Kur'an-ı Kerîm'de Mecaz ve Edebî Sanatlar
Kur'an-ı Kerîm'de Mecaz ve Edebî Sanatlar Var mıdır? Tarihsel Bir Tartışmanın Analizi
Are There Metaphors and Literary Arts in The Holy Quran? Analysis of a Historical Debate
H. Ali ERDOĞAN
ÖZET
Kur’an-ı Kerim, nâzil olduğu toplumun dili olan Arapçanın tüm imkânlarını kullanmış, onu en üstün edebî ve belâğî seviyeye taşımıştır. Bu bağlamda, dilin temel unsurlarından olan mecaz ve diğer edebî sanatların (istiare, kinaye, teşbih, temsil vb.) Kur’an’da bulunup bulunmadığı, erken dönemlerden itibaren İslam alimleri arasında önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bir grup alim, “mecazın yalanın kardeşi” olduğu ve Allah’ın hakikati ifade etmekten âciz olmayacağı gerekçesiyle Kur’an’da mecazın varlığını reddetmiştir. Buna karşılık, İslam alimlerinin büyük çoğunluğu ile belağat âlimleri, Kur’an’ın Arap dilinin kuralları ve üslup çeşitliliği içinde indiğini vurgulayarak, mecaz ve diğer sanatların Kur’an’ın anlam zenginliğinin ve i‘câzının ayrılmaz bir parçası olduğunu savunmuşlardır. Bu makale, söz konusu tarihsel tartışmayı, tarafların delillerini analiz ederek ele alacak; Kur’an’daki mecazî ifadelere dair örnekler üzerinden, bu sanatların anlamı doğru bir şekilde kavramadaki rolünü ortaya koyacaktır. Ayrıca, mecazı reddeden harfî/lafzî yorumlamaların yol açtığı teolojik ve fıkhî sorunlara değinilecektir.
Anahtar Kelimeler: Kur’an, Mecaz, Edebî Sanatlar, Belâğat, Te’vil, Müteşabih, Tefsir.
ABSTRACT
The Qur’an utilizes all the possibilities of the Arabic language, the language of the society to which it was revealed, elevating it to the highest level of literary and rhetorical excellence. In this context, whether figurative language (majāz) and other literary devices—such as metaphor (istiʿārah), metonymy (kināyah), simile (tashbīh), and allegory (tamthīl)—are present in the Qur'an has been a significant subject of debate among Islamic scholars since the early periods. One group of scholars, arguing that "figurative language is a sibling of falsehood" and that God is not incapable of expressing the literal truth, denied the existence of majāz in the Qur'an. In contrast, the vast majority of Islamic scholars, particularly rhetoricians (bulaghāʾ), emphasized that the Qur'an was revealed within the framework of Arabic linguistic rules and its diverse styles, arguing that figurative language and other rhetorical devices are an integral part of the Qur'an's semantic richness and its inimitability (iʿjāz). This article will address this historical debate by analyzing the evidence put forth by both sides; it will demonstrate, through examples of figurative expressions in the Qur'an, the role these devices play in comprehending the meaning correctly. Furthermore, it will touch upon the theological and jurisprudential problems caused by literal interpretations that reject majāz.
Keywords: Qur'an, Majāz (Figurative Language), Literary Devices, Rhetoric (Balāghah), Interpretation (Taʾwīl), Allegorical (Mutashābih), Exegesis (Tafsīr).
GİRİŞ
Kur’an-ı Kerim, sadece bir inanç, ibadet ve hukuk kitabı değil, aynı zamanda eşsiz bir edebî şaheserdir. Onun i‘câzının (benzerinin getirilemez oluşunun) en önemli boyutlarından biri, dilsel ve edebî yönüdür. Duygu ve düşünceleri düz anlatımdan ziyade, daha etkili, çarpıcı ve çok boyutlu bir şekilde ifade etmeyi sağlayan mecaz, istiare, kinaye, teşbih gibi edebî sanatlar, her dilde ve özellikle şiirsel metinlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Kur’an’ın nâzil olduğu Cahiliye dönemi Arap edebiyatında da bu sanatlar hayati bir öneme sahipti. Dolayısıyla, Kur’an’ın bu dilsel bağlamdan tamamen tecrit edilmiş, yalnızca “hakikat”ten ibaret, sıradan bir söylemle gelmiş olması düşünülemez. Nitekim İmam Şâfiî, “Kur’an’ın ancak Arap dilinin bütün inceliklerini bilenlerin kavrayabileceğini” ifade ederek bu duruma işaret etmiştir (er-Risâle, s. 48).
