Suriye: Yeni Dünyanın İnşası…
Suriye: Yeni Dünyanın İnşası…
Adı Konulmamış bir Üçüncü Dünya savaşına doğru yürüdüğümüz açıkça görülmeye başlanmıştır. Devletlerin altına hücum etmeleri ve altın fiyatlarının yükselişinin sürdürmesi, beklentilerinin aksine hem de… İran ABD gerilimi ve İran iç karışıklıklarının ayyuka çıkarılması, Çin ve Rusya’nın sessizliği gerçek bir sessizlik mi, yoksa el altından İran kollanıp korunuyor mu? Burası muallâkta olmakla birlikte, ABD son bir hafta da neredeyse her gün bu gece İran vurulacak yaylım ateşi propagandası eşliğinde bir şov göstermekte Dünyaya… Ama saldırı gerçekleşmemekte veya gerçekleştirilememektedir.
Ortadoğu Üçüncü Dünya savaşının merkezi yeri olmaya doğru sürüklenmektedir. Bunu gören bölge ülkeleri birlikte hareket edebilme imkânlarını elde etmenin yol ve yordamını aramaktadır. Pakistan Türkiye ve Suudi Arabistan iş birliği ile bu hitama erirse birçok denge kendiliğinden değişime uğrayacaktır. Ama her hamleye yeni bir hamle ile karşılık verildiğini ve bunun tipik bir ‘çoklu güç’ denklemi içinde anlamını bulduğunu da söylemekte yarar var… Son gün gündeme düşen İran meselesinde bölge ülkelerinden Türkiye Katar ve Suudi Arabistan devreye girerek ABD İran görüşmelerini devreye koyma girişimi önemlidir.
Suriye ise sürekli yeni hamlelere konu olmaktadır. Ateşkes bozulmakta Devlet müdahalesi başlamakta ve YPG yenilgiye uğrayınca yeniden ateşkes maddeleri devreye alınmaktadır. Son olayda yeniden ateşkes imzalandı, buna rağmen iki günlük süre on beş güne uzatıldı. Hala muamma sürdürülmektedir.
Suriye meselesinde Türkiye başından itibaren işin içinde olduğunu bugün rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Yeni ateşkes antlaşmalarına ve sonuçlarına yönelik de Türkiye’nin stratejik hamleleri olacaktır. Ama İsrail ve ABD ile Avrupa ülkeleri de boş durmayacaktır. Mesele kimin Kurulacak Masada olup olmayacağına göre bir gelecek inşa edilecektir.
Suriye’nin yeni iktidar elitleri, çok zor koşullardan geçerek bu güne ulaştılar. Ve sistemin nasıl işlediğini bildiklerine dair bir intiba bırakmaktadırlar. Aslında sadece Suriye değil, her ülke ve iktidar elitleri; Yeni bir Dünyaya uyanmakta olduklarının farkındalığı ile yeni tavırlar ve yeni siyasal arayışlara yönelmekten geri durmamaktadırlar. Çünkü bu onların geleceklerini belirleyecekleri son şans gibi durmaktadır. İsrail üzerinden okunacak bir dünyada Ortadoğu parçalanmış ve kan gölüne döndürülmüş bir toprağa dönüşecektir. Ama eğer bölge ülkeleri kendi geleceklerini birlikte inşa etmeye yönelirlerse İsrail Ortadoğu haritasındaki yerini kaybedecektir veya küçülecektir. Bu durum, el altından sürekli bir yeni plan ve stratejinin hayata geçirilmesinin şartlarının oluşturulması için çabaların nihayetsiz bir şekilde sürdürüleceğini gösterecektir ta ki bir taraf yenilgiyi kabul ettiği zamana kadar…
Bu konuda kilit nokta Kürtlerdir. Kürtlerin temsil ediciliğine soyunan PKK ve diğer ülkelerdeki yandaşları, bölge ülkelerinin aleyhine bir tutumu içselleştirmiş ki bu onun beka sorununu nasıl algıladığını göstermektedir. Bu yüzden ABD ve İsrail ile birlikte hareket etmeyi bir marifet ve gelecek olarak addetmektedir. Bu ise aslında Kürt Kavmini değil ama kendilerini yok edecek bir felakete hazır hale getirmektedir. Çünkü masada karar alındığı andan itibaren YPG ve türevleri zaten sahadan da tarihten de silinecektir. İşte bu noktada PKK ve türevleri dışında kalan Kürt Kavminin ileri gelenleri, entelektüelleri ve aydınları Türklerle, Araplarla ve Farisilerle birlikte hareket etmeyi öne çıkarmalı ki binlerce yıldır süren kardeşlik bir tükenişe mehaz olmasın… Kürtler, ama her kesin devleti var, benim ki niye yok diyeceklerine ki bu anlamda devlet hiçbir ırkın tekelinde değil, Türkiye örneğinde, yıllarca devlet Türklerin elinde değildi, hala tam bir iktidar sağlayabildiklerini söylemekte zor görünmektedir. Ama bu konuda ciddi bir çabanın olduğu da bedihidir. Modern iktidar tarafından kurulan ulusal devletler o kavmin iktidarı olsun diye değil, emperyalist güçlerin isteklerini yerine getirecek unsurlar olsunlar diye kendilerine iktidar verilmiştir.
