Ramazan Ayından Hayata Yansıyan Şuur

Abdulaziz TANTİK

Ramazan Ayından Hayata YansıyanRamazan ayı, İslam düşüncesinde yalnızca bir oruç dönemi değil, insanın ruhsal dönüşümü için eşsiz fırsatlar sunan müstesna bir zaman dilimidir. Beş vakit namaz gibi süreklilik arz eden ibadetlerin yanında Ramazan, insanı istem dışı da olsa kuşatan, farkındalık inşa eden özel bir atmosfere sahiptir.  Ramazan'ın İnsan Üzerindeki Dönüştürücü EtkisiRamazan ayı, insanın günlük hayatında adeta bir mola noktasıdır. Bu mübarek ayda birey, gece sahurla başlayan, gündüz boyunca yeme-içmeden feragat ettiği, kötü söz ve davranışlardan sakındığı, iftar, teravih ve muhabbet meclisleriyle örülmüş bir ibadet disiplini içine girer. Bu süreç, kişinin istese de istemese de kendini cezbedici bir etkinin altında bulmasına vesile olur. Nitekim bilimsel gözlemler de göstermektedir ki Ramazan ayında Müslüman toplumlarda hırsızlık, içki tüketimi, fuhuş gibi suç oranlarında belirgin bir azalma yaşanmaktadır. Bu durum, Ramazan'ın birey ve toplum üzerindeki ahlaki dönüştürücülüğünün en somut göstergelerinden biridir.  Niyet: Amellerin RuhuRamazan ayının en önemli kazanımlarından biri, bize niyetin ehemmiyetini öğretmesidir. Sahura kalkarken oruca niyet ederiz; bu niyet, ibadetin başlangıcıdır. Oysa niyet, yalnızca Ramazan'la sınırlı kalmamalı, hayatın her alanına sirayet eden bir bilinç haline dönüşmelidir. Niyet süreci, bireyin iyiye, güzele, hakikate yönelme eğilimiyle başlar, bu eğilimin duaya, duanın iradeye, iradenin de fiiliyata dönüşmesiyle kemale erer. Ramazan, bu aşamaların hepsini bize fiili olarak yaşatan bir okuldur.  Sakınma Bilinci: Ramazan'ın Temel ÖzelliğiRamazan'ın en temel özelliği "sakınmak"tır. Bu sakınma, yalnızca yeme-içmeden sakınmanın ötesinde bir anlam taşır. Asıl olan, kötü sözden, fuhuştan, günahın her türlüsünden sakınmaktır. Ramazan bize kazandırdığı bu şuur ve idrakle, aslında hayatın tamamını bu sakınma bilinciyle örmemizi öğütler. Vücudun aşırı yüklenmesi, nefsani duyguların baskın hale gelmesi ruhun örtülmesine, dolayısıyla kişinin Allah ile irtibatının zayıflamasına yol açar. Oysa az yemek, nefsani arzulardan uzak durmak, boş ve anlamsız işlerden sakınmak, ruhu hafifletir ve ilahi bağın güçlenmesine zemin hazırlar.  Ramazan'ı On Bir Aya TaşımakRamazan ayında kazandığımız bu bilinç ve alışkanlıkları diğer aylara taşımak, asıl muvaffakiyetin anahtarıdır. Bunun için birkaç temel yol önerilebilir:  Nafile Oruçlar: Pazartesi ve perşembe günleri tutulan nafile oruçlar ya da her ayın 13, 14, 15'inde tutulan oruçlar, Ramazan'ın hatırlanmasına ve o ruhun canlı tutulmasına vesile olur.  Sadaka ve İnfak: Ramazan'da yoğunlaşan sadaka ve yardımlaşma kültürü, yılın diğer aylarında da karakter haline getirilmelidir. Sadaka, insanın arınmasına, hafiflemesine ve Ramazan ruhuna geri dönmesine vesile olur. Önemli olan, az ya da çok değil, Allah rızasını gözeterek verme samimiyetidir.  Fedakârlık Bilinci: Ramazan'ın en önemli özelliklerinden biri de başkası için feragat etmeyi, fedakârlık yapmayı öğretmesidir. Bu bilinç, diğer aylarda da insanın ihtiyaç sahiplerini gözetmesi, onlara yardım elini uzatması şeklinde sürdürülmelidir.  Niyet, Samimiyet ve İman İnşasıNiyet, her şeyin başlangıcıdır. Ameller niyet olmadan değer ve anlam kazanmaz. Bir amelin değer bulması için niyetin sadık ve samimi olması, ilahi rızayı eksen alması gerekir. İman, sadece dil ile ikrar edilip kalan bir olgu değildir; kalbe yerleşmesi, karaktere dönüşmesi için sürekli olarak iyi niyet, samimiyet ve sadakatle beslenmesi gerekir. Her ibadet, her yardımlaşma, her iyilik imanı artırıcı bir özelliğe sahiptir. İman arttıkça takva güçlenir, takva güçlendikçe teslimiyet artar, teslimiyet arttığında ise kişi ihsan derecesine yükselir. İhsan, "Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etme" bilincidir ki bu, müminin her adımında Allah'ın gözetiminde olduğu şuuruyla hareket etmesi demektir.  