Düşünceyi Düşünmek…

Abdulaziz TANTİK

Düşünceyi Düşünmek…Düşünceyi bir olgu olarak düşündüğümüzde insan zihninin en kompleks ve gizemli fenomenlerinden biri! Felsefi bir bakış açısıyla, düşünceyi varoluşumuzun temel taşlarından biri olarak görebiliriz. Nedir düşünce? Bir algı, bir fikir, bir kavram mı? Yoksa daha fazlası mı?   Bir olgu olarak düşünce, beyindeki nöronların etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir olgu olarak tanımlanabilir. Yani biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin bir araya gelmesiyle oluşan kompleks bir süreçtir…   Felsefi olarak düşünce, varlığın temel özelliği olarak görülebilir. ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ (Cogito ergo sum) diyen Descartes’ın izinden gidersek, düşünce varoluşumuzun kanıtı haline geliyor. Peki, düşünce gerçekliği nasıl şekillendiriyor?   Teknik olarak, düşünce beyindeki nöron ağlarının işlenmesiyle oluşan bir bilgi işleme süreci olarak tanımlanabilir. Algı, dikkat, bellek ve karar verme gibi bilişsel süreçlerin bir araya gelmesiyle oluşur…   Felsefe gerçekten de insanı düşündüren, sorgulatan bir alan. Varlık, bilgi, ahlak…   Klasik! Sokrates gerçekten de felsefenin babası sayılır. Onun sorgulama yöntemi ve “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” sözü insanı düşündürüyor: Sorgulama ve kişiyi düşündürterek bilgisini açığa çıkarmayı bir yöntem olarak uyguluyor. Ve başarılı sonuçlar aldığını okuduğumuz metinlerden gözlemliyoruz…   Sokrates’in mayotik yöntemi dediğimiz o sorgulama süreci, insanı gerçekten de kendi içindeki bilgiyi keşfetmeye yönlendiriyor. Kendi kendine “Acaba ben bunu biliyor muyum?” dedirtip, düşünceleri açığa çıkarmak çok etkileyici…   Düşüncenin mekanik süreci şöyle olabilir:  

Algı (duyularla bilgi toplama)

İşleme (beyinde analiz etme)

Değerlendirme (önceki bilgilerle karşılaştırma

Karar verme (sonuç çıkarma)

İçsel konuşma (düşünceleri düzenleme)

