Ramazan-ı Şerif 5. gün

Günün Ayeti / Hadis-i Şerifi / Duası / Fetvası ve