Fitne Yayan Sabah Kuşağı Programları Yasaklanmalı!

Adnan KALKAN | Yazar | Aile Danışmanı

Fitne Yayan Sabah Kuşağı Programları Yasaklanmalı!
Her türlü ahlaksızlık ve namussuzluğu ekranlara taşıyan ve zihinleri kirleterek fitne yayan sabah kuşağı programları derhal yasaklanmalıdır.

Bazı ekranlar vardır: ışığı evleri aydınlatmaz, gönülleri karartır, yuvaları yıkar, medeniyeti çökertir. Sabah kuşağı programları da maalesef bugün bu işlevi görüyor. Toplumu bilinçlendirmek, aile değerlerini desteklemek, iyiyi ve doğruyu teşvik etmek yerine; toplumda tek tük ahlaksızlığı ifşa ederek adeta ahlaksızlığı teşvik eden, “eşeğin aklına karpuz kabuğu düşüren” bir yapıya dönüşmüş durumdalar. Bir kişinin yaşadığı bir ahlaksızlık, milyonların gözü önünde konuşuluyor; dramlar, ihanetler ve aile içi skandallar reyting malzemesi hâline getiriliyor.

Bu programlar “toplumu ifsat ediyoruz” diyemiyorlar, polis, savcı, hâkimi yani devleti aciz gibi göstererek kendilerini kurtarıcı ve adalet sağlayıcı gibi lanse ederek aslında göz göre göre ahlaksızlığı yaygınlaştırıyorlar. Bir yanlış davranış, ekranlarda defalarca işlendiğinde; toplumun bilinçaltı o davranışı sıradanlaştırıyor. Dün aklımıza bile gelmeyen fiiller, bugün ekranlarda “vaka analizi” gibi sunuluyor. Hâlbuki insan, neyi görürse ona maruz kalır; neye maruz kalırsa onu zamanla kabullenip yaşamaya başlar. Aile yapımız, neslimizin karakteri, gençliğimizin zihni bu sahneler karşısında her gün yara alıyor.

Pskolojik Tahribat
Sabah kuşağı programlarının görünmeyen ama en derin zararı psikolojiktir.
Sürekli kaos, kavga, ihanet ve şiddet izleyen kişi bir süre sonra:
Duyarsızlaşır

Normal olmayanı normal zannetmeye başlar
Aile içi çatışmaları çözmek yerine ifşa etmeyi model alır

Güven duygusu zedelenir “Herkes böyle yaşıyor, herkes yapıyor” kabuluyle kendi ilişkisine kuşkuyla bakar, hasara uğratır.

Bu durum yalnız ferdi değil, evdeki çocukları da etkiler. Çünkü çocuk, aile içindeki güveni toplumdan öğrenir. Sabah kuşağı programlarında gördüğü “dağılan evler”, çocuğun iç dünyasında geleceğe dair korku üretir. Karı-koca arasında güvensizlik, kuşku ve vesveseyle huzursuzluğa sebep olur.

Aile Bağlarına Sosyal Darbe
Sabah programları sadece ferdin psikolojisini değil, toplumun sosyolojik dokusunu da bozmaktadır.

Bir düşünelim:
Bir kadın eşini televizyona çıkarıp milyonların önünde namusuna saldırıp küçük düşürüyor…
Bir adam, aile mahremiyetini reytinge kurban ediyor…
Bir anne, çocuğunun geleceğini umursamadan ekran ekran dolaşıyor, ahlaksızlıkları anlatıyor, hem kendini hem ailesini rezil ediyor… Erkek veya kadın aldatma ahlaksızlığını anlatıyor. Doğan çocuğun DNA’sı canlı yayında tartışılıyor. Kaynanasıyla kaçan mı, üvey evladıyla zina yapan mı, yıllarca baktığı çocuğun başka erkekten olduğunu canlı yayında tartışan mı dersiniz…

Bu tablo, aileyi ifsat edip medeniyeti yıkan en etkili yoldur. Toplumun en sağlam köprüsü mahremiyet ve vakar duygusudur. Bu programlar ise mahremiyeti ayaklar altına alıyor.

Neden Sabah Kuşağı Programları Yasaklanmalı?
Toplumsal fayda – zarar denkleminde zarar açık ara fazladır.
 
Sabah kuşağı programları:
Mahremiyeti ihlal ediyor, aileyi parçalıyor.
Halkı eğitmek yerine sansasyon üzerinden kışkırtıyor.
Suç oranlarını ve “model alma” riskini artırıyor.
Karı–koca ve aile ilişkisini güvensiz bir zemine çekiyor.
Gençlerde ahlaki yozlaşma oluşturuyor.
Hukuku ve devleti aciz gösteriyor.
Namussuzluğu ve ahlaksızlığı yayıyor.

Toplumun ruh sağlığını korumak devletin görevidir.
Ailenin korunması Anayasal bir sorumluluktur.
Sivil toplum hukuk çerçevesinde yasaklanması için çalışmalıdır.
RTÜK bu programları durdurmalı ve cezai işlem uygulamalıdır.

Çözüm bellidir: Sabah kuşağı programları yasaklanmalı, yerine aileyi destekleyen eğitim ve değer merkezli programlar konulmalıdır.

Biz bu topraklarda aileyi “kutsal emanet” biliriz.
Bu emaneti reyting uğruna kirleten ekranlara sessiz kalmak; ahlaki çözülmeyi izlemek, toplumun geleceğine sırt çevirmektir.

Bugün sabah programlarını durdurmazsak; yarın çocuklarımızın yaşayacağı sorunları durduramayız.

Ahlakı, aileyi ve toplumsal huzuru korumak adına;
Bu programların yayından kaldırılması hayati bir sorumluluk ve zorunluluktur.

Toplum olarak dirayetli olmalı, aileyi hedef alan her türlü medya manipülasyonunun karşısında durmalıyız.

Unutmayalım:
Ekranlarda normalleşen her şey, bir süre sonra sosyal hayatlarımızda da normalleşir.

Ve biz, neslimizi ahlaksız televizyon programlarının değil; değerlerin, ahlakın ve hikmetin şekillendirdiği bir geleceğe hazırlamak zorundayız.