Gerçekten Müslüman Müslümanın Kardeşi midir?
GERÇEKTEN MÜSLÜMAN MÜSLÜMANIN KARDEŞİ MİDİR!!!Değerli dostlarım, başlığı okurken dikkat etmenizi rica ediyorum. Ayet ve hadislerde belirtilen konu, hüküm ve değerlere zerre karşı olum ifadesi ya da hafife alıyor anlamlandırılması yapılmasın. Bu yazımızı İslam düşmanlarına “gıklarını çıkartamayan” lakin Müslüman olan kimselere “Yunan, Yahudi, Hristiyan, Mecusi vs.” muamelesine benzer muamele yapan kimselere ithafen yazıyorum. Zamanımızda öyle “şer odakları” zuhur etti ki; bunlar tıpkı “kartal görünümlü leş kargaları”, “yeşillik görünümlü ayrık otu” ve “ehil görünümlü haşhaşi benzeri” gibidirler. Ömrümüz vefa ettikçe doğrunun, haklının, hakikatin yanında olmaya devam etmemiz gerektiği bilinciyle yazımıza başlıyoruz:
Hucurat suresi 10.ayetinin anlamı şöyledir: “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.”
Peygamber Efendimiz Aleyhisselamın bir hadisi şerifte şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir (manası): “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez.” (Müslim/Birr)
Bu yüce ayet ve hadis, İslam ahlakının en temel ilkelerinden biridir ve birçok hadis kaynağında da rivayet edilmiştir. Bu hadisin devamında çok daha ağır bir sorumluluk vardır. O da şöyledir: Bir Müslümanın ihtiyacını gideren kişinin Allah tarafından destekleneceği, bir Müslümanın sıkıntısını giderenin kıyamet gününde rahatlatılacağı ve bir Müslümanın kusurunu örtenin kusurlarının örtüleceği ifade edilir.
Yani teoride Müslümanlar arasında bir koruma, merhamet ve sadakat hukuku vardır. Peki, pratikte gerçekten böyle midir? Şimdi lütfen tarafsız olun. Daha doğrusu “hakikatten” taraf olun. Maalesef birçok toplumda/millette ve memleketimizde, bu hadis en çok tekrar edilen, meşhur sözlerden biri olmasına rağmen, en çok ihlal edilen ilkelerden biri haline gelmiştir. Dünyalık menfaatler, çıkar ilişki ve düşünceleri, düşünmeyen akılsız güruhun robotvari biyatları bu düstura çok büyük bir yara vermiştir.
Dil ile İman, Davranış ile İhanet: Sözde Kardeşlik
Şanlı İslam tarihinde kardeşlik kavramı sadece bir slogan değil, bir hayat biçimi olarak öğretilmiştir. Peygamber Efendimiz Aleyhisselam döneminde Medineli Ensar ile Mekkeli Muhacir arasındaki ilişki bunun en güçlü ve şanlı örneğidir. Öyle ki mallarını, evlerini ve hayatlarını paylaşacak kadar gerçek bir kardeşliğe imza atmakla kalmamış “mühür” vurmuşlardır. Bugün ise birçok yerde kardeşlik kelimesi ahlaki bir ilke olmaktan çıkıp retorik bir süsleme haline getirilmiştir. Ne yazık ki insanlar: “Müslüman kardeşine suizan eder, yalan ve iftira üretir, itibar suikastı yapar, başarısını kıskanır ve dini kullanarak rakip gördüğü kardeşini düşürmeye çalışır. Ama aynı kişi kürsüde, sohbetlerde veya sosyal medyada aynı hadisi tekrar eder: “Biz kardeşiz.”
Bu durum aslında bir çelişki değil; psikolojide çok bilinen bir mekanizmadır diyebiliriz. Hem de pek kötü bir haldir. Ne midir? Narsistlik!
