HAKİKATTEN SAPIŞ: İMAN, KÜFÜR VE İNSANIN KENDİNE YABANCILAŞMASI

Abdulaziz TANTİK

HAKİKATTEN SAPIŞ: İMAN, KÜFÜR VE İNSANIN KENDİNE YABANCILAŞMASI

Giriş: İman ve Küfrün Temel Ayrımı
İman ve küfür, sadece teorik inanç biçimleri değil, insanın hayatı anlamlandırma ve yaşama biçimine dair iki zıt kutbu temsil eder. İman, Allah’a olan kulluğun bütüncül bir yaklaşımıdır; bir kulun hayatını bütünüyle Allah’a adamasını sağlayan temel bir inanç ve güven sistemidir. Bu sistem bir hakikat üzerine kuruludur. Buna karşılık küfür, hayatı kompartımanlara ayırarak, insanın yaşamını Allah’a kulluktan uzaklaştıran unsurlar üzerine inşa edilir. Sözlük anlamı itibarıyla bir şeyi “örtmek” anlamına gelen küfür, aslında hakikatin, yani Allah’ın varlığının, vahyin ve nübüvvetin üstünü örtme çabasıdır.

İman, hayatı ilahi rıza ekseninde idrak ederek ve ona uygun bir şekilde yaşama arzusu olarak kişiye bir karakter inşa etme yetisi kazandırır. Bu insan, mümin olarak varlığını sürdürürken, insanlarla ilişkisini de ilahi emir ve nehiyler üzerine bina eder. Hayatını belirleyen şey; ilahi bilginin kendisine çizdiği istikamet üzere olma çabası ve gayreti olacaktır. Küfür ise; kişiyi hakikatten kopartarak onu kendi ekseni etrafında bir yaşam tarzı inşa etmeye ve ‘benmerkezci’ bir yaşam üzerinden kendi dışındaki kişilerin ve varlıkların hayatlarının bir anlamının olmadığı bir zemine yaslanarak zulüm üzere bir yaşamı tercih etmektir.

Tevhidin Zıttı Olarak Küfür ve Sahte Güç Alanları
İman, tevhid ilkesiyle her şeyi birleştirip Allah’ın tekliğini merkeze alırken; küfür, bu tekliği yok sayarak çokluğu ve parçalanmışlığı öne çıkarır. Küfür, Allah’ın yerine ikame edilecek yeni güç merkezleri, putlar, tanrısallaştırılmış şahıslar veya ideolojiler inşa etme sürecidir. Bu durum, Firavun (modernleşme)örneğinde olduğu gibi, Allah’ın yaratıcılığını ve mutlak sıfatlarını (Alim, Basir, Kudret vb.) göz ardı ederek beşeri bir düzen kurma arzusundan beslenir.

Bu sapma, kadim dönemlerde ruhban sınıflarının tanrısal bir hüviyet kazanarak bilgi kaynağı haline gelmesinde görülürken; modern dönemde ise gaybi ve manevi olanın devre dışı bırakılmasıyla tezahür eder. Modern küfür; aklı, deneyi ve bilimi tek bilgi kaynağı haline getirerek bunlar üzerinden yeni güç temerküzleri oluşturma ve Allah’ı hesap dışı tutan bir nizam kurma çabasıdır. Modern Düşüncenin tekçi (monist) bakışı özne üzerine kurulu bilgi süreçleri ve belirleyici pozisyonu, ulûhiyet bağlamını devre dışı tutarak özneyi putlaştırma girişimini temellendirmekte ve yeni bir putçuluğun kuruluşunu ilan etmektedir. Her ne kadar bu mesele bu şekilde anlaşılamasa da durum bundan başka bir şey değildir…

İnkâr, Nankörlük ve Kendine Yabancılaşma
Kaynaklarda küfür ve inkâr arasındaki ilişki, iradi bir tercih ve ahlaki bir düşüş olarak tanımlanır. Kur’an’ın “fücur” ve “takva” ayrımına atıf yapılarak, küfrün hakikati örtme, inkârın ise “nankörlük” boyutu taşıdığı vurgulanır. Allah insanı en güzel şekilde (ahsen-i takvim) yaratmış ve ona ruh üflemişken, insanın tüm bu nimetleri yok sayması sadece Allah’a değil, aynı zamanda kendi özüne de yabancılaşmasına neden olur.

