BUYURUN BUYURUN! LÜTFEN BUYURUN!
BUYURUN BUYURUN! LÜTFEN BUYURUN!
(Hakikat Çok Başka Bir Şey)
Yazılarımızı takip eden sevgili okuyucularım, hemen her yazımın bir “yaşanmışlık” üzerine kaleme alındığımı bilirsiniz. Bu yazımızın başlığındaki ifade de “karşılığı” olan bir başlıktır. Naif ve adil, himmetli ve fedakâr, gözü gönlü bol ve edep sahibi, kalbinin güzelliği yüzüne vuran ve zalimlere karşı dimdik duran, gece gündüz demeden ihtiyaç sahipleri için yollarda ve çalışmalarda olan, “Aziz Kardeşim” dediğim ÇŞ’ye ait. Bu sözden yola çıkan ben, konuyu yeri geldiğinde “ironik”, yeri geldiğinde de “didaktik” olarak sorgulanmasını sağlamak istedim. Böylece de arafta kalan, vesveseyi hayatımızdan kovacak bazı şeyleri gözler önüne sereceğim. Dilerseniz başlayalım. Ya Allâh Bismillâh.
Modern çağın (!) en büyük yoksunluğu ne “imkandır” ne de “bilgi”. Asıl yoksunluk, nefsini geri çekebilen, hizaya getirebilen, kendisine ne yapılırsa yapılsın iyilik ve hayırlar yapmaktan geri durmayan bir insan bulabilmektir.
Hemen herkesin “ben” dediği, çoğunluğun haklı, mağdur ve çoğu kimsenin öncelikli olduğu bir dünyada yaşamaya çalışıyoruz. Kapılar dar, odalar soğuk, yollar dikenli ve cam kırıkları dolu olup, merhametten uzak kalpler, hakikati kabul etmeyen akıllar, hayatı korku tünellerine çevirmek isteyen komplo yolundaki vicdanlar dar mı dar…
Herkes ilk giren, ilk giden, ilk yapan, ilk alan, ilk faydalanan olmak istiyor; kimse yol açan olmak istemiyor. İşte, tam bu hengâmenin ortasında, zayıf sanılan ama en güçlü cümle yükselir:
– “Buyurun buyurun! Lütfen buyurun!”
Bu cümle sadece bir kibarlık ifadesi olmayıp, kemale erme yolunda ilerlemeyi düstur edinmiş imanî bir tavrıdır. El Haşr sûresinin 9. âyetinin anlamı şöyledir:
Anlamı: “Onlardan önce bu yurda yerleşmiş ve gönülden inanmış olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır.”
BU İFADE BİR TERCİHTİR
“Buyurun” diyebilmek bir tercihtir. Herkese nasip olmayacak bir “erdem” olarak da kabul edilebilir. Bu, nefsini ya da kardeşini öne almak arasındaki tercihtir. Gerçek mümin; sofrada en iyi lokmayı seçmez, söz alırken herkesi bastırmaz, makamda hep ön sırayı kovalamaz. Haklıyken bile incitmemeyi seçer. Çünkü bilir ki Rasûlullah Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
Manası: “Sizden biri, kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe kâmil iman etmiş olmaz. ”(Buhârî, Müslim)
İman, dille değil; öncelik sıralamasıyla ölçülür. Tabii şunu da hatırlatmakta yarar görüyorum: Bizim elimizde herhangi bir ölçüm aracımız yok. Bazı kimseler, kendilerinin koyduğu kriterlerle “ölçüm uzmanlığına” soyunmuşlar ama onlar ne mühendistir ne de sarraf. Hatta onlara “ölçüm uzmanı” olarak da icazet verildiğini sanmıyorum. Kendi kıt tefekkür, bilgi, irfan ininde büyük bir şey yapmanın hezeyanıyla “fitne yayıp” dururlar.
EMANET BİLİNCİNİN CANLI OLMASI
İyilik, bir gösteri değildir. Bir emanettir. Salih Müslüman; yardım ederken ezmez, ikram ederken başa kakmaz, doğruyu söylerken küçük düşürmez. “Buyurun” derken şunu demiş olur: “Bu hayır benim değil, bana emanet.” Bunu söyleyebilmek de her babayiğidin harcı da değildir.
Bugün nice hayır, emanet olmaktan çıkıp reklama dönüşmüş durumda. Paylaşırken fotoğraf çeken, verirken minnet bekleyen, yardımı bile üstünlük vesilesi yapan bir anlayış… Oysa emanette gösteriş olmaz. Emanette sessizlik vardır. Allâh rızası için yapılan hayır ve hasenatın geri dönüşü yapan kimseyi “kıymetli” kılar.
AYNALAR
Şimdi dürüst olalım. Kendimize bakalım. Biz nerede “buyurun” diyoruz? Trafikte sinyal vermeden önü keserken mi? Sosyal medyada linç ederken mi? Güçlüden yana susarken mi? Menfaat için eğilirken mi?
Bizim “buyurun” seslenmesinin çoğu zaman şuna benziyor: “Buyurun, önce siz bedel ödeyin. Önce siz konuşun, biz izleyelim. Önce siz yanın, biz ‘ibret aldık’ diyelim.” Bu, davet değil; kaçıştır. Tam bir izan yoksunluğu, bencilliğin zirvesi ve hakikatten binlerce kilometre uzaklığıdır.
KİBİR ZEHİRDİR
En tehlikeli kibir, kendini dindarlıkla kamufle eden kibirdir. “Ben haklıyım” kibri, “Ben daha bilinçliyim” kibri, “Ben daha çok hizmet ettim” kibri… Onlarca hatta yüzlerce kamufle olarak kullanılan/kullanılabilecek kibirleri sıralayabilirim. Maalesef bunların çeşni çeşitlerini defalarca gördüm. Tiksindim ve sahiplerinden uzaklaştım. İyi ki uzaklaştım diye her gün de şükrediyorum.
Rasûlullah Aleyhisselam uyarıyor:
Manası: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan cennete giremez.” (Müslim) Yani cennete “ilk girenlerle” giremeyecektir.
Kibirli insan “buyurun” diyemez. Çünkü “buyurun” demek, nefsin tahtından feragat etmektir. Kibirli insan ne yapar? Şunları yapar:
* Şerefli olana “hırsız” der.
* Hayır için çalışana “ajan” der.
* Kardeşlik için çabalayana “nankör” der.
* Vatansevere “hain” der.
* İhlaslı yaşamaya çalışana “cahil” der.
* Haksızlığı kabul etmeyene “makam peşinde koşuyor” der.
Der de der sevgili dostlar. Kendisinde olan çoğu şeyi başkalarına isnat edip iftira atarak “Müslüman kardeşim” dediği kimseyi “itibarsızlaştırmaktan” adeta sinsice zevk alır. Allâh, bu tür mahlukların yaptıklarını aşikâr eylesin ve herkese gerçek yüzlerini göstersin. Bazı kimseler vardır ki, o kibirliler hakkında çok şey bilirler ama “bilerek susarlar ve sabrederler” fakat nereye kadar? Tabii bu tehdit değil. Sadece “gerçeklerin” varlığı herkese ulaşır hatırlatmasıdır hem kendimize hem de herkese. Allah bizleri korusun.
DAVRANIŞ
“Buyurun” lafla olmaz, hayatla olur. Söz kesmemekle olur. Hakkı savunurken adaleti elden bırakmamakla olur. Kendine müsamahalı, başkasına acımasız olmamakla olur. Hata gördüğünde ifşa değil, ıslah aramakla olur. İftiralarla Müslümanları kötü göstermekle olmaz. Nasıl ki kendisinin duyulduğunda “perişanlık yaşayacağı” şeyleri başkasından görse bile “tellal” gibi olmamalıdır.
Bir hadisi şerifin manası şöyledir: “Mümin, insanların kusurlarını örten kimsedir.”
Bugün kusur örtmek değil, kusur sergilemek revaçta. Almış başını gidiyor. Durdurana aşkolsun. Durdurmak yerine de kaynayan kazan altına odun atanlar misali davrananlara da yazıklar olsun.
GÜÇ
Gerçek güç; yüksek sesle konuşmak değildir. Gerçek güç; karşındakine yer açabilmektir. Peygamber Efendimiz Aleyhisselamın bir hadisi şerifinin manası şöyledir:
“Allah için tevazu göstereni Allah yükseltir.” (Müslim)
“Buyurun” diyen insan eğilir, evet. Ama o eğiliş, zillet değil izzettir. Elhamdulilleh.
YANİ DEMEM O Kİ DOSTLAR
Dünya yoruldu. Bağıranlardan, haklı olduğunu ispat etmeye çalışanlardan, her yere “ben” yazanlardan yoruldu. Bize şimdi; sessiz ama sağlam, nazik ama tavizsiz, “buyurun” diyebilen insanlar gerekli. Şimdi son sorum şudur ki özellikle de ilim ve irfan sahiplerine: Kaçımız, nefsini kapının dışında bırakıp bu hayat sofrasına gerçekten “Buyurun” diyebilecek kadar insani ve imanî yaklaşabiliyoruz?
Kalın sağlıcakla…
Gökmen CAN
Eğitimci Sosyolog