SİSTEM VE SİSTEMATİK DÜŞÜNCE

Abdulaziz TANTİK

SİSTEM VE SİSTEMATİK DÜŞÜNCE ARASINDAKİ FARK VE SİSTEMATİK DÜŞÜNCE – 1
Sistem, belirli bir şema içinde kabul edilmiş ilkelere dayalı olarak varlık, yaşam ve bilgi üzerine bir yöntem çerçevesinde bakış geliştirmek ve yaşadığımız ana taalluk eden sorunlara çözüm arayışını işaret eder.

Sistematik ise; sistemleri üst bir şemada tartışılmaz temel ilkeler üzerine bina ederek farklı yöntemler üzerinden farklı sonuçlara çıkabilecek bir zemine açık alan bırakan külli bir bakıştır. Usulleri kendi uhdesinde toplayacak bir usulü içinde taşır. O yüzden kuşatıcı ve yol gösterici bir özellik taşır.

Tarihin akışını değiştirecek ve yeni bir tarih, düşünce ve kültür inşa edebilecek düşünce ancak sistemli bir düşünceyi aşarak sistematik bir zemine çıktığında gerçekleşebilir. Modern düşünce sistemli bir düşünce yapısından kalıcı bir sistematik yapıya geçiş yaparak ve bunu monist bir yaklaşıma dönüştürerek gerçekleştirdi. Cogito/ özne ile akıl ve bilimi üzerine bina edilecek temel ilkeleri ortaya koymuştur. Ve bugüne kadar bu ilkeler kendi geçerliliğini sürdürmeyi başarmıştır. Yani modern düşünce, post modern düşünce ve post hümanist düşünce ve Trans hümanist bakış hep aynı ilkelerden hareketle; yani sistematik bir düşünceden hareketle sistemli bir düşünceye indirgendiği zeminleri işaret eder.

Modern düşüncenin içyapısında birden fazla ekolu bulunmaktadır: Rasyonalizm, Pozitivizm, Pragmatizm ve buna bağlı olarak var oluşçuluk ve benzeri birçok ekol sayılabilir. Ama bütün bu ekollerin ortak ilkeleri temelde aynıdır. Ekollerden biri, varoluşçuluk; kendi içinde üçe, dörde, beşe ayrılabilir. Farklı yöntemlerden oluşan 4 -5 grup olsa bile, onun bile dayandığı temel bir meta üst akıl sistemi vardır Sistemi ele aldığımızda, sistem dediğimiz şey, belirli bir yöntem üzerinden meseleleri değerlendirme çabasıdır. Sistematik ise, bu sistemleri aşan, daha üst bir meta bakış veya yöntem üzerinden hareket etmektir. Tıpkı fıkıh ekollerinde Hanefi veya Şafi gibi farklı dallar olsa da ama üstte ortak bir meta usûl vardır yani sistematik bir yaklaşım vardır: Usul-ud Din…

Sistematik olmadan, sistemlerin kurulabilmesi mümkün değildir. Bir âlim veya entelektüel, sistematik bir yöntem geliştirir ve bu yöntem üzerinden bazı sonuçlara varır. Bu temel bir noktadır; sistem ve sistematik iki ayrı şeydir ve bu ayrımı net öğrenmek gerekir.

Usul-ud Din dediğimiz şey, kuşatıcı ve bağlayıcı bir unsurdur. İlkeleri çok azdır ve tartışılmazdır. Örneğin Allah’ın Zatı hakkında herhangi bir tanımlama yapmak yasaktır. İnsanlar kendi görüşlerini söyleyebilir; ancak “Allah kuşatılamaz olandır” demek, ana usulü yani dinin esasını ifade eder. Bu, tartışılmaz bir ilkedir.

Meselenin doğru anlaşılabilmesi için bazı temel ilkelerin doğru inşa edilmesi gerekir. Örneğin kadim ve fani ayrımını bilmek önemlidir. Kadim Arapça kökenli olup dini terminolojide başlangıcı, evveli olmayan, ezelî ve yaratılmamış olan anlamlarına gelen, Allah’ın sıfatlarından biridir. Zaman bakımından en eski, kadim olanı ifade eder. Allah’ın zati bir sıfatı (Kıdem) olarak, varlığının bir başlangıcı olmadığını ve yaratılmışlık özelliği taşımadığını vurgular. Kadim, değişmez olan demektir; geldiği gibi kalır, ebeden öyle gider. Tevhid ilkesi bir mümin için değişmez bir ilkedir. Allah’ın biricik ve tek olduğu ilkesi tartışma konusu yapılamaz. Kadim, beşeri olanı aşkın ve beşeri hiçbir özelliği taşımayan şey demek olduğunu anlamak zorunluluk arz eder. İşte o zaman ilkenin neye taalluk ettiğinin anlaşılmasına zemin oluşturulmuş sayılır.

