Piyasa İslamı

Dr. Muhammed Kemal KAHYALAR

Piyasa İslamı
Patrick Haenni’nin ele aldığı bu konu aslında günümüz müslüman toplumlarının yaşadığı önemli bir değişimi anlatıyor. Piyasa İslamı.

İlk bakışta kulağa biraz garip geliyor. Çünkü piyasa deyince akla rekabet, para, kâr ve tüketim geliyor. İslam deyince ise daha çok din, ahlak, paylaşma, adalet ve ölçülülük gibi değerler öne çıkıyor. 

Bugün Piyasa İslamı denince çoğu kişinin aklına faizsiz bankalar, helal sertifikalar, İslami holdingler ve “dindar zengin” profili geliyor. Dindar ama lüks yaşayan, hacdan döner dönmez son model arabaya binen, umre fotoğrafının altına marka etiketi koyan bir hayat tarzı...

Modern çağda ekonomik sistemler değiştikçe, müslüman toplumlar da bu yeni düzene uyum sağlamaya çalışıyor. Fakat bu uyum her zaman kolay olmuyor. Çünkü modern piyasa düzeni, çoğu zaman daha fazla kazan, daha fazla tüket anlayışıyla ilerliyor. İslam ise servetin yalnızca biriktirilmesini değil, adil şekilde paylaşılmasını savunuyor.

İslam’ın ekonomi anlayışında bazı temel kurallar var. Bunların başında faiz yasağı geliyor. Faiz, İslam’da haksız kazanç olarak görülüyor. Bunun yanında zekât, infak, yardımlaşma gibi uygulamalar da servetin toplum içinde dolaşmasını amaçlıyor.

İslam, ekonomiyi sadece para kazanma meselesi olarak değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk alanı olarak değerlendiriyor.

Bugün dünyada İslami bankacılık ve faizsiz finans gibi sistemler yaygınlaşmış durumda. Bankalar faiz yerine kâr-zarar ortaklığı gibi yöntemlerle işlem yapmaya çalışıyor. Yani piyasanın diliyle konuşuyor ama dini sınırları da korumaya uğraşıyor.

İşte Piyasa İslamı denilen şey tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Modern kapitalist piyasa düzeni içinde müslümanların kendi değerlerini koruyarak yer edinme çabası.

Asıl tartışma da burada başlıyor. Bazıları bu durumu olumlu görüyor. Çünkü ekonomik hayatta aktif olmak, güçlenmek ve dünyaya ayak uydurmak gerektiğini savunuyorlar. Bazıları ise bunun tehlikeli bir dönüşüm olduğunu düşünüyor.

Dinin piyasa düzenine uyarlanması, zamanla dini değerlerin ticarileşmesine yol açabiliyor. Aslında daha önemli bir sorun ortaya çıkıyor. İslami yaklaşım piyasaya uyum sağlarken, modern piyasa da İslami olanı ve  müntesiplerini kendi kurallarına benzetiyor!

Piyasa İslamı kavramı bize şunu gösteriyor. Din ve ekonomi artık birbirinden kopuk değil. Günümüzde insanlar hem inançlarına bağlı kalmak hem de modern dünyanın ekonomik şartlarında var olmak istiyor. Ancak bu denge kolay değil. Çünkü piyasa sürekli büyümek ister. Din ise çoğu zaman buna sınır koyar. Belki de asıl mesele Müslüman toplumlar piyasaya girmeyi başarırken, değerlerini kaybetmeden bunu sürdürebilecek mi?

Bugün bu sorunun cevabı hâlâ net değil. Ama belli olan bir şey var. Din ile para aynı masaya oturduğunda, masadaki pazarlık hiç bitmeyecek gibi duruyor.

Bu işin epistemolojik kökenine bakmak gerekir.

Hz. Muhammed döneminde ticaret hayatın merkezindeydi. Medine’de pazar vardı, alışveriş vardı, mal dolaşımı vardı. Ama o dönemin piyasası bugünkü kapitalist piyasa gibi değildi. Çünkü o piyasanın üstünde bir ahlak duvarı vardı. Faiz yasaktı. Hile yasaktı. Stokçuluk ve karaborsa yasaktı. Zayıfın ezilmesi ayıp sayılırdı. Zenginlik övünç değil, sorumluluktu.
Yani piyasa serbestti ama vicdan serbest değildi. Bugünkü kapitalizm ise tam tersini söylüyor. Sen kazandığın kadar değerlisin.

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemine baktığımızda piyasa devam eder ama bu kez bir şey daha netleşir. Devlet yönetimi ve Adalet.
Özellikle Hz. Ömer döneminde devletin en temel refleksi şudur servet büyümesin değil, servet büyürken zulüm oluşmasın. Bu yüzden kamu malına dokunmak büyük bir suçtur. Yönetici lüks yaşarsa toplum rahatsız olur. Çünkü yönetici, halktan üstün değil, halkın hizmetkârıdır. 
Bugün bir belediye başkanı, bir bakan, bir yönetici lüks yaşadığında insanlar hakkıdır diyebiliyor. Çünkü kapitalist zihniyet bunu normalleştiriyor. Güçlü olan daha iyi yaşar. Bu zihniyet hakim hale geliyor. Oysa Dört Halife döneminin ruhu bunun tam tersidir güçlü olan daha çok sorumludur.

Tarihte kırılma noktası Muaviye dönemi ile başlar. Muaviye dönemi yalnızca siyasi bir değişim değildir; aynı zamanda ekonomik bir değişimdir. Çünkü yönetim anlayışı dönüşür.
Daha merkezi, daha bürokratik, daha devletçi bir yapı oluşur. Saray kültürü güçlenir, elit sınıf belirginleşir, servet yavaş yavaş belli ellerde birikmeye başlar. Bu değişimle birlikte toplumda şu duygu yayılmaya başlar , zengin olmak normaldir. Güçlü olmak normaldir. İşte piyasanın ruhu burada değişir.
Hz. Muhammed döneminde zenginlik bir imtihandı. Muaviye sonrası düzende zenginlik giderek bir statüye dönüşmeye başlar. Bugün yaşadığımız şeyin kökü de buraya uzanıyor. 

Bugün Piyasa İslamı dediğimiz şey, müslümanların modern kapitalist sistemin içinde zenginleşip, şirketleşip, büyürken bir yandan da dini kimliği korumaya çalışma çabalarının sahasıdır yada dünyasıdır. Dışarıdan bakınca güzel duruyor. Faizsiz banka var. Helal gıda var. İslami yatırım fonu var. Tesettür modası var. Umre turizmi var. Hac VIP paketleri var. Ama insan sormadan edemiyor. İslam mı piyasaya yön veriyor, yoksa piyasa mı İslam’ı yeniden şekillendiriyor? 

Bu iki dünya gerçekten uyumlu mu?

Kapitalizmin en büyük sorunu sınır tanımamasıdır. Kapitalizmin temel mantığı büyümedir. Daha çok kâr, daha çok sermaye, daha çok güç.
İslam’ın ilk döneminde büyüme kutsal değildi. Hatta kontrolsüz büyüme tehlikeliydi. Çünkü servet biriktiğinde toplum bozulur. Fakir ezilir. Adalet kaybolur.

Bugün yaşadığımız şey de bu değil mi zaten?

Bir tarafta gökdelenler, bir tarafta kirayı ödeyemeyen insanlar. Bir tarafta lüks iftar sofraları, bir tarafta kuru ekmekle oruç açanlar. Sonra çıkıp İslami hassasiyet konuşuyoruz. İslam hassasiyeti, markada değil, sofrada değil, hassasiyet paylaşmadadır. 

İslam kapitalizme benzemez, benzetilirse değişir.

Bugün  Piyasa İslamı dediğimiz şey, işte bu tarihsel dönüşümün modern versiyonu gibi duruyor.

İslam ticarete karşı değildir. Ama İslam, kapitalizmin sınırsız hırsına da benzemez. Çünkü İslam’ın amacı zengin üretmek değil, adil toplum üretmektir. Eğer bugün dindarlık, zenginliğin bahanesine dönüşüyorsa orada artık din değil, dindar kapitalizm vardır.