Namazın Dinî Yapıdaki Merkezî Konumu: "İkâme" Kavramı ile "Dinin Direği" Oluşu

H. Ali ERDOĞAN

Namazın Dinî Yapıdaki Merkezî Konumu: "İkâme" Kavramı ile "Dinin Direği" Oluşu
(The Central Position of Prayer in the Religious Structure: Its Being the "Pillar of Religion" through the Concept of "Iqāmah")

H. Ali ERDOĞAN

ÖZET
Bu makale, İslâm dininin kurucu rükünlerinden biri olan namazın (salât), dinî yapının ontolojik, ahlâkî ve kurumsal bütünlüğü içerisindeki merkezî konumunu incelemektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de namazın ısrarla “ikâme” (إقامة) fiiliyle birlikte zikredilmesi, bu ibâdetin yalnızca bireysel bir ritüel değil; dinin bütün yapısını ayakta tutan aslî taşıyıcı unsur olduğunu göstermektedir. “Namaz dinin direğidir” rivâyeti etrafında şekillenen klasik İslâm düşüncesi, namazı iman–amel–ahlâk bütünlüğünün merkezî ekseni olarak konumlandırmıştır. Makalede, namazın ikâmesi ile zayi edilmesi arasındaki diyalektik bağ analiz edilmekte; namazın ihmali ile nefsanî arzulara teslimiyet arasındaki ontolojik ilişki ortaya konulmaktadır. Ayrıca namazın bireysel varoluşu toparlayan yönü, toplumsal bütünleşmeye katkısı ve cami mimarîsi aracılığıyla kazandığı mekânsal süreklilik ele alınmaktadır. Terminolojik bir perspektiften bakıldığında, salât ibâdetinin 'ikâme' fiiliyle birlikte vaz’ edilmesi, tesadüfî bir tercih olmanın ötesinde derin bir mecaz içermektedir. Bu kullanım, namazı ferdî bir pratikten öteye taşıyarak, inanç manzumesinin yapısal bütünlüğünü koruyan 'asli taşıyıcı unsur' (direk) olarak tanımlayan işarî bir delâlete hizmet etmektedir. Sonuç olarak namazın, modern seküler dağınıklık karşısında İslâmî hayatın metafizik merkezi ve denge ekseni olduğu savunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Namaz, İkâme, Dinin Direği, Ontoloji, Zikir, Cami Mimarîsi, Varoluş, Fahreddin er-Râzî, Elmalılı Hamdi Yazır.

ABSTRACT
This article examines the central position of prayer (ṣalāh), one of the foundational pillars of Islam, within the ontological, ethical, and institutional structure of the religion. The Qur’anic emphasis on “establishing” (iqāmah) prayer rather than merely performing it indicates that ṣalāh is not a simple individual ritual, but a primary structural element sustaining the entire religious system. Classical Islamic thought, shaped around the prophetic tradition describing prayer as “the pillar of religion,” positions ṣalāh at the core of the unity between faith, morality, and practice. This study analyzes the dialectical relationship between the establishment and neglect of prayer, highlighting the ontological connection between abandoning ṣalāh and surrendering to carnal desires. Furthermore, the article explores prayer’s role in restoring individual existential coherence, fostering social integration, and attaining spatial continuity through mosque architecture. Drawing upon the analyses of commentators such as Fakhr al-Din al-Razi and Elmalılı Hamdi Yazır, it argues that prayer constitutes the "golden ratio" of Islamic life and establishes a metaphysical centrality on a line extending from the inner world of the individual to mosque architecture, functioning as the metaphysical center and stabilizing axis of Islamic life in the face of modern secular fragmentation.

Keywords: Prayer (Ṣalāh), Iqāmah, Pillar of Religion, Ontology, Dhikr, Mosque Architecture, Existence, Fakhr al-Din al-Razi, Elmalılı Hamdi Yazır.