Ancak, ilk dönemlerden itibaren, özellikle Zahirî ekolü ve bazı Müşebbihe gruplarının etkisiyle, Kur’an’da mecazın varlığını reddeden bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu makale, bu iki temel yaklaşımı karşılaştırmalı olarak inceleyecek ve Kur’an’ı doğru anlamada mecaz bilgisinin vazgeçilmezliğini vurgulayacaktır.
1. Mecazın Reddine Dayanan Görüş ve Temellendirilişi
Mecazın varlığını reddedenler, başta Dâvûd ez-Zâhirî, oğlu Ebû Bekir İbni Dâvûd, İbnü’l-Kâs, İbn Huveyzmindâd, Ebû Müslim el-İsfahânî, Muhyiddin İbnü’l-Arabî ve Takıyyüddin İbni Teymiyye gibi âlimlerdir. Bu grubun argümanları şu şekilde özetlenebilir:
2. Mecaz-Yalan İlişkisi:
Onlara göre mecaz, sözü söyleyenin asıl maksadını “hakikat” ile ifade etmekten âciz kalması durumunda başvurduğu bir yoldur. Âcizlik Allah hakkında düşünülemeyeceğinden, O’nun kelamında mecaz olamaz. Zerkeşî’nin naklettiği üzere, “Mecaz yalanın kardeşidir” (el-Burhân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 89) anlayışı bu görüşün temelini oluşturur.
3. Lafzın Zahirine Bağlılık:
Kur’an’daki her ifadenin, delâlet ettiği ilk ve sözlük anlamıyla (hakikat) kabul edilmesi gerektiğini savunurlar. Bu, onlara göre, Kitap ve Sünnet’e bağlılığın bir gereğidir.
4. Te’vile Karşı Çıkış:
Mecazı kabul etmek, ayetleri “te’vil” etmeyi, yani lafzın zahirî anlamından başka bir mana vermeyi gerektirir. Onlara göre te’vil, nesnel bir dayanağı olmayan sübjektif yorumlara kapı açar ve dini tahrif etmenin aracı haline gelir.
Bu yaklaşım, özellikle müteşabih ayetlerin yorumlanmasında somutlaşır. Örneğin, Allah’a izafe edilen “yed (el)”, “vech (yüz)”, “istivâ (arşa hükmetmesi)”, “sâk (baldır)” gibi ifadeleri, insandaki organ ve fiillere benzer şekilde, bir mekân ve cihet kaydı olmaksızın “hakikat” olarak kabul ederler. Bunları te’vil etmeyi ise “teşbih” (Allah’ı yaratılmışlara benzetme) ve “tecsîm” (Allah’ı cisimleştirme) tehlikesinden korunmanın yolu olarak değil, nassı tahrif olarak görürler.
5. Mecazın Varlığını Kabul Eden Görüş ve Temellendirilişi
İslam âlimlerinin ve belâğat uzmanlarının büyük çoğunluğu bu görüştedir. Cürcânî, Rummânî, Zemahşerî, Sekkâkî, Abdulkâhir el-Cürcânî gibi belağat âlimleri; Ebû Hanîfe, Mâtürîdî, Gazzâlî, Fahreddin er-Râzî gibi kelam ve tefsir âlimleri mecazın Kur’an’daki varlığını eserlerinde detaylıca işlemişlerdir. Delilleri şunlardır:
1. Dilsel ve İletişimsel Zorunluluk:
Kur’an, insanlara hitap etmektedir ve hitabın etkili olması, muhatabın anlayacağı dil ve üslup ile gerçekleşir. Mecaz, Arap dilinin doğal ve vazgeçilmez bir parçasıdır. İbn Cinnî’nin belirttiği gibi, “kâme Zeydün” (Zeyd kalktı) gibi basit bir cümlede dahi, aslında Zeyd’in kendisi değil onun “heyeti/şekli” kalkmış olduğu için mecazî bir anlam söz konusudur (el-Hasâis, II, 447-448). Kur’an’ın bu evrensel dil kuralından müstağni kalması düşünülemez.