Psikolojik Arka Planda Dindar Görünümlü Narsisizm Yatmaktadır
Sözde kardeşlik söylemini kullanıp kardeşlik hukukunu çiğneyen kişilerde genellikle şu bozuk psikolojik özellikler görülür:
a- Dini Narsisizm
Bozuk kişilikli bu kimseler her zaman kendilerini “hakikat temsilcisi” olarak görürler. Bu durumdaki kimseler, kendisine uymayan ve eleştirdiği kişiler onun gözünde artık bir insan değil, “yoldan sapmış birisi” haline gelir. Bu sapkın zihniyet şu düşünceyi üretir: “Ben doğru taraftayım. O halde ona yaptığım şey zulüm değil, hizmettir.” Ne kadar aşağılık bir düşünce değil mi? Bu düşüncesiyle narsist kişi ahlaki sorumluluğunu da kendisince uyduğu dini mensubiyete ve sözde fetvalara devretmiş olur. Allah bizi bu “haramilerden” korusun.
b-İkiyüzlülükte Farklı Bir Güruhturlar
İkiyüzlülük, kişinin başkalarından yüksek ahlak beklerken kendisini bu standartların dışında tutmasıdır. Mesela: Yalanı eleştirir ama gerektiğinde (!) çekinmeden iftira atar. Gıybeti haram sayar ama rakibini itibarsızlaştırmak için bunu çekinmeden kullanır ve kılıfı olan fetvaları da yüksek sesle dillendirir. Kardeşlikten bahseder ama kardeşliğin yanından bile geçmez. Bu kadar ki ahlaksızdırlar. Bu davranış biçimi dini çevrelerde daha tehlikelidir. Çünkü ahlaki ihlal kutsal söylemlerle saklanır.
c-Paranoid Düşünmenin Yansıması Olarak Suizan Kültürü
Bir başka psikolojik yapı ise paranoid düşünme eğilimidir. Bu kişiler sürekli şunları düşünür:
“Bana ve babama/hocama karşı plan yapıyorlar.”
“Onlar aslında kötü niyetliler, gerçek yüzlerini gizliyorlar.”
“İlimsizler ve benim/bizim başarımı(zı) kıskanıyorlar.”
Bunun gibi yüzlerce ifadenin karşılığı olan düşünce tarzı zamanla gerçeklikten kopuk bir suizan kültürü üretir. Sonunda da şu noktaya varılır: Kardeşlik yerine şüphe, güven yerine komplo, merhamet yerine karalama hâkim olur. İlgili ilgisiz kimselere dedikodu ihraç edilir. Yaşlarından başlarından ve ilimlerinden utanmadan “iftira merkezi” olarak çalışırlar.
d-Güç Mücadelesine Girişip Dini Araçsallaştırırlar
Bazı insanlar için din bir ahlak sistemi değil, bir meşruiyet aracı haline gelir. Bu habis ur nitelikli kişiler için önemli olan; hakikat değil, adalet değil, kardeşlik değil, güç ve kontroldür. Bu sebepledir ki dini kavramlar; kardeşlik, ümmet, hizmet, dava gibi kelimeler, ahlaki içeriklerinden ayıklanarak politik araçlara dönüştürülür.
e-Güvenin Çöküşüyle Toplumsal Zarar Tarif Edilemez
Bu tür davranışların en büyük zararı bireylere değil, topluma olur. Çünkü toplumun temelinde güven vardır. Eğer insanlar şu düşünceye kapılırsa: “Müslüman kardeşim dediğim kişi ilk fırsatta bana iftira atabilir.” O zaman da kardeşlik değil, paranoya doğar. Bu da üç büyük sonuca yol açar. Yani toplumsal güvenin çöker, dini kavramlar itibarsızlaştırılmış olur, genç nesillerde dine karşı yabancılaşma meydana gelir. Çünkü gençler şuna şahit olurlar: Söylenen ile yapılan arasında uçurum vardır.
“Müslüman Müslümanın kardeşidir” manasındaki ayet ve hadis bir ahlak idealidir. Sorun bu ilkenin yanlış olması değil; bu ilkeyi savunduğunu söyleyen insanların onu yaşamamasıdır. Kardeşlik bir slogan değildir. Ahlaki bir yükümlülüktür. Kardeşlik: iftira atmamak, kusur örtmek, zor zamanda yanında durmak, düşmanlık üretmemektir. Hadisin en çarpıcı kısmı belki de şudur: “Bir kimseye şer olarak Müslüman kardeşini hor görmesi yeter.”
Bir insanın kötülüğünü göstermek için büyük suçlar işlemesine gerek yoktur. Kardeşini küçümsemesi bile yeter. Peki, sizce kardeşlik iddiası mı, kardeşlik ahlakı mı?