Her nankörlük bir yabancılaşmayı içermektedir. İnsanın kendisine yapılan iyilikleri göz ardı ederek varlık kazanması, kendi dışındaki şeye karşı yabancılaşmaya kapılmasını sağladığı gibi kendisine de yabancılaşma sürecini tetiklemektedir.

İnkâr süreci başladığında insan; vahye, peygambere ve diğer insanlara yabancılaştığı gibi, en nihayetinde kendisine de yabancılaşır. Bu yabancılaşma, kişinin vicdanını, merhametini ve şefkatini kaybetmesine yol açar. Vicdan, insanlığın dengesi ve objektif olabilmenin temel koşuluyken; küfür ve nankörlük atmosferi bu vicdanı köreltir ve yok ederken zulme kapı aralar…

Zulme Giden Yol ve Kalbin Mühürlenmesi
Küfür ve inkâr, statik bir durum değil, derinleşen ve azgınlaşan bir süreçtir. Bu süreç ‘küfürden inkâra, inkârdan buğza (nefret), buğzdan ise zulme’ doğru bir hiyerarşi izler. İnkâr eden birinin iyilik yapma ihtimali, ancak kendi çıkarına hizmet ettiği sürece mevcuttur; çünkü küfürde asıl olan kendi arzu ve beklentilerini ilahlaştırmaktır.

Bu süreçte en kritik aşama kalbin durumudur. Küfür aşamasında hala bir ıslah ve dönüş imkânı (tövbe) bulunabilirken; inkâr ve nankörlük ideolojik bir sığınağa dönüştüğünde vicdan tamamen ölür. Vicdanın ölümü, kalbin mühürlenmesiyle sonuçlanır; kalp mühürlendiğinde ise insanın dönüş yolu ve ıslah olma imkânı ortadan kalkar. Kaynaklar, tarihteki Ad ve Semud kavimleri ile Firavun’un akıbetini, bu mühürlenmiş kalplerin ve geri dönülmez yola girenlerin birer örneği olarak sunar.

Sonuç: Müstağnilik ve Kurtuluş Yolu
İnsanı azgınlığa ve küfre iten temel psikolojik etkenlerden biri “müstağnilik” halidir. Alak Suresi’ndeki “İnsan, kendisini müstağni (yeterli) gördüğünde azar” ayetine atıfla, insanın kimseye ihtiyacı olmadığını düşünmesi küfrün temelini inşa eder. Müstağnilik hali, insanın kendi benliğini farkında olarak veya olmayarak Tanrı’nın yerine ikame etmesiyle sonuçlandırmaktır.

Küfür ve inkâr bulaşıcı bir özellik taşır ve kendisini beslemek için sürekli yeni taraftarlar ve güç damarları arar. Ancak bu karanlıktan kurtuluşun yolu, insanın kendi nefsine ve şeytani vesveselerine teslim olmaması, dünyevi hırslarına ket vurması ve ilahi iradeye teslimiyet göstermesidir. Kurtuluş, vicdana yaslanarak yapılan hataların zulme dönüştüğünü fark etmek ve Allah’ın yeryüzündeki mutlak kudretini idrak ederek yeni bir dönüş(tevbe) yoluna girmekle mümkündür.

Küfür, dünya hayatını zindana dönüştürür ve zulmün ayyuka çıkmasına vesile olur. Hayat yaşanmaz hale gelir. Kimsesizler, yurtsuzlar, yersizler, zayıflar, fakirler, yetimler, hayat alanı bulamazlar… İnkâr, nankörlüğü içinde taşıdığı için, vicdan yok oluşa sürüklenir ve adalet zulüm ile yer değiştirir. Bu dünyada yaşamak imkânlarını heba eder ve dayanılmaz bir acı yaşamı süslemeye başlar. Her şey kendi yitimini ve çürümesini yaşamaya başlar…

İman, aydınlatır, aydınlık bir dünya ve hayat sunar. Küfür ve inkâr ise karanlık bir dünyadan başka bir şey sunamaz! Ey insan, kendi tercihinin sonuçlarına katlanmaktan başka seçeneğinin olmadığını anla ve ona göre hareket etmeye yönel ki kendi akıbetinin sorumluluğunu üstlenebilme şerefine nail olasın…