2. Belâğat ve İ‘câzın Gereği:
Mecaz, anlatımı daha güçlü, etkileyici ve özlü kılar. Hakikat ile ifade edilemeyecek soyut manaları somutlaştırır, zihinde canlandırır. Kur’an’ın eşsiz belağatı ve i‘câzı, onun bu gibi sanatları en üst düzeyde kullanmasıyla gerçekleşmiştir. Tehânevî, mecazı reddedenlerin delillerini “örümceğin evinden daha zayıf” (Keşşâf, I, 223) olarak nitelendirir.
3. Akıl ve Naklin Uyumu:
Mecazı reddetmek, akıl ile naklin çatışmasına yol açar. Örneğin, “Allah’ın eli” ifadesini hakikat manasında anlamak, Allah’a bir uzuv (organ) isnat etmeyi, dolayısıyla O’nu yaratılmışlara benzetmeyi (teşbih) gerektirir. Halbuki akıl ve diğer kesin naslar Allah’ın yaratılmışlara benzemediğini (teşbihin imkânsızlığını) bildirir. Bu durumda, lafzı, aklî ve naklî bir karîne (ipucu) ile hakikat anlamından mecaz anlamına çekmek (te’vil) zorunlu hale gelir.
4. Nassî Deliller:
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ve sahabelerin uygulamaları, Kur’an’daki bazı ifadelerin mecazî anlaşılması gerektiğine işaret eder. En meşhur örnek, Adî b. Hâtim’in Bakara 187. ayetteki “beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin için” ifadesini, yastığının altına koyduğu siyah ve beyaz ipliklerle anlamaya çalışmasıdır. Hz. Peygamber ona, “Bunun manası, gecenin karanlığı ile gündüzün aydınlığıdır” (Buhârî, Tefsir, 2, Savm, 16) diyerek ifadenin mecazî olduğunu açıklamıştır. Benzer şekilde, “Hangimiz sana daha önce kavuşacak?” diye soran hanımlarına “Eli en uzun olan” diye cevap vermesi ve onların bunu “cömertlik” olarak anlaması (Buhârî, Zekât, 11), günlük sünnette de mecazın kullanıldığını göstermektedir.
3. Kur’an’dan Mecaz Örnekleri ve Yorum Farklılıkları
3.1. “Yed (El)” Kelimesi:
“Yed”kelimesi, on iki farklı ayette Allah’a izafe edilir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “yed” md.). Belâğat âlimleri, bu kelimenin bu bağlamlarda “kudret”, “nimet”, “mülkiyet”, “yardım” gibi anlamlara geldiğini ifade ederler. Örneğin, Mâide 64. ayette Yahudilerin “Allah’ın eli sıkıdır” (cimridir) iddiasına karşılık, “Hayır! O’nun iki eli de açıktır” buyrulur. Buradaki “açık el” ifadesi, Allah’ın cömertliğini ve lutfunun genişliğini anlatan kinayeli bir mecazdır. Aynı şekilde Fetih 10. ayette geçen “Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir” ifadesi, Allah’ın biat eden sahabelere olan desteği, himayesi ve rızasını ifade eden bir mecazdır.
3.2. “Lâmese” (Dokunmak) Fiili:
Maide 6.ayetteki “yahut kadınlara dokunmuşsanız” ifadesi, fıkıh mezhepleri arasında ihtilafa neden olan klasik bir örnektir.
İmam Ebû Hanîfe: Buradaki “dokunma”yı, cinsel ilişkinin kinayesi olarak yorumlamış ve abdesti bozanın şehvetle dokunma değil, doğrudan cinsel ilişki olduğunu söylemiştir. Dayanağı, Arap dilinde “lemesetu’l-mer’ete” ifadesinin “kadınla cinsel ilişkide bulundum” anlamına gelmesidir. Bu bir mecaz-kinaye yorumudur.
İmam Şâfiî: İfadeyi hakikat manasında anlamış, erkeğin teninin kadının tenine dokunmasını (temas), şehvetli olsun veya olmasın abdesti bozan bir durum olarak kabul etmiştir. Bu ihtilaf, kelimenin hakikat mi yoksa mecaz mı kabul edildiğine bağlı olarak doğmuştur.
