MÜMİN OLMA VASFI VE DÜŞÜNCE İLİŞKİSİ

Abdulaziz TANTİK

 MÜMİN OLMA VASFI VE DÜŞÜNCE İLİŞKİSİİnsan, düşünce ile kendi anlam hikâyesini kurar. Kendi yaşamının anlamını temellendirir ve ona göre hayatını düzenlemeye başlar. Düşünce insan olmanın olmazsa olmaz vasfıdır. Düşünce, insanı diğer varlık kategorilerinden ayrıştırarak onu belirleyici bir pozisyona taşır. Bu belirleyiciliği pozitif ve negatif boyut taşıdığını da açıkça ilan etmekte yarar var…   Düşünce, saf hali ile kişinin samimi bir şekilde olaya, olguya ve bir konuya yönelmesi ve onu samimiyet içinde anlamaya yönelerek hakkında bir kanaate sahip olma çabasıdır. Teknik düzeyde düşünce ve onun yöntemi üzerine birikim sahibi olmak bir ölçüye kadar düşünce açısından vazgeçilmez bir olgudur. Ancak, tarihe yön verecek ve insanlığın kaderini değiştirecek bir düşünce üretmek isteniyorsa, bunu ancak tam bir teslimiyet ve tam bir bağlılık üzerinden samimiyetle yönelmek ve ona göre psikolojik bir zemine sahip olarak sezgisel gücünü harekete geçirmekle mümkün hale gelir. Bir şeyin arka planını doğru okumak, anlamak ve yorumlamak için sezgisel olana olan ihtiyaç tartışılmaz bir karaktere sahiptir. Ruhunu kaybetmiş bir düşünce ile sadece teknik konularda bir noktaya ulaşmak mümkün ama yeni bir tekniği inşa etmek içinde sezgisel güç zorunluluk arz etmektedir. O yüzden kişi, sahip olduğu samimiyet vasfı ile düşünce ile giriştiği güven ve teslimiyet üzerinden doğru bir zemine sahip olabilir. Düşünce, ruhsal güç ile bağıntısı içinde kendini açar ve kişi oradan beslenir. Samimiyet ve ruhsal derinliği içinde tabii ki…   Mümin denilen insan; öncü olacak, insanları hayra çağıracak, münkirden sakındıracak bir şahsiyete sahip olan insandır. Böyle bir insanın imanı ise sadece sözle değil, Rabbiyle kurduğu bağın derinliğiyle ve kuvvetiyle ortaya çıkar. Bu derinliği sağlayacak olan kulluğun samimiyet ölçüsü içinde yoğunlaşarak varlık kazandığı zemin içinde kişinin muhayyile gücü ve akletme yeteneği doruğa çıkabilir.   Kulun samimi olması: Kişinin attığı her adımda Rabbinin kendisini gördüğünü, hatta Kuran’ın ifadesiyle Allah’ın kendisine şah damarından daha yakın olduğunu (Kaf- 16) idrak ettiği haldir(ihsan hali), işte o zaman samimiyet kapısı açılır. Bir insanın “Ben çok samimiyim” demesi samimi olduğunu göstermez. “Ben iman ettim” demesi de tek başına gerçek imanı ispatlamaz. Elbette zahirde Müslüman kabul ederiz. Ancak gerçek iman, insanın Rabbiyle kurduğu ilişkinin derinliğiyle ortaya çıkar.   Eğer insan, insan-ı kâmil olma yolunda yürümek istiyorsa, Rabbiyle olan bağını çok samimi bir seviyeye çıkarması gerekir. İşte o zaman düşünce anlam kazanır. Çünkü iman ve samimiyet aynı zamanda kulu, düşünceye ve düşünme zeminine açık hale getirir. Kalbi, aklı ve ruhu ilahi inayete açık olan kişi, ilhama açık bir şekilde yaşamaya başlayacağı için sezgisel boyutu güçlenecek ve birçok kapalı konu açıklığa kavuşmakla birlikte kişide olumlu bir etki yapacaktır.   