GİRİŞ
İslâm düşüncesinde “din” kavramı, itaat, teslimiyet ve borçluluk (deyn) anlamlarını içeren çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda din, insanın varoluşunu Yaratıcı’ya karşı sorumluluk bilinciyle düzenlemesini ifade eder. Bu sorumluluk bilincinin en düzenli, en görünür, en sürekli ve en kuşatıcı tezahürü ise namazdır. Kelime-i şehadet ile ikrar edilen iman, namaz sayesinde fiilî bir şahitliğe dönüşür ve süreklilik kazanır. İslâm’ın beş temel rüknü, bir yapının taşıyıcı unsurlarına benzetilebilir; ancak namaz, bu unsurlar arasında özel bir konuma sahiptir. Kur’ân-ı Kerîm’de namazın çoğu zaman “edâ etmek” yerine “ikâme etmek” fiiliyle birlikte zikredilmesi, bu ibadetin dinî yapı içerisindeki kurucu rolüne işaret etmektedir. İslâm düşünce geleneğinde ibâdetler, soyut birer inanç ikrarı olmanın ötesinde, dinin genel yapısını ayakta tutan fonksiyonel unsurlardır. Bu unsurlar arasında namaz, Kur’anî hitapta sıklıkla "ikâme" (إقامة) fiili ile yan yana getirilerek, inşaî bir sürece işaret eder. Namazın bir "direk" (عماد) olarak tavsifi, onun dinî mimarîdeki statik ve taşıyıcı rolünü belirleyen en temel metafordur. Bu makale, namazın “dinin direği” oluşunu ikâme kavramı ekseninde ele alarak; namazın bireysel dindarlığın ötesinde, dinin ontolojik ve toplumsal mimarîsini ayakta tutan merkezî bir yapı taşı olduğunu temellendirmeyi amaçlamaktadır.

“DİNİN DİREĞİ” METAFORU VE YAPISAL ANLAM
Hadis literatüründe namaz, “direk” (عماد) metaforuyla tanımlanmıştır. “Namaz dinin direğidir; onu terk eden dinini yıkmış olur” şeklindeki rivâyet, lafzî sıhhat tartışmalarının ötesinde, İslâm düşünce geleneğinde yaygın bir kabul görmüştür.[1] Direk metaforu, namazın dinî sistemdeki işlevini açıklayıcı niteliktedir. Zira bir yapıda direğin görevi, yalnızca yük taşımak değil; bütün unsurları bir arada tutan merkezî dengeyi sağlamaktır. Namaz da iman, ibâdet, ahlâk ve hukuk alanlarını birbirine bağlayan ve dinî hayatın bütünlüğünü muhafaza eden merkezî bir eksen işlevi görmektedir. Bu metafor, İslâm’ın beş rüknünün birbirine bağımlılığını vurgular; örneğin, oruç ve zekât gibi diğer ibadetler, namazın sağladığı ritmik disiplin sayesinde anlam kazanır. Klasik kaynaklarda, Tirmizî’nin Sünen’inde yer alan benzer rivayetler, namazın bu yapısal rolünü pekiştirir ve dinin mimarî bütünlüğünü koruyan bir “altın oran” olarak konumlandırır.[2] Bu bağlamda, namazın terk edilmesi, bir binanın temel direğinin sökülmesi gibi, sistemin çöküşüne yol açar; zira iman-amel bütünlüğü, namazın düzenli ikâmesi ile sürdürülebilir.

“İKAME” KAVRAMININ FİLOLOJİK VE TEFSİRÎ BOYUTU
Kur’ân’da namaz için kullanılan ekâme fiili, kök anlamı itibarıyla “doğrultmak, ayakta tutmak ve süreklilik kazandırmak” manalarını içerir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin statik bir dengeyi muhafaza etmeye yönelik yapısal bir anlam taşıdığını belirtir.[3] Fahreddin er-Râzî, namazın ikâmesini, rükünleri, vakitleri ve huşû boyutuyla kusursuz bir nizam içinde yerine getirme zorunluluğu ile ilişkilendirir. Râzî’ye göre namazı "ikâme etmek", bir binanın kolonlarını en hassas ölçülerle yerleştirmek gibidir; zira en küçük bir eğrilik tüm yapının çöküşüne sebebiyet verebilir.[4] Elmalılı Hamdi Yazır ise ikâme kavramının, namazın yalnızca bireysel bir ibâdet değil, dinin kurumsal varlığını ayakta tutan bir eylem olduğunu vurgulamak için kullanıldığını söyler. Ona göre namazın ikâmesi, sadece bireysel bir eylem değil, toplumsal düzlemde dinin kurumsal varlığının (ikâmet-i dîn) ihyasıdır.[5] Bu çerçevede ikâme, namazı dinin bütün yapısını taşıyan aslî bir sütun hâline getiren temel kavramsal anahtardır. Terminolojik bir perspektiften, salâtın ikâme fiili ile birlikte kullanılması, onun ana yapıyı ayakta tutan bir direk veya sütuna benzetildiğini göstermektedir. Bu kullanım, namazı ferdî bir pratikten öteye taşıyarak, inanç manzumesinin yapısal bütünlüğünü koruyan 'aslî taşıyıcı unsur' (direk) olarak tanımlayan işarî bir delâlete hizmet etmektedir. İbn Kesîr gibi müfessirler, bu fiilin (ikâme) seçimini, namazın dinin statik dengesini sağlayan bir sütun (stûn) olarak konumlandırılmasına bağlar; zira ikâme, namazın rükünlerini tam bir istikamet üzere yerine getirme zorunluluğunu içerir.[6]

