MUHABBET, RAHMET, HİKMET

Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog

MUHABBET, RAHMET, HİKMET

Toplumsal Dirilişimizin Unsuru Olan Muhabbetin İnşası

Kadim tarihimize dikkatle bakıldığında görülür ki, bütün medeniyetlerimizin temelinde bir kalp enerjisi vardır. Adı: Muhabbet. Özellikle “Anadolu İrfanını” bugünlere kadar taşıyan “Gönül Erlerinin” hayatlarını araştıran, inceleyen, okuyan ve hayal eden biri olarak “Muhabbetle Rahmet Arasında” çok sıkı bir ilişki olduğunu gördüm.

Muhabbetin membaı olarak ilim, sanat, adalet, nizam ve idrakin bile bu kalbi kıymeti zikredebiliriz. Aslında muhabbet; hem kişinin iç dünyasını ayakta tutar hem de toplumsal birlikteliği güçlendirir. Ayrıca hakikat arayışını besleyen bir kaynaktır da. Bu kaynak yok olduğunda/yok olursa, insan bilgiyle değil, kibirle; adaletle değil, menfaatle; birlikle değil, bencillikle hareket eder. Zaten bugün insanlığımızın baş belası buhranlarının temelinde bu muhabbet eksikliği yatmaktadır. Dilimiz ne kadar dönerse değil, kalbimiz ne kadar hakikate ram olursa o zaman muhabbetin rotasını yakalamayı başarırız.

İlmin Muhabbetle İlişkisi
İlim, hakikatin bilgisidir; lakin muhabbet, o bilginin kalpte karşılık bulmasıdır. İlim, aklı aydınlatır; muhabbet, kalbi ısıtır. Bu iki unsur birleşmediğinde, insan bilgiyi bir güç aracına dönüştürür. Ez Zumer suresindeki anlam olarak; “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayeti, bilgi sahibi olmakla birlikte, bilginin hikmete dönüşmesi işaretidir. Hikmet, ilmin muhabbetle yoğrulmasıdır. Tasavvufun büyük isimlerinden Mevlânâ, bu birlikteliği şu sözle özetler: “Aklın varsa bir başka akılla dost ol, çünkü bir baş yalnız bir başa pek az şey ekler.”

Hakiki dostluk, bilgi paylaşımından değil, kalp paylaşımından doğar. Bu anlamda muhabbet, ilmin kemal merhalesidir. Muhabbetten yoksun ilim, insanı olgunlaştırmaz; sadece bilen bir varlık hâline getirir, ama hakikati yaşayan bir varlık yapmaz.

Tasavvuf Muhabbet İlişkisi
Tasavvuf, varlığı “aşkın terbiyesi” olarak görür. Sûfî geleneğe göre insan, Allah’ı bilmek, sevmek ve kulluk etmek için yaratılmıştır. Bu sevgi ve biliş, yani muhabbet, kulun Rabbinin rızasına yaklaşmasının en gerçekçi yoludur. İbn Arabî, “muhabbet, varlığın hakikat noktalarındandır” derken, bütün yaratılışın temelinde bu güzelliğin bulunduğunu vurgular.

Muhabbet, insanın içindeki kulluğu canlı tutar. Sevgi olmadan yapılan ibadet, ruhsuz bir şekilden ibarettir. İmam Gazâlî, İhya-u Ulûmü’d-Dîn adlı eserinde bu dengeyi şöyle anlatır: “İlim, amelin öncüsü; muhabbet ise amelin ruhudur.”

Gazâlî’nin bu yaklaşım bize şunu öğretir: İlim, ameli yönlendirir; muhabbet, ameli anlamlandırır. Yani bir insanın kalbinde ilme, kulluğa, güzelliklere, hakikatlere muhabbet yoksa, yaptığı ibadetleri kalbine sirayet etmez.

Hakikat Arayışı ve Muhabbet
Hakikat, kuru bilgiyle değil, muhabbetle aranır. Çünkü hakikat, sevgiyle açılan bir kapıdır. Korkuyla o kapıyı yerinden bile kıpırdatamayız. Korku belki insanı dıştan disipline eder ama muhabbet gibi içten inşa edemez. Bir insan hakikati severek ararsa, yanıldığında bile doğruya yaklaşabilir. Lakin nefretle ararsa, doğruda bile yanılır.

Hakikat, muhabbetle birleştiğinde “hikmete” evrilir. Hikmet, aklın değil, kalbin olgunluğudur. Hikmetli insan, yalnız bilen değil, bilenle birlikte hissedendir. Bu nedenledir ki Kur’an, bilginin yanında sürekli “takva” ve “kalp” vurgusu da yapar. Çünkü hakikati bulmak, sadece anlamak değil; aynı zamanda onu sevmektir de.

 Muhabbetin Adaletle İmtihanı
Adalet, muhabbetin dışa vurumudur. Adaletin kökü, kalpteki sevgiye dayanmazsa, soğuk bir kural haline gelir. Bir hâkimin/yöneticinin vicdanı kurumuşsa, kanunlar/kurallar ne kadar mükemmel olursa olsun adalet zuhur etmez. Çünkü kanun/kural zorunluluk, muhabbet ise sorumluluk doğurur. Zorunluluk korkudan gelir, sorumluluk sevgiden. Bu sebeple muhabbetin yokluğu, adaleti zayıflatır; toplumun dengesini sarsar. İmam Ali Radıyallahu Anh’a ithaf edilen şu söz bu gerçeği özetler: “Adalet düzenin, merhamet de adaletin temelidir.”