Bakın büyük âlimlere…   Onların ürettikleri düşünceler, sıradan bir zihin halinin ürünü değildir. Hepsi yüksek bir ruh hâli içinde ortaya çıkmıştır. Mesela anlatılır ki, bazı âlimler ders çalışırken uykuya yenilmemek için saçlarını tavana bağlarlardı. Başları düşerse uyanır ve tekrar çalışmaya devam ederlerdi. Çünkü ilmi bir emanet olarak görürlerdi. Çaba, gayret, fedakârlık ve sabır ile kuşanmış bir kişiliği inşa etmek kaçınılmaz olmalıdır, ilmi çalışmalar ve saf bir düşünceye erişmek umudunu diri tutmak adına…   İmam Gazâlî’yi ele alalım. Onu Gazâlî yapan şey sadece okuduğu kitaplar değildir. O, uzun bir süre inzivaya çekilmiş, kendisiyle hesaplaşmış ve Rabbiyle bağını yeniden kurmuştur. İşte o derin iç muhasebeden sonra Gazâlî ortaya çıkmış ve düşüncesiyle dünyayı etkilemiştir. Aslında birçok filozof ve bilim insanının hayatı da araştırıldığında benzer durumlar söz konusu olduğu görülecektir. Tarih değiştirmek ve insanlığı yeni bir istikamete yöneltmek için önce kişinin kendisinin büyük bir özgüven ile o istikamete tam bir teslimiyet ve bağlılık göstermeyi başarması elzemdir.   Demek ki o hal; samimiyet ortaya çıkmadan istenilen şey olmuyor ve düşünce ortaya çıkmıyor.   O hal ise: İnsanın Rabbiyle kurduğu manevi bağın derinliğidir. Bu yüzden namazlar, oruçlar, sözlerimiz, hükümlerimiz, konuşmalarımız… Bunların hepsi büyük bir ehemmiyet taşır. Çünkü bunlar insanın samimiyetini şekillendirir. Eğer bir düşünce üreteceksek, o düşünceyi gerçekten İslami kılan şey, ona olan samimiyetimizdir. Bu samimiyetin ölçüsü ise herkesin kendi vicdanındadır. Kimse kimseye “Sen şu kadar samimisin, şu kadar değilsin” diyemez. Ama her insan Rabbiyle olan ilişkisini samimi bir noktaya taşımak zorundadır.   Düşünce insanı, normal insanın ortalamasını aşan kişidir. Kendine has bir yaşam tarzı vardır. Kalabalıklara uymaz! İyi bir gözlemcidir. Ama aynı zamanda bir sorun ortaya çıktığında bu sorunun neden ve sonuçları üzerine yaptığı objektif bakış ile çözümünü de ortaya koyacak bir disipline sahiptir. Bana ne demez! Bilakis, sorumluluğu gereği her işe yönelir ve adalet, hak, hukuk ve mutedil bir yaklaşıma sahip olur.   Kalabalıkta kaybolmadığı gibi, kendi ihtiyaçlarını da dikkate alarak hayatını sürdürmez! O sadece düşünce ve bu düşünce üzerinden insanlığın kendi anlam dünyasını bulmasını ve yaşamasını tercihen öne çıkarır. Bu noktada salt tekil bir fert ve insan olmaktan çıkar ve insanlığın ortak idrakini inşa edecek bir tümel insana (İnsan-ı Kamil) dönüşür. Bu onu çözüme yakın kılar.   Tarihe iz bırakmak, tarih üstü bir bakışa ve düşünceye sahip olmakla mümkündür. Tarihi aşmak, düşünce zeminlerine sahip olduğu gibi o düşünce zeminlerini inşa eden zihinlere de aşina olmayı ve bugünün şartlarını dikkate alarak ama insanlığın temellerini ve geleceğini de dikkate alan bir bakış üzerinden hareket etmeyi ilke edinmelidir. Objektif koşullara bağlılığı esasa taalluk eder. Bir şeyin yanlış veya doğru oluşunu ancak onların dışında kalarak değerlendirme potansiyeline sahip olunduğunda sağlanır. Yaratıcı bir tahayyül sahibi olmak ve içinde debelenilen olgunun neliği konusunda empati kuracak bir yetkinliğe sahip olmayı da zorunlu kılar. Çünkü şartlara hâkim ve şartlardan bağımsız kalındığı zaman o şartları yeniden inşa edecek bir imkâna sahip olunabilir.   Not: Okuyucularımın Kuran ayı Şehri Ramazan ve onda Kuran’ın indiği gece Kadir gecesini kutlar, Kuran’ı hayat tarzı kulan mümin kullardan olmak dileğiyle Bayramınız mübarek olsun…