NAMAZIN ZAYİ EDİLMESİ VE ONTOLOJİK ÇÖZÜLME
Kur’ân’da ikâmenin karşıtı olarak “namazın zayi edilmesi” (إضاعة الصلاة) kavramı zikredilir. Meryem Suresi 59. ayette namazın zayi edilmesi ile nefsanî arzulara tabi olma arasında doğrudan bir ilişki kurulmuştur. Bu bağlamda namazın ihmali, ahlâkî ve varoluşsal çözülmenin başlangıcı olarak sunulmaktadır. Ankebut Suresi 45. ayette namazın insanı kötülükten men ettiği ifade edilerek, namazın ahlâkî düzeni koruyucu işlevi vurgulanır. Namaz ihmal edildiğinde, zikir merkezli ilâhî hatırlatma mekanizması devre dışı kalmakta ve birey nefsin yönlendirmesine açık hâle gelmektedir.[7] Bu diyalektik bağ, ontolojik bir temel olarak seccade ve arş hattını içerir; namazın zayi edilmesi, yapının kilit taşının yerinden oynatılmasına tekabül eder. Elmalılı’nın ifadesiyle "nefs-i emmârenin tazyiki" mimarîyi yerle bir eder.[8] Bu çözülme, İbn Kesîr’in tefsirinde, manevî yozlaşmanın ontolojik sonucu olarak ele alınır; zira namaz, varoluşsal dağınıklığı önleyen bir eksen (axis mundi) görevi görür. Tirmizî’nin rivayetlerinde namazın terk edilmesinin, dinin temellerini sarsan bir ihmal olduğu belirtilir.[9]

VAROLUŞSAL BOYUT: İNFİSÂL VE İKBÂL
İnsan, dünyevî meşgûliyetler içinde dağılmaya ve unutmaya meyyaldir. Namaz vakitleri, bu dağılmayı durduran bilinçli "varoluşsal kesintiler" işlevi görür. Kul, namaz esnasında fanî olanla bağını askıya alır (infisâl) ve Bâkî olan Allah’a yönelir (ikbâl). Bu yöneliş, namazı sıradan bir ritüel olmaktan çıkararak, insanın ontolojik konumunu sürekli olarak yeniden inşa eden bir varlık pratiğine dönüştürür. Secde, bu pratiğin zirvesi olarak kulun acziyetini ve teslimiyetini en yoğun biçimde ifade eder. Namaz, mü'minin varlık dünyasında bir "metafizik merkeziyet" inşa eder; bu, bireyin iç dünyasından cami mimarisine uzanan bir hatta, İslâmî hayatın "altın oranını" teşkil eder. Râzî’nin analizlerinde, namazın bu boyutu, varoluşsal dengeyi sağlayan bir statik unsur olarak vurgulanır; zira infisâl ve ikbâl, bireyi seküler dağınıklıktan korur.[10] Modern psikolojideki "mindfulness" (farkındalık) pratikleriyle benzerlik gösteren huşû hali, namazla zihnin dağınıklıktan arınmasını ve benliğin merkezîleşmesini sağlar.

TOPLUMSAL BOYUT VE CAMİ MİMARÎSİ
Namaz, bireysel bir ibâdet olmasının yanı sıra toplumsal bir düzenleyici işlev de görür. Cemaatle kılınan namaz, müminler arasında eşitlik, kardeşlik ve dayanışma bilincini pekiştirir.[11] Cami ise bu bilincin mekânsal karşılığıdır. Tevbe Suresi 18. ayette mescitlerin imârı ile namazın ikâmesi arasında kurulan ilişki, mekânın ruhunun ancak ikâme edilen namazla canlı kalacağını göstermektedir. Mihrap, minare ve kubbe gibi mimarî unsurlar, namazın yönelme, çağrı ve yücelme boyutlarını sembolik olarak pekiştirir.[12] Namazın kurumsal sürekliliği, fiziksel dünyada karşılığını cami mimarîsinde bulur. Kubbenin merkezîliği namazdaki tevhid bilincini, saf düzeninin geometrik kesinliği ise "ikâme" fiilinin "doğrultma" anlamını maddîleştirir. Namaz, dinin hem zihnî hem de fizikî mimarisini birleştiren kurucu bir üst dildir. İmar edilen mescitler, aslında içinde ikâme edilen namazların mekânsal birer tecellisidir. Mihrap, minare, kubbe gibi mimarî unsurlar, namazın toplumu bütünleştirici işlevini sembolik anlatılarla pekiştirir; zira cami, namazın ontolojik hattını mekânsallaştırır.[13]

MODERN ÇAĞDA NAMAZ: SEKÜLER DAĞINIKLIĞA KARŞI MERKEZ
Modern sekülerleşme süreci, zaman ve mekân algısını parçalamış; bireyi sürekli bir dağınıklık hâline sürüklemiştir. Bu bağlamda namaz, bedensel mevcûdiyet, zaman disiplini ve yüz yüze cemaat vurgusuyla seküler hayatın soyutlaştırıcı etkilerine karşı güçlü bir direnç noktası oluşturmaktadır. Namazın ikâmesi, modern bireyin varoluşsal boşluğunu dolduran bir metafizik merkezdir; zira vakitler, seküler zamanın akışını kesintiye uğratır ve ilahî eksende sabitler. Elmalılı’nın tefsirinde vurgulandığı üzere, namazın bu rolü, manevi yozlaşmaya karşı bir kalkan işlevi görür.[14]

SONUÇ
Namaz, İslâm dininde talî bir ibadet değil; dinî yapının ontolojik, ahlâkî ve toplumsal bütünlüğünü ayakta tutan kurucu bir merkezdir. Kur’ân’da salâtın ikâme fiiliyle birlikte vaz’ edilmesi, onun dinî mimarîde bir “direk” olarak konumlandırıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Namazın ikâmesi, mümin için sürekli bir tecdîd ve denge kaynağıdır; zayi edilmesi ise manevî çözülmenin başlangıcıdır. Tevbe Suresi 18. ayette geçen "mescitleri imar etme" (عمارة المساجد) ile "namazı ikâme etme" (إقامة الصلاة) arasındaki bağ, mekanın ruhunun ancak ikâme edilen namazla korunabileceğini gösterir. Netice itibarıyla namaz, müminin hayat binasını ayakta tutan statik bir taşıyıcı unsur ve varoluşunu ilahî eksende sabitleyen bir "altın oran"dır. Bu direk ayakta kaldığı sürece, İslâm’ın ahlakî ve metafizik çatısı da zevalden emin olacaktır. Bu yönüyle namaz, modern dünyada da İslâmî hayatın metafizik merkezi olma vasfını muhafaza etmektedir.

DİPNOTLAR
[1] es-Süyûtî, el-Câmiʿu’ṣ-ṣağîr, s. 248.
[2] Tirmizî, Ebû Îsâ. Sünen. Kahire: Dâru’l-Hadîs, 1419/1998, “İmân”, 8.
[3] Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ق و م” md.
[4] er-Râzî, Fahreddin. Mefâtîḥu’l-ġayb, XI, 35; II/32-35.
[5] Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, I, 218-220.
[6] İbn Kesîr, Tefsîr, VI, 93.
[7] İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-ʿaẓîm, VI, 93.
[8] Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, V/3295.
[9] Tirmizî, Ebû Îsâ. el-Câmiu’s-Sahîh (Sünen-i Tirmizî), "İmân", 8.
[10] er-Râzî, Fahreddin. Mefâtîḥu’l-ġayb (Tefsîr-i Kebîr), Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1981, II/32-35.
[11] Sancaklı, S. “Cami’de Cemaatle Namaz Kılmanın Etkileri.” Dergipark, 2021.
[12] Sağlam, T. “İslâm Mimarisinin Sembolik Anlatıları Üzerine Bir Deneme.” İJİA, 2020.
[13] Sağlam, T. “İslâm Mimarisinin Sembolik Anlatıları…”, 2020.
[14] Elmalılı, M. Hamdi. Hak Dini Kur’an Dili, I/218.

KAYNAKÇA
– Elmalılı, M. Hamdi. Hak Dini Kur’an Dili. İstanbul: Azim Dağıtım, t.y.
– İbn Kesîr. Tefsîrü’l-Kur’âni’l-ʿaẓîm. Riyad: Dâru Tayyibe, 1420/1999.
– İsfahânî, Râgıb. el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân. İstanbul: Şule Yay., 2006.
– er-Râzî, Fahreddin. Mefâtîḥu’l-ġayb. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâs, 1420/1999.
– er-Râzî, Fahreddin. Mefâtîḥu’l-ġayb (Tefsîr-i Kebîr). Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1981.
– es-Süyûtî, Celâleddîn. el-Câmiʿu’ṣ-ṣağîr. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1424/2004.
– Tirmizî, Ebû Îsâ. Sünen. Kahire: Dâru’l-Hadîs, 1419/1998.
– Tirmizî, Ebû Îsâ. el-Câmiu’s-Sahîh (Sünen-i Tirmizî). "İmân", 8.
– Sağlam, T. “İslâm Mimarisinin Sembolik Anlatıları Üzerine Bir Deneme.” İJİA, 2020.
– Sancaklı, S. “Cami’de Cemaatle Namaz Kılmanın Etkileri.” Dergipark, 2021.