Son iki yüzyıldan sonra ilk kez, bölge ülkeleri, kendileri olma yolunda adımlar atmaya ve emperyalist iktidar bozuntularından kurtulmaya yönelik hamleler geliştirmektedirler. Kürtlerin bu noktada olumlu bir tavır alarak bölgesel kurtuluşu sağlamaya destek vermeleri kendi lehlerine olacak bir pozisyonu kendi elleriyle kurmaları anlamını taşıyacaktır. Eğer karşıt cephede yer alırsa yine kaybeden kendileri olmuştur. Dün birinci dünya savaşı sonrası Kürtleri satan emperyalist unsurlar, bugün ve yarın satmayacaklarının garantisi yoktur. O yüzden batılı emperyalist güçler karşısında birlik ve bütünlüğü sağlamış bir Ortadoğu cehennem olmayı geri iterek cennete dönüşecek bir inşa sürecine başlamış olacaktır. Bu noktada Kürtlere düşen sorumluluk ise tartışılmaz bir öneme sahiptir. Suriye Anayasası ve diğer ülkelerin de anayasasında Kürtler diğer kavimlerle aynı eşit haklara sahip olacaktır. Bu konuda şüpheye mahal yoktur.
Bir üçüncü dünya savaşının Ortadoğu ülkelerini sarmasını engellemek burada yaşayan her insana düşen bir sorumluluktur. İsrail belasını defetmeden bölgenin sükûna ermesi beklenmemelidir. Yeryüzünün şeytanın mücessem haline dönüşmüş Siyonizm belasından kurtulması şarttır. Ortadoğu için bu bir zorunluluktur. Barışın, adaletin ve ahlakın yeniden ikamesi için bu şarttır.
Bölge ülkeleri ulus devlet formunu aşarak bölgesel bir yapıya bürünmelidir. Ve bölgenin geleceğinin kendi geleceği olduğunu şuurlu bir şekilde idrak ederek strateji geliştirmeye başlamalıdırlar. Ulus devletlerin de Kürtler ile ilgili negatif bütün pozisyonları pozitif bir pozisyona dönüştürme iradesi ve hareketi görülmelidir ki tam ve sağlam bir bölgesel barış gerçekleştirilebilinir olsun…
O yüzden modern düşünce ve kültürün dayatması altında seküler bir kültür üzerinden kendini kurgulayan devletler, yerini kendi asli fıtratlarına dönüş yapmaları ve kendi kadim kültür ve geleneklerini oluşturan İslam gibi hala sapasağlam ayakta duran yeni bir anlam ve değer ilkelerine geri dönüş sağlamalıdırlar. İslam ile hemhal olarak yeni bir kültürün inşası, yeni bir eğitim inşası ve yeni bir ilişkiler ağı inşası şarttır. Bu adaletin ve barışın ikamesi için olmazsa olmazıdır bu bölgenin…
Emperyalizmin salt kendi çıkarını öncelediğini, hiçbir kimsenin gözünün yaşına bakmayacağını zaten var olduğu tarihten itibaren bu emperyalizmin temel görüntüsüydü. Artık bu görüntünün ortadan kaldırılması ve yeni kurulacak ‘Masa’da Müslümanlar kendilerini temsil edecek bir aday ile katılmalıdırlar. Kendi haklarını kendileri korumalı ve korumayı başka güçlerden beklememeyi öğrenmelidirler ki var olma haklarını muhafaza edebilir olsunlar…
Kölelikten kurtuluş için bütün şartlar olgunlaşmıştır. Sadece köleliği benimsemiş ve karakter kılmış kişilikler hariç bu imkânı berhava etmeden harekete geçmeyi irade etmelidir. Bu noktada sorumluluk topyekûn bütün odaklara, güç temerküz merkezlerine ve ilim, bilim ve entelektüel havzaya düşmektedir. Siyasal iktidarların bu konudaki tutumları belirleyici olacaktır. Artık kendi karakterini yeniden kazanmaya ve müslüman olmanın şuurunu derinden idrak ederek yeni bir dünyanın kurulmasına zemin olmaya herkesten çok Müslümanların hakkı vardır.
Yeni bir dünya zorunluluktur. Bu zorunluluğu İslam ile pozitif bir boyuta taşımak ise elzemdir… Adaletin, ahlakın, kardeşliğin, birlikteliğin ve paylaşımın eksene alındığı bir dünyada herkes kendisi olarak yaşamaya hak kazanacaktır.