Vahyin, yani Kuran’ın Allah’ın kitabı olduğu gerçeği, iman esaslarındandır ve tartışılmazdır. Nübüvvet yani peygamberliğe iman da değişmez bir ilkedir. Ahiret’in varlığı da bir gerçektir; bedenle mi, ruhsal mı tartışması, nasıl tecelli edeceği tartışılabilir, ancak ahiret gerçeği değişmezdir. Ahirette hesap verilecek olması ve imtihanın varlığı, iman eden bir insan için temel bir hakikattir. Yani sistem ile sistematik iç içedir bir meta üst sistem vardır. Bu meta üst sistemin etrafında şekillenen bir sistematik vardır

Burada eğer imtihan unsuru anlaşılmazsa diğer konuların da anlamı ortaya çıkmaz. İnsan yeryüzünde bir imtihan içindedir ve bu idrak edilmezse, aklın tüm çabaları anlamsızlığa mahkûm kalır. İnsan, ne olduğunu ve yeryüzündeki imtihanın anlamını idrak etmelidir.

Fani ise değişkenliği ve geçiciliği işaret eder. Yaratılmış her varlık ve bu yaratılmışlığı içinde taşıyan her olay, olgu ve kurgu ile ilişkiler ağı da faniliği içinde taşır. O yüzden farklı düşünceler, inançlar ve kültürler inşa edilebilir olmaktadır. Bu imtihanın gerçekleşme zemini olarak işlevselleştiği için faniliği de mümkün kılmaktadır. İlahi tecelli, faniliği ve bakiliği iç içe ve aynı zamanda birbirinden farklılaştırarak insanı imtihan etmektedir. İşte bu fanilik, sistematik bir yaklaşımda öncül olmaktan çıkar ve sistemli bir yapı içinde yeniden tanımlanabilir bir özellik kazanır.

Örneğin, beş vakit namaz sabittir. Şiilerde de beş vakittir, Sünnilerde de beş vakittir; hiçbir mezhep namazı reddederek Müslüman kalamaz. Bu sabittir çünkü değişmez. Namazın rükünleri—iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû ve son teşehhüt—üzerinde hiçbir ihtilaf yoktur; çünkü bunlar konusunda ittifak edilmiştir. Namazın süresi ise kişinin haliyle ilgilidir; üç dakikada da kılabilir, otuz dakikada da, hatta üç saate kadar da sürebilir. Kimse buna itiraz edemez. Ancak cemaatle kılınıyorsa topluluğun durumu dikkate alınmalıdır; bazı kişiler hasta veya yaşlı olabilir. Yani kişisel ibadetler ile toplumsal ibadet hali içinde de farklılık doğabilir.

Burada önemli olan, sabit hükümler ile değişebilir durumları birbirinden ayırmaktır. Namaz gibi sabit bir hüküm her zaman geçerlidir; nerede ve ne zaman kılınırsa kılınsın, geçerliliğini muhafaza eder.

Bu çerçevede vurgulamamız gereken en önemli usul ilkesi şudur: Öncelikle sabit ve değişken olguları ayırt etmek gerekir. Sabit olan, yani üzerinde herkesin ittifak ettiği subuti kati (Allah’tan geldiği kesin olan)ile delaleti kati( Allah’ın kastettiği anlamı kesin ) olandır. Bunlar, değiştirilemez ve sabitedir.

Buna karşılık, değişken olan olgular, yani içtihadın devreye girdiği alanlar, sürekli değişen, fani ve başkalaşan özellikler gösterir. Bu alanlar değişmeze tabi olmalıdır ve kadim olanla fani olanı ayırt etmek gerekir. Değişken ve fani olan şeyler, reel durumu dikkate alarak ele alınmalı; yani o anki pozisyon ve koşullara göre tavır geliştirilmelidir. Bu noktada fani ve değişken olan sistemli bir usul üzerinden farklı yorumlamalara imkân oluşturabilir.

Baki ve fani ontolojik bir karakteri haizdir. Bunun bu şekilde idrak edilmesi elzemdir. O yüzden sabit ve değişken ise ontoloji ile ve epistemoloji ile ilişkili olarak anlam kazanan bir özellik taşır. Sabit ve değişkende, haber merkezli bir yaklaşım öne çıkar. Ve sabit, üzerine ittifak olunmuş ve şüpheye mahal bırakmayan bir karaktere sahip olduğu anlamını içerir. Değişken ise, birden farklı uygulama ve eylemin varlığı ile açığa çıkan ve aynı zamanda beşeri tecrübeye istinat edilen durumu da içermektedir. O yüzden sabit, ilahi emri, beşeri tecrübenin ittifakı ile ilahi karakterinin sabit oluşu, değişken ise ilahi boyutunun beşeri tecrübede farklılıklara kapı aralayan bir tezahüre sahip oluşunu işaret eder. Namazda sabit ilkeler ile kişisel tecrübeye bırakılan alanlar dikkatle incelenirse söylenmek istenen şey anlaşılmış olacaktır.