Bugün belki de sorulması gereken soru şudur: Gerçekten Müslüman Müslümanın kardeşi midir? Yoksa bu söz, vicdanı rahatlatan ama hayatı değiştirmeyen bir slogan mı olmuştur? Çünkü kardeşlik bir kelime/cümle değildir. Devasa bir karakter meselesidir. Tarih ve yaşadığımız hadiseler bize şunu öğretmiştir: Kardeşlik kelimesini kullananlar değil, kardeşliği yaşayanlar dünyayı değiştirir.
Peki, ne yapmalıyız?Evvela kardeşliği yalnızca dilde dolaşan bir slogan olmaktan çıkarıp, hayatların merkezlerine yerleştirmek zorundayız. Çünkü kardeşlik; sadece aynı inancı paylaşmanın değil, aynı ahlaki sorumluluğu taşımayı da kabul etmenin ismidir. Müslüman kimsenin sorumluluklarından biri de kardeşinin onurunu ve hakkını kendi hakkı gibi korumaktır. Bu sebepledir ki sözlerimizle davranışlarımız arasındaki uçurumu kapatmak zorundayız.
Daha sonra, dinimizin kişisel çıkarlar, güç mücadeleleri ve grup üstünlüğü aracı haline getirilmesinden uzak olduğu doğru bilgisi, metodu ve bilincini geliştirmeliyiz. Dinimiz; insanı yüceltmek, adaleti tesis etmek ve merhameti yaymak için vardır. Eğer dinimizin kavramları insanları ezmek, itibarsızlaştırmak veya düşmanlaştırmak için kullanılıyorsa, burada ciddi bir ahlaki sapma/sapkınlık olduğu kabul edilmelidir. Müslüman kimse, bu tür araçsallaştırmalara karşı hem bilinçli hem de cesur bir duruş sergilemelidir. Zalime ve zulümlerine karşı dilsiz şeytan olmaktan fersah fersah uzaklarda olup hakkaniyetin yılmaz savaşçısı olmalıdır.
Bir de suizan kültürü yerine hüsnüzan kültürünü inşa etmemiz gerekmektedir. Şüphe, dedikodu ve iftira üzerine kurulan ilişkiler hiçbir zaman gerçek kardeşliği tesis edemez. İslam ahlakı; insanların kusurunu araştırmayı değil, kusuru örtmeyi ve düzeltmeye çalışmayı öğütler. Bu nedenle bir Müslüman, kardeşi hakkında hüküm vermeden önce kendisini hesaba çekmeyi öğrenmelidir. Yani bugün kendini sözde “halife, temsilci, sorumlu, yetkili, şeyh vb.” kavramlarını yapıştıranlar önce düşünmeyi, düşünmeden önce ilmi doğru öğrenmeyi, öncesinde “salih bir niyet” adımıyla yürümeye başlamalı ve devam etmelidir.
Aynı zamanda, kardeşliği bir duygu değil, bir davranış biçimi haline getirmeliyiz. Zor zamanlarda yanında durmak, iftira karşısında susmamak, haksızlığa uğrayanın hakkını savunmak ve başarıyı kıskanmak yerine takdir edebilmek gerçek kardeşliğin göstergesidir. Kardeşlik ancak bu tür somut davranışlarla anlam kazanır.
Son olarak da her bir Müslümanın şu soruyu kendisine sorması gerekir: “Ben gerçekten kardeşlik ahlakını yaşıyor muyum, yoksa sadece kardeşlik kelimesini mi kullanıyorum?” Çünkü toplumlar, büyük sözlerle değil, küçük ama samimi davranışlarla değişir. Eğer her Müslüman önce kendi ahlakını düzeltmeye çalışırsa, kardeşlik yeniden güven üreten bir değer haline gelebilir.
Unutmamak gerekir ki kardeşlik, bir slogan değil; sabır, merhamet, adalet ve karakter isteyen büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu gerçekten üstlenen insanlar olduğu sürece, kardeşlik sadece kitaplarda yazan bir ideal olarak kalmayacak, hayatın içinde yeniden anlam kazanacaktır.
Rabbim bizi bu kimselerden eylesin. Âmin.
Kalalım sağlıcakla…