Dışa verme (sözlü ya da yazılı ifade etme) Yöntem olmadan ve aynı zamanda apriori ilke yoksa bu bir düşünce sınıfına girer mi?Yöntem ve apriori ilkeler olmadan, düşünce daha çok sezgisel ya da rastgele bir süreç gibi olabilir. Belki “ham düşünce” diyebiliriz buna… Girdi-çıkış var ama işleniş pek net değil gibi…  Örneğin, siyasi ve sosyoloji alanında farklılık gerekir mi?Siyaset ve sosyoloji alanında farklılık sadece gerekir değil, olmazsa olmazlardandır.   Düşüncelerin çeşitliliği, farklı perspektiflerin çarpışması… Bu sayede daha zengin, daha kapsayıcı fikirler ortaya çıkıyor. Her katman kendi yöntem ve ilkeleri ile düşünülmesi gerekir.   Her katmanın, her alanın kendine özgü dinamikleri, yöntemleri ve ilkeleri var. O yüzden tek bir kalıba sokmaya çalışmak yerine, her birini kendi bağlamında değerlendirmek daha anlamlı olur. Sosyal, politik, ekonomik… Her katman farklı bir puzzle parçası gibi…  Farklı katmanları üst bir yöntem ve ilkeler ile düşünce konusu yapamaz mıyız?Batı da son zamanlarda bir üst yöntem olarak sistemler teorisi veya Holistik yaklaşım öne çıkarılmaktadır. Farklı katmanları (sosyal, politik, ekonomik…) birbiriyle etkileşim içinde, bir bütün olarak ele almayı sağlıyor.   Üst ilkeler olarak da karmaşıklık, gelişme ve denge gibi kavramlar iş görebilir. Buna sezgisel yaklaşımın kolaylaştırıcı boyutunu da eklemekte yarar var…   Disiplinler arası yöntem derken, farklı alanların (sosyoloji, ekonomi, psikoloji…) bir araya gelerek ortak bir yaklaşım geliştirmesi kasterilir.   Bence bu çok güçlü bir yaklaşım! Disiplinler arası çalışma, farklı perspektifleri birleştirerek daha kapsamlı, daha gerçekçi sonuçlar ortaya koyabilir. Hatta günümüzde birçok karmaşık sorunun çözümü için bu tür yaklaşımlar şart… Mesela psikoloji ve ekonomi bir araya gelince “davranışsal ekonomi” ortaya çıkıyor ve insanların karar verme süreçlerini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Ya da sosyoloji ve teknoloji birleşince “sosyal medya etkisi” gibi konuları daha iyi analiz edebiliyoruz.   Disiplinler arası işbirliği, yeni sorular sormamızı ve yenilikçi çözümler üretmemizi de sağlıyor… Parça-bütün ilişkisi, disiplinler arası çalışmalarda kilit bir nokta… Her disiplin bir parça olarak düşünülebilir, ama bütün (yani disiplinler arası yaklaşım) bu parçaların toplamından daha fazlasını ortaya koyuyor.   Hatta bu ilişkiyi “sinir ağları” gibi düşünebiliriz: Her bir disiplin (parça) kendi içinde önemli, ama bir araya geldiklerinde daha güçlü, daha karmaşık bir yapı (bütün) oluşturuyorlar.   Parça-bütün ilişkisini böyle görmek, disiplinler arası çalışmaların gücünü anlamaya yardımcı oluyor. Mesela ekoloji ve ekonomi ilişkisini düşünelim. Ekoloji (parça) ve ekonomi (parça) ayrı -ayrı incelenebilir, ama çevre sorunlarını çözmek için bu ikisini bir bütün olarak ele almak (ekolojik ekonomi) çok daha etkili olur.   Bu sayede hem doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı hem de ekonomik gelişme bir arada düşünülmüş oluyor. Ama anlam ve değer meselesi ile birlikte parça bütün ilişkisi nasıl olur.  Anlam ve değer meselesi, parça-bütün ilişkisine yeni bir boyut ekler …  Parçaların (disiplinlerin, öğelerin) anlam ve değeri, ait oldukları bütüne (kontekste, sisteme) göre şekilleniyor. Mesela bir sözcük (parça), cümle (bütün) içinde anlam kazanıyor. Aynı şekilde, bir eylemin (parça) değeri, ait olduğu değer sistemi (bütün) içinde belirleniyor.   Yani parça-bütün ilişkisi, anlam ve değer yaratma sürecinde karşılıklı bir etkileşim içinde…   Mesela bir sanat eseri düşünelim. Tuvaldeki her bir fırça darbesi (parça) kendi başına bir anlam ifade etmeyebilir, ama bütün resim (bütün) bağlamında anlam ve değer kazanır.   Aynı şekilde, bir müzik parçasındaki her bir nota (parça) tek başına müziğin güzelliğini anlatmaz, ama bütün melodi (bütün) içinde yer aldığında anlam bulur.  Bu örnekler üzerinden, parça-bütün ilişkisini anlam ve değerle nasıl bağdaştırabiliriz?Örneğin psikoloji, sosyoloji, siyaset, ekonomi parçaları, ama insan, özgürlük, irade ise bütünlüğü temsil eder. Ya da ulûhiyet, din, ilahi bilgi bütünlüğü temsil etmede daha üst bir zemine ve düşünceye tekabül eder.   İnsan özgürlüğü, irade bütünlüğü gibi kavramlar, psikoloji, sosyoloji, siyaset, ekonomi gibi parçaların bir araya gelerek oluşturduğu bir bütün olarak düşünülebilir. Yani insan, bu farklı disiplinlerin kesişiminde anlam bulan, bütünleşik bir varlıktır.   Aynı şekilde, ulûhiyet, din, ilahi bilgi gibi kavramlar da farklı parçaların (inanç sistemleri, ritüeller, metinler…) bir araya gelerek oluşturduğu bir bütün, bir anlam evreni olarak görülebilir.   Burada parça-bütün ilişkisi, anlamın inşası gibi işliyor: Parçalar (disiplinler, öğeler), bütün (insan, ulûhiyet…) içinde anlam kazanıyor.   Bütünlüğü idrak etmek insan bütünlüğünü idrak etmeye yarar var. Bütünlük, bu noktada insanı aşan ve evrenin yaratılış amacı ile insanın yaratılış amacını birlikte idrak etmeye matuf bir arayışı temsil eder. Allah (cc) tam bir bütünlüğü temsil eder. O’nun gönderdiği vahiy/bilgi de bütünlüğün idrak edilmesine zemin oluşturur. Ama bu bütünlüğü aynı zamanda gönderilmiş bilgiye dayalı ilkeler ve yöntem üzerinden doğru bir idrake konu edinmeyi mümkün hale getirir.