Müstağnilik: Varlık Zemini Olmayan Bir Kurmaca
Bir İnkar ve Büyüklenme Süreci Olarak Müstağnilik
Bir kavramı, onu inşa eden dünya görüşünden bağımsız ele almak neredeyse imkânsızdır. "Müstağnilik" kavramı da, Batı düşüncesinde şekillenen ve varlığı "fizik" ve "metafizik" olarak parçalayan dünya görüşünün bir uzantısı olarak ortaya çıkar. Kendini her şeyden müstağni, yani bağımsız ve kendine yeterli gören bu tavır, ontolojik bir yanılgıdan beslenir: Yaratılmış bir varlığın, Yaratıcı'sından bağımsız bir öze ve güce sahip olduğu vehmi.
Müstağnilik bir anda olup biten bir hal değil, aksine eleştiri, ilgisizlik, sırt dönme, nankörlük ve nihayetinde tekebbür (büyüklenme) merhalelerinden geçen süreçsel bir olgudur. İnsan, önce bir şeyi beğenmez, eleştirir. Eleştirisi sonuç vermeyince ilgisizleşir. Bu ilgisizlik kemale erdikçe, ona sırtını döner. Buradan sonra artık nefrete ve kine evrilen bir süreç başlar. Nihayetinde, "Ben daha iyisini yapıyorum, siz yetersizsiniz" diyerek nankörlük eder ve büyüklenmeye başlar. İblis'in "Ben ateştenim, Adem ise topraktan; dolayısıyla ben ondan üstünüm" diyerek sırt dönmesi ve tekebbür etmesi, bu sürecin en çarpıcı örneğidir. Modern dünyada Müslümanlardan başlayan eleştirilerin, zamanla İslam'ın kendisine sırt dönmeye ve nihayet Batı'nın rasyonalist, seküler düşünce sistemlerini mutlak doğru kabul ederek İslam'a karşı büyüklenmeye evrilmesi, bu sürecin güncel bir tezahürüdür.
Varlık, Bilgi ve Kudret Bağlamında Müstağniliğin İmkânsızlığı
İslam'ın kendi dünya görüşünde, Batı'nın kullandığı anlamda fizik ya da metafizik diye bir ayrım yoktur. Zira varlık, Allah tarafından bütünüyle kuşatılmıştır. O, hem zahirdir hem batın, hem evveldir hem ahir. Bu kuşatıcılık, Allah'a rağmen fiziği, metafiziği veya etik olanı konumlandıramayacağımızı gösterir. Bu bütüncül varlık anlayışı içinde, müstağniliğin hiçbir ontolojik zemini yoktur.
Varlık Zemini: Bütün varlık yaratılmıştır ve yaratılmış olmak, başlangıçta ve devamında “bir başka güce muhtaç” olmak demektir. Hava, su, güneş ve toprak olmadan bir varlığın kendi kendine yeterli olması mümkün müdür? İnsan, "Ben kendime yeterliyim" dediğinde, bu sözün varlık bağlamında hiçbir hakiki karşılığı yoktur. Kella! (Asla!) Kur'an-ı Kerim'in buyurduğu gibi, “Şüphesiz insan azar. Kendini müstağni gördüğü için” (Alak 6-7). İstiğna ile azgınlık (tuğyan) arasında doğrudan bir bağ vardır.
Bilgi Zemini: Bir insanın, insanlık tarihi boyunca birikmiş bilgiyi kuşatma imkânı var mıdır? Ulaşabildiklerimiz sadece kırıntılardır. Üstelik insan, zihinsel kapasitesinin en fazla %3-5'ini kullanabilmektedir. Bilginin %80'lik kısmı, bizim dışımızdan bize yüklenen, ulaşan bilinçdışı birikimdir. Bu durumda insan, bilgi üzerinden nasıl büyüklenebilir?
Kudret ve Yönetim Zemini: İnsan, kendi ailesini ve çocuklarını yönetmekte dahi acizlik gösterebilirken, bütün bir dünyayı yönetecek kudrete sahip olduğunu iddia etmek, büyük bir yanılgıdır.
Descartes'ın "Düşünüyorum öyleyse varım" sözüyle başlattığı modern düşünce, dini "ispat edilemez" diyerek rafa kaldırmış ve aklı mutlak bir merciye dönüştürmüştür. Bu süreç, insanın kendisini her şeyde karar verebilir, kendi kendine yeterli bir özne olarak görmesiyle sonuçlanmıştır. Bu müstağnilik, kurumsallaşmış bir kötülük (tağut) halini almış ve Gazze'de olduğu gibi, ahlaktan ve insaniyetten yoksun bir güç gösterisine dönüşmüştür. Uluslararası hukukun bile bu müstağnilik karşısında iflas etmesi, meselenin vahametini göstermektedir.
Müstağnilikten Kurtuluş: Tevazu, Şükür ve Sınırları Bilmek
Müstağnilik, insanın kendisini aldatması ve muhataplarını aldatması için üretilmiş koca bir balondur. Hangi alanda olursa olsun, bir insan büyüklenmeye başladığı andan itibaren azması kaçınılmaz olur. Bu bataklıktan kurtuluşun yolu, İslam'ın bütüncül varlık anlayışına dönmekten geçer.
Allah'ın mutlak kudreti (Allah-u Ekber) karşısında kulun takınması gereken tavır, tevazudur. Tevazu, sınırlarını bilmek, tanrıcılık oynamamaktır. Bu tevazuyu besleyen en temel amel ise hamd ve şükürdür. Fatiha Suresi'nin açılışı "Elhamdülillahi rabbi'l-alemin"dir. Mümin, her halükarda Allah'a hamd etmekle sorumludur. Zira ona ulaşan her nimet, onun kendi eseri değil, ilahi bir inayettir.
Irk, soy, servet veya makam gibi kişinin kendi iradesi ve çabası dışında elde ettiği şeylerle övünmek de bir müstağnilik alametidir. Üstünlük, ancak takvadadır. Takva ise, Allah'ın varlığının idrakinde olarak, O'nun rızası ekseninde bir hayat sürmektir. "Ne oldum" dememek, daima "ne olmalıyım" sorusuyla yaşamaktır.
Müstağnilikten azade olmanın yolu, rabbimizin her an yanı başımızda, bize bizden daha yakın olduğunu idrak etmek, O'nun terbiye ettiği, rızıklandırdığı ve mükâfatlandırdığı bir kul olma çabasını sürekli kılmaktır. Ancak bu idrak ve bu çaba, insanı, varlığın hakikatine uygun bir tevazuya ve hakiki bir kulluk bilincine taşıyabilir. Fizik, bu manevi tecrübenin mihveri olmalı; onu, Allah'tan bağımsız mekanik bir yapı olarak gören müstağnilik ise terk edilmelidir.
Abdulaziz Tantik