3.3. “Keşfu’s-Sâk” (Baldırın Açılması):
Kalem 42.ayette, kıyamet gününün dehşetini anlatmak için kullanılan bu ifade, zahiri anlamıyla alındığında problemli bir teşbih doğurur. Alimlerin büyük çoğunluğu bunu, “işin çok zor ve dehşetli bir hale gelmesi”, “sırların açığa çıkması” veya “ilahi kudretin bütün heybetiyle tecelli etmesi” şeklinde mecazî olarak yorumlamışlardır.
3.4. Diğer Örnekler:
· “Allah’ın İpi” (Âl-i İmrân, 103): Kur’an’a, İslam’a, tevhide ve cemaate bağlılığı ifade eden bir mecazdır. Bunu hakikat zannedip fiziki bir ipe sarılmak anlamsızdır.
· “Ateş Çukuru” (Âl-i İmrân, 103): Şirk, küfür ve cehennem tehlikesini sembolize eden bir temsildir.
· “Ayetleri Satmak” (Bakara, 41): Dünyevi menfaatler karşılığında ayetlerin hükmünü gizlemek, tahrif etmek veya onlara sırt çevirmek anlamında bir mecazdır.
SONUÇ
Kur’an-ı Kerim’de mecaz ve edebî sanatların varlığı, onun i‘câzının ve belâğatının bir gereğidir. Mecazı reddeden harfî/lafzî yorumlama tarzı, birçok ayetin anlamını daraltmakta, teşbih ve tecsîm gibi sakıncalı teolojik sonuçlara yol açmakta ve fıkıh alanında gereksiz ihtilaflar doğurabilmektedir. İslam geleneğindeki hakim anlayış, Kur’an’ı anlamanın, onun indiği dilin inceliklerine (belâğat, sarf, nahiv) ve bütüncül akıl-vahiy uyumuna (te’vil) dayanması gerektiğini savunur.
Mecaz, cahilin nazarında hakikate dönüşebilir. Bu nedenle, Kur’an’ı doğru anlamak için onun sadece lafızlarını değil, aynı zamanda üslubunu, bağlamını ve maksadını kavramak esastır. “Allah’ın arşı”, “eli”, “baldırı” gibi ifadeleri, insani özellikler atfetmeden, ilahi kudret ve azameti ifade eden mecazî anlamlarıyla anlamak, Ehl-i Sünnet kelam geleneğinin de ortak kabulüdür. Modern dönemde, Kur’an’ı salt literal (harfî) bir okumaya tabi tutan ve mecazı dışlayan anlayışların yükselişi, bu kadim ve köklü ilmî mirastan kopuşun bir tezahürüdür. Kur’an’ın ruhuna uygun bir anlama faaliyeti, onun edebî ve belâğî boyutunu görmezden gelerek gerçekleştirilemez.
KAYNAKÇA
Abdülbâkī, Muhammed Fuâd. el-Muʿcemü’l-müfehres li-elfâzi’l-Kur’âni’l-Kerîm. Kahire: Dâru’l-Hadîs, 1945.
Buhârî, Ebû Abdillah Muhammed b. İsmâîl. el-Câmiʿu’s-sahîh. thk. Muhammed Züheyr b. Nâsır. Dâru Tavki’n-Necât, 1422.
Cürcânî, Abdulkāhir. Delâilü’l-İʿcâz. thk. Mahmud Muhammed Şakir. Kahire: Mektebetü’l-Hancî, 1984.
İbn Cinnî, Ebü’l-Feth Osman. el-Hasâis. thk. Muhammed Ali en-Neccâr. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, ts.
Mevlevî, Tahirü’l. Edebiyat Lügatı. İstanbul: 1973.
Râzî, Fahreddin. Mefâtîhu’l-Gayb (et-Tefsîrü’l-Kebîr). Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1420.
Şâfiî, Muhammed b. İdrîs. er-Risâle. thk. Ahmed Muhammed Şâkir. Kahire: Mektebetü Dâri’t-Türâs, 1979.
Tehânevî, Muhammed A‘lâ. Keşşâfu ıstılâhâti’l-fünûn. thk. Ali Dahruc. Beyrut: Mektebetü Lübnan Nâşirûn, 1996.
Zerkeşî, Bedreddin. el-Burhân fî ulûmi’l-Kur’ân. thk. Muhammed Ebü’l-Fadl İbrâhim. Kahire: Dâru’t-Türâs, ts.
“Mecazu’l-Kur’an”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. Ankara: TDV Yayınları, 2003.