Merhamet, muhabbetin kalpteki yankısıdır. Merhameti olmayan kalp, adalet dağıtsa bile zulme kapı aralar. Bugün dünyanın dört bir yanında adalet krizinin yaşanmasının nedeni, muhabbetin yitirilmesidir. Çünkü muhabbet olmadan yapılan her şey, şekil olarak doğru görünse de mana bakımından eksiktir. Ne yazıktır ki bu mana eksikliğine, muhabbetten yoksunluğa, adaletin kaybolmasına her yerde rastlayabilmekteyiz. Kurumlarda, kuruluşlarda, cemiyet ve cemaat denilen yapılarda, hatta gönüllü kuruluşlarda bile çok fazla görmeye başladık. Bu da çok büyük bir yıkıcı etkidir. Düzenin bozulup bencillik, egoistlik ve fitne fesadın yükselmesine en büyük nedenlerdendir.

Sosyal İlişkilerinde Muhabbetin Rolü
İnsan, sosyal bir varlıktır; ama onu toplum yapan şey, muhabbet bağıdır. Muhabbet de insanların kalplerini birbirine yaklaştırır; önyargıları, menfaatleri, gururu eritip empatiyi doğurur. Muhabbetin olduğu yerde insanlar anlaşmak için değil, anlamak için konuşurlar.

İletişim, yarış içine girmeyip, paylaşım halinde olurlar. Lakin günümüz “modern dünyasında!” sosyal bağların zayıflaması, iletişimin artmasına rağmen anlamın azalmasıyla/kaybıyla ilgilidir.

Sözcükler/kelimeler çoğaldı ve çeşitlendi. Ne yazık ki samimiyet azaldı. Bir tebessüm bile şüpheyle karşılanır oldu artık. Oysa bir selam, bir hâl hatır sorma bile muhabbetin küçük bir rahmet damlasıdır. O damlalar birleştiğinde, bir toplumun iklimi de değişir. Ama bencilliğin tüm dünyayı son sürat dolaşması muhabbetin seri katili olması gibidir.

Toplumsal Birlikteliğimiz ve Muhabbetimizin İnşası
Bir toplumun gücü, askeri ya da ekonomik yapısında değil, kalpler arasındaki bağdadır. Belki bu ifade size çok iddialı gelir ama hakikatin böyle olduğunu biraz düşününce kabul edecektir. Tarihimiz boyunca en güçlü medeniyetlerimiz, muhabbetin toplumsal mayasıyla ayakta durmuştur. Selçuklu’nun adaletinde, Osmanlı’nın merhametinde, Anadolu’nun irfanında hep bu ruh vardır. Ama bugün insanlar aynı şehirde yaşıyor, aynı ekrana bakıyor ama birbirine uzak. Yarenlikler menfaatle, dostluklar korkuyla sınırlı. Oysa muhabbet, menfaatin bittiği yerde başlar.


Birlik, yalnızca fikir birliğiyle değil, gönül bağı ve teslimiyetiyle mümkündür. Bunu tasavvufun diliyle söylersek: “Muhabbet, gönülleri bir araya getiren ve yapıştıran rahmettir.”

Bu yapıştırıcı zayıfladığında, toplumun parçaları dağılır; güven sarsılır, dayanışma çözülür.
Dolayısıyla muhabbetin yeniden ihyası, sadece duygusal değil, sosyolojik ve ahlaki bir zorunluluktur da.

Muhabbet, Rahmet ve Hikmet Üçlüsü
Muhabbet, kalpte doğar; rahmet, onun dışa taşmış hâlidir; hikmet ise, bu ikisinin olgun meyvesidir. Bir insan ya da toplum, bu üçlüyü aynı potada eritebildiği ölçüde kemale erer.

Muhabbet rahmeti doğurur, rahmet adaleti besler, adalet hikmeti üretir, hikmet ise insanı hakikate ulaştırır. İşte bu yüzden, muhabbet rahmettir, rahmet hikmettir. Bu zincir koparsa, her şey dağılır. Tıpkı imamesi olmayan bir tesbihin etrafa saçılması gibi bir durumu görürüz.

Ne acıdır ki bugün bilgi çağında yaşıyoruz ama hikmet kıtlığı çekiyoruz. Çünkü muhabbetten uzak bilgi, soğuk bir güç aracına dönüştü. Oysa bilgi, sevgiyle birleştiğinde rahmet olur; rahmetle beslendiğinde de hikmet doğurur.

 Demem O ki Dostlar: Muhabbeti Diriltmek Gerekir
Muhabbet, sadece bir duygunun adı olmayıp; bir medeniyetin yaşam enerjisidir. İnsanın kalbini canlı tutar, toplumu birleştirir, adaleti yaşatır. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey teknoloji değil, kalp sıcaklığıdır. Çünkü kalpler ısınmadan hiçbir sistem tam anlamıyla doğru işlemeyecek; gönüller birleşmeden hiçbir millet dirilemeyecektir. Bu sebepledir ki muhabbet, sadece bir meziyet değil, bir sorumluluktur. İnsanı Allah’a, insanı insana, insanı hakikate bağlayan en güçlü bağ budur. Her bağ gibi, muhabbet de emek ister.

Ey kardeşim! İlimle öğren, adaletle davran, ama muhabbetle yaşa. Çünkü ilim yol gösterir, adalet yön verir, ama muhabbet ruh verir. Lütfen unutma: Muhabbet rahmettir; rahmet hikmettir, hikmet ise diriliştir. Kalpler muhabbetle atmadıkça, insanlık eksik kalacaktır.

Kalın muhabbetle ve sağlıcakla…

Gökmen CAN
Eğitimci Sosyolog