Hata ve Tövbe: İnsan Olmanın Bilinciİnsan, beşerdir ve hata yapabilir. Önemli olan, hatayı fark etmek, pişman olmak, tövbe etmek ve bir daha aynı hataya düşmemek için çaba göstermektir. Tövbe, sadece dil ile yapılan bir söz değil, samimi bir dönüşün adıdır. Hata tekrarlandığında tövbenin tesiri zayıflar. Bu nedenle mümin, hayatı dikenler üzerinde yürüyen bir insanın teyakkuz hali gibi, sürekli uyanık ve dikkatli olmalıdır. Asr Suresi'nde ifade edildiği gibi, kurtuluşa erenler iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerdir. Bu dört unsur, müminin karakteristik yapısını inşa eder.  Kur'an ile Hemhal OlmakRamazan, Kur'an'ın indirildiği aydır. Ramazan'da Kur'an'la kurulan irtibat, diğer aylarda da düzenli olarak devam ettirilmelidir. Her gün az da olsa Kur'an okumak, üzerinde tefekkür etmek, hayata nasıl yansıyacağını düşünmek gerekir. Kur'an, muttakiler için bir hidayet rehberidir. Okunan her ayetin bize hitap ettiğini idrak etmek, ayetleri tarihsel birer metin olarak değil, doğrudan kendi hayatımıza yön veren ilahi mesajlar olarak algılamak gerekir. Kur'an'ı okumak yetmez; onunla hemhal olmak, hayatımıza dokunmasına izin vermek, bakışımıza, niyetimize, istikametimize yön vermesine fırsat tanımak esastır.  Tevazu ve Sınırları Bilme BilinciKur'an'ın insana en önemli uyarılarından biri, "kendini yeterli görme" yani istiğna halidir. İnsan, kendini bir şey zannettiğinde, başkasına ihtiyacı olmadığını vehmettiğinde azgınlaşır. Müminin vasfı ise tevazudur. Tevazu, sınırlarını bilmek, Allah'ın koyduğu ahlaki ilkelere riayet etmektir. Bu sınırlar insanı daraltan değil, koruyan, muhafaza eden, asıl özgürlüğünü kazandıran unsurlardır. Özgürlük, Batı'da anlaşıldığı gibi istediğini yapmak değil, bilakis yapmak istediği kötülükleri yapmamayı tercih etmektir. Zulmetmemek, haksızlık etmemek, mal gasp etmemek, zina etmemek, içki içmemek, aklı korumak, işte asıl özgürlük budur.  Sıla-i Rahim ve Toplumsal BilinçRamazan'ın en güzel özelliklerinden biri de akraba, dost ve komşuluk ilişkilerinin canlanması, sıla-i rahimin gerçekleşmesidir. Ramazan'da akrabalar ziyaret edilir, ihtiyaç sahipleri gözetilir, yardımlaşma artar. Bu bilinç, yılın diğer aylarında da sürdürülmelidir. İnsanlarla ilişkilerimizi iyilik üzere kurmak, onların dertlerine ortak olmak, ihtiyaçlarını gidermek için çaba göstermek, mümin olmanın gereğidir. Bakara Suresi 177. ayette iyiliğin geniş çerçevesi çizilir: iman etmek, namaz kılmak, zekat vermek, sözleşmeleri yerine getirmek, sabretmek ve en önemlisi, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek.   Bu bağlamda unutulmaması gereken en önemli husus, yaptığımız her iyiliğin aslında başkası için değil, kendimiz için olduğudur. Sadaka verdiğimizde karşıdaki kişiye minnet etme hakkımız yoktur; bilakis o kişi, bize sevap kazanma imkanı sunduğu için şükran duymamız gerekir. İyilik yapmak, kişiyi "ben"den "biz"e taşır, bireysel varoluştan toplumsal sorumluluğa yükseltir.  SonuçRamazan ayı, bir müminin ruhsal olgunlaşma sürecidir. Allah'ın kullarına sunduğu bu eşsiz fırsatı iyi değerlendiren, saydığımız ilkeler çerçevesinde Ramazan'da kazandığı şuuru bir şahsiyete, bir karaktere dönüştüren insan, mümin bir kimlik inşa etme imkanına kavuşur. Bu yolda çaba ve gayret göstermek, ilahi inayetin tecellisine vesile olur. Nitekim hadis-i kudside ifade buyrulduğu gibi: "Kulum bana bir adım gelirse, ben ona on adım gelirim. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim." Ramazan sonrasını bu şuurla yaşamak, Ramazan'ın kazandırdığı farkındalığı kalıcı hale getirmek, işte asıl muvaffakiyet budur. Ramazan ayında olduğu gibi, hayatın her anında Allah'ın gözetiminde olduğu bilinciyle hareket etmek, teyakkuz halini sürdürmek, tevazudan ayrılmamak, sınırları koruyucu bir zırh olarak görmek, Kur'an'la hemhal olmak, iyiliği karakter haline getirmek, işte Ramazan'ın bize miras bıraktığı ve diğer aylara taşımamız gereken en kıymetli hazineler bunlardır.   Ramazan ayı, bir son değil, asıl olanın başlangıcıdır. Bu mübarek ayda elde ettiğimiz kazanımları, hayatımızın her anına yayarak, imanımızı, takvamızı, teslimiyetimizi ve ihsan şuurumuzu sürekli kılabiliriz. Bu sayede Ramazan, yalnızca bir ay ile sınırlı kalmayıp, tüm bir ömrü kuşatan bir bilinç haline dönüşür. Ve işte o zaman, "Ramazan ayı devam eder" aslında.