"Epstein" Bir Sapkınlık Hikâyesi Değil, Bir İktidar Tekniği
"Epstein" Bir Sapkınlık Hikâyesi Değil, Bir İktidar Tekniği
Epstein Dosyası bugün bilinçli biçimde magazinin gürültüsüne, siyasetin sığ polemiklerine kurban edilmektedir. Dosya, birkaç zengin sübyancının ahlâksızlık hikâyesine indirgenerek etkisizleştirilmektedir. Oysa bu indirgeme, hakikatin üzerini örtmenin en eski ve en etkili yöntemidir.
Soruyu açıkça sormak gerekir:
Bu dosya gerçekten yalnızca sübyancıları mı barındırıyor?
Akl-ı selim şunu söyler: Hayır.
Çocuk istismarı burada bir “sapma” değil, bir araçtır. Sübyana yönelik zaaflar, bireysel hastalıklar olmaktan çıkarılmış; sistematik biçimde kullanılmıştır. İnsanların en zayıf, en savunmasız, en utanç verici anları hedef alınmış; bu anlar kayıt altına alınarak bir itaat ve kontrol mekanizması inşa edilmiştir. Çocukların kaçırılması, susturulması ve kullanılması, bu yapının hem en karanlık hem de en işlevsel parçasıdır.
Bugün mes’eleye “pedofili vak’ası” demek ya da dünün ifade şekliyle “sübyancılık” diye geçiştirmek, gerçeği bilinçli biçimde daraltmaktır. Çünkü burada asıl mes’ele cinsellik değil, iktidardır. Dosya, insanın zaafı üzerinden devletlere, sermayeye ve bürokrasiye uzanan bir tahakküm ağını işaret eder.
Ve sanılmasın ki bu ağ belli bir coğrafyayla sınırlıdır.
Türkiye mes’elesi bu yüzden rahatsız edicidir. Kimler geldi? Hangi sektörlerden geldiler? Kültür, sanat, akademi, sermaye, medya ve diplomasi hatlarında kimler temas durumundaydı? Dönemin siyasîleri bu ilişkiler ağında yalnızca seyirci miydi, yoksa kendilerine biçilen görevleri mi yerine getiriyorlardı?
Bu sorular yeni değildir. Türkiye’ye dair iddialar, 1960’lara kadar uzanan ve zaman zaman kamunun bilgisine sızan parçalar hâlinde zaten mevcuttur. Ancak bu parçalar hiçbir zaman birleştirilmedi; her defasında “tesadüf”, “komplo”, “abartı” denilerek dağıtıldı.
Bugün Epstein Dosyası’nın başına gelen de budur. Dosya kapatıldıkça açılmakta, konuşulmadıkça derinleşmektedir. İsimler feda edilmekte, yapı korunmaktadır. Piyonlar yanmakta, oyun devam etmektedir.
Bu yüzden mes’ele birkaç suçlu bulup rahatlamak değildir. Mes’ele, modern dünyanın ahlâk dışı ama rasyonel iktidar tekniklerinden biriyle yüzleşmektir: İnsan zaafını silah hâline getiren bir akılla.
Bu yazı bir hüküm değil; bir kayıt düşmedir.
Çünkü bazı dönemler, sustuklarımızla değil, soramadığımız sorularla tarif edilir.
Jeffrey Epstein dosyası çoğu zaman tek bir adamın sapkınlığına indirgenerek anlatılıyor. Oysa bu dosya, kişisel bir suç hikâyesinden çok daha fazlasını işaret ediyor. Asıl soru “Ne yaptı?” değil; bunu nasıl ve kimler sayesinde yıllarca sürdürebildiğidir.
Bir insanın uzun yıllar boyunca dünyanın en güçlü çevreleriyle temas hâlinde olup aynı suçları tekrar tekrar işleyebilmesi, kişisel ahlâk sapmasıyla açıklanamaz. Burada karşımıza çıkan şey, sistemli bir görmezden gelme hâlidir. Bankalar para trafiğini görmüş, hukuk dosyaları yumuşatmış, medya susmuştur. Bu suskunluk masum değil; çıkarla örülmüş örgütlü bir tercihtir.
Dosyanın en karanlık ve en az konuşulan yönü, çocuk istismarının münferit bir suç olmaktan çıkarılıp örgütlü bir şantaj ve kontrol mekanizmasına dönüştürülmesidir. Güç sahibi isimler, zayıf anlarında bu suç ağlarının içine çekilmiş, kayıt altına alınmış ve gerektiğinde kontrol edilebilir hâle getirilmiştir. Burada çocuklar yalnızca istismar edilen insan değil, küresel güç ilişkilerinin en savunmasız pazarlık malzemesidir.
Epstein’in ölümü mes’elenin kapanışı değil, derinleştiği yerdir. Kameraların çalışmadığı, gardiyanların uyuduğu, belgelerin kaybolduğu bir ölüm… Bu olay, bir adlî vakadan çok hakikatin sistemli biçimde boğulduğu an olarak hafızalara kazınmıştır. Onunla birlikte yalnızca bir insan değil, adaletin önemli bir kısmı da susturulmuştur.
Akla şu da geliyor: Epstein intihar etti mi, intihar süsü mü verildi, yoksa kaçırıldı mı? Uyuyan gardiyanların akıbeti ne oldu? Kameraların çalışmaması uzaktan erişimle mi sağlandı? Epstein şu an nerede yaşıyor?
Dünyanın çivisi çıktı, dünya bozuldu diyebiliriz. Bu durumda mes’ele “dünya” mes’elesi değildir. Dünya ne faildir ne de ahlâk sahibi bir varlıktır. Asıl sorun, gücü örgütleyip çıkarı ahlâkın önüne koyan insan iradesidir. Çocukları koruyacak bir düzen mümkündür; ancak çıkarları tehdit altına girdiğinde ahlâksızlaşmayı bilinçli biçimde seçenler vardır.
Peki Türkiye?
Bugün itibarıyla kamuoyuna yansımış, doğrulanmış somut bir Türkiye bağlantısı bulunmamaktadır. Bu tespiti yapmak önemlidir. Ancak bu tür ağların ülke isimleriyle değil, sektörler ve pozisyonlar üzerinden işlediği de unutulmamalıdır. Finans, turizm, gayrimenkul, milletlerarası organizasyonlar… Bu yapıların mantığı milliyet değil, menfaattir.
Türkiye açısından asıl risk, bu dosyaların hakikatle değil magazinle, hukukla değil siyasetle ele alınmasıdır. Gerçek ortaya çıkmadan üretilen linçler, sahte belgeler ve manipülatif anlatılar, adaletin değil kaosun hizmetindedir. Hakikat gürültüde kaybolur.
Bu tür dosyalar açıldığında genellikle olan şudur:
Gerçek güç merkezleri görünmez kalır, feda edilebilir ve görünür isimler bedel öder. Asıl yapı ya dağılır gibi yapılır ya da yeni bir sessizlik katmanının arkasına çekilir. Epstein dosyası bize adâletin nasıl çalıştığını değil, gücün nasıl korunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak bu dosya şunu hatırlatır:
Çocukları koruyamayan şey dünyanın kötülüğü değil; gücü örgütleyip çıkarı ahlâkın önüne koyan insan iradesidir. Ve bu irade sorgulanmadıkça, dosyalar kapanır ama suç kapanmaz.
Üstü örtülmüş, karanlık ve rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmeye doğru gidiyoruz. Ancak bu yüzleşmenin de yine manipülatif bir sürece evrilmesi kuvvetle muhtemeldir.
Pedofili Antik Yunan kökenli bir kelimedir.
Sübyancı ise Arapça kökenlidir.
Bugün bu kavramlar gündemin tam ortasındadır. Dün ekranda parıltılı hayatlarına imrenilen sübyancıların, bugün haber bültenlerini doldurduğunu görüyoruz. Neredeyse bütün platformlarda bu figürler mevcuttu.
Peki Türkiye ayağında kimler var?
“Hepimiz Hrant’ız” diyenlerin kaçı, bu güç ilişkilerinin neresindedir?
Basit bir ağaç kesimi gibi başlayıp, ardından “sandığın gibi değil” denilerek bambaşka bir çerçeveye sokulan Gezi meselesi ve onun finansörleri, bu ağların Türkiye’de nasıl çalıştığını göstermesi bakımından hâlâ açıklığa muhtaçtır.
Filler fildişi kulelerde yaşarken, olan yine çimenlere olur.
Hülâsa; filler tepişir, çimenler ezilir.
Hep söylerim:
Allah, fillerin sevişmesinden korusun.
Epstein vakası…
Kimin videosu, kimin kazası?