Laik eğitime aykırıymış.   Neymiş?   Üyeleri bu karara uymayacakmış, geri adım atmayacaklarmış.   Sanki Bakanlık "Herkes zorla oruç tutacak" demiş gibi,   Sanki "Okulları medreseye çeviriyoruz" demiş gibi bir yaygara, bir kıyamet...   Peki! Bunların derdi ne?   Bakın, açık konuşacağım.   Bunların derdi genelge falan değil.   Bunların derdi mevzuat, pedagoji, laiklik ilkesi falan hiç değil.   Bunların derdi, açık açık söyleyemedikleri o "İslam" gerçeğiyle.   Şöyle bir durum var karşımızda:   BİR: Çıkıp mertçe "Kardeşim bizim İslam'la, bu milletin inancıyla, orucuyla, namazıyla derdimiz var. Biz bu ritüellerden hazzetmiyoruz" diyemiyorlar.   İKİ: Bunu diyemedikleri için de "Laiklik", "Çağdaşlık", "Pedagoji" gibi kavramların arkasına saklanıp, değerlerimize saldırıyorlar.   ÜÇ: "Özgürlük" diyorlar, "inanç hürriyeti" diyorlar ama bunu sadece kendilerine benzeyenler için istiyorlar.   Dünyaya bakıyorsun...   Sol düşünce; özgürlükçüdür, halkçıdır, inançlara saygılıdır, mazlumun yanındadır.   Bizimkine bakıyorsun...   Halkın değerleriyle kavgalı, inançlara mesafeli, hatta düpedüz düşman.   Bizimkilerin büyük bir kısmında 'sol' anlayış, ne yazık ki 'halka rağmen halkçılık' yapan o eski, köhne, jakoben ve maalesef faşist bir zihniyetin kalesi olmuş durumda.   Adı sol ama ruhu yasakçı, faşist.   Adı ilerici ama zihniyeti mağara döneminde donmuş kalmış.   Hani şu "inanç özgürlüğü" diye mangalda kül bırakmayanlar var ya...   Allah muhafaza, yetki bunların elinde olsa ne yaparlar biliyor musunuz?   Ne o genelgeyi yazan bürokratı barındırırlar ne de oruç tutan eğitimciye nefes aldırırlar.   'Kamusal alan' sopasını yeniden çıkarlar ve ibadetlerini yerine getiren insanların tepesine indirirler.   Ellerinden gelse, iftar saati su içmeyi bile 'laikliğe aykırı eylem' sayacak potansiyel var bunlarda.   Tahammülsüzlükleri, o süslü demokrasi nutuklarının altından sırıtıyor.   Milletin maneviyatına saygı duymayan, milletin inancını gericilik olarak kodlayan bu kafa, aslında en büyük gericiliğin ta kendisidir.   Buradan Eğitim-İş ve benzer sendikalara da ruh ortaklarına da sesleniyorum;   Bu milletin çocuklarının orucundan elinizi çekin.   Bu milletin manevi değerlerine saldırmaktan vazgeçin.   Sizin o "Laiklik elden gidiyor!" paranoyalarınız, artık bu toplumda karşılık bulmuyor.   Ramazan; birliktir, beraberliktir, arınmaktır.   Bırakın insanlar ibadetlerini huzurla yapsın.   Bırakın okullar, öğretmeninin ve öğrencisinin orucuna saygı duyan, iftarına kolaylık sağlayan şefkat yuvaları olsun.   Faşizan yasakçılığınızı 'özgürlük' diye pazarlamayı bırakın, yemiyoruz artık.   Siz isteseniz de istemeseniz de...   Ramazan’ın o kuşatıcı merhameti, sizin o katı, buz tutmuş ideolojik duvarlarınızı bile ısıtacak güçtedir.   Hayırlı Ramazanlar efendim.