Medine Vesikası: Birlikte Yaşama İradesi
Medine Vesikası: Birlikte Yaşama İradesi
Günümüz toplumsal aidiyet sorunu ve ayrılıkların temel çözümü Medine Vesikası uygulamasındadır. Toplumları birlik ruhu ayakta tutar.
Tarihi değiştiren her adım kılıçla atılmaz. Bazen bir toplumun kaderini, kaleme alınmış birkaç madde belirler. Medine Vesikası da tam olarak böylesi bir metindir. O, sadece bir barış sözleşmesi değil; parçalanmış bir toplumu ayağa kaldıran, güveni yeniden inşa eden ve birlikte yaşamanın psikolojisini kuran büyük bir medeniyet aklıdır. Nebevî akıldır.
O dönemde Medine(Yesrib), kabilecilik, kan davaları ve güvensizlikle kuşatılmıştı. Herkes kendi kabilesini koruyor, adalet güçlünün elinde şekilleniyordu. İşte bu ortamda Hz. Peygamber (sav), insan psikolojisinin en temel ihtiyacını doğru okudu: Aidiyet ve güven ile birlikte yaşama iradesidir. Medine Vesikası ile kabile asabiyeti merkezin dışına çekildi, onun yerine kapsayıcı bir üst kimlik inşa edildi. Müslümanlar, Yahudiler ve diğer gruplar; inançlarını koruyarak, ortak bir “Medine toplumu” çatısı altında buluşturuldu.
Bu yaklaşım son derece önemlidir. İnsanlar kimliklerini kaybetmeden bir arada yaşayabilir. Asimilasyon korkusu, toplumsal barışın en büyük düşmanıdır. Vesika’nın başarısı, “ya bizdensin ya düşman” anlayışını reddetmesinde yatmaktadır. Birlikte huzur içinde yaşayabiliriz, demektir.
Belgenin en çarpıcı yönlerinden biri ise adalet vurgusudur. Zulme uğrayan kim olursa olsun, karşısında durulacağı açıkça belirtilmiştir. Bu, psikolojik olarak şunu söyler: “Bu toplumda yalnız değilsin.” Bir fert, hakkının korunacağına inanıyorsa, o topluma aidiyet geliştirir. Güvensizlik ise toplumları içten içe çürütür.
Bugün yaşadığımız kutuplaşmaların temelinde de tam olarak bu sorun vardır. İnsanlar devlete, hukuka, kurumlara güvenmiyor. Kendini dışlanmış hisseden her grup, ister istemez içe kapanıyor ya da öfkeye savruluyor. Medine Vesikası bize şunu hatırlatır: Adalet, sadece sözde kalmamalı; herkese uygulabilir de olmalıdır. Adalet, birlikte yaşamaya destek vermelidir.
Vesika’nın bir diğer güçlü yönü, farklılıkları yönetme biçimidir. “Yahudilerin dini kendilerine, müminlerin dini kendilerine” ifadesi, sadece inanç özgürlüğü değil, varoluş güvencesidir. Bu güvence, birlikte yaşamı pasif bir hoşgörüden çıkarıp aktif bir iş birliğine dönüştürmüştür. Huzuru bozana, fitne çıkarana, düşmanla iş birliği yapıp birliği bozana karşı ortak tepki geliştirilmiştir. Nitekim bunları yapan Yahudiler sürgün edilmiş, Medine’den gönderilmiştir.
Ayrıca Vesika, haklarla birlikte sorumlulukları da netleştirmiştir. Ortak savunma, ortak yükümlülük, ortak kader bilinci… Birlik ruhu, sadece sözle değil; birlikte yük taşımakla oluşur. Huzuru da yükü de beraber taşımışlardır. Neticede Yesrib Medine olmuştur. İslam devleti kısa zamanda kıtalara yayılmıştır.
Bugün toplumsal barışı arıyorsak, Medine Vesikası’na sadece tarihi bir belge ile değil; psikososyal bir rehber olarak bakmak zorundayız. Farklılıkları bastırarak değil, tanıyarak; güveni sloganla değil, adaletle; birliği söylemle değil, ortak sorumlulukla ve eylemle kurabiliriz. Türkiye’nin şimdi tam da buna ihtiyacı var. Dört bir yandan Siyonizm ve işbirlikçileri bizi kuşatmışken, İslam devletlerinin çoğu yöneticisi gaflet uykusunda ve celladına âşık olmuşken, senlik benlik davası bizi tümden bu canavar tarafından yutulmaya sevk eder. Çözüm ise bellidir; birlikte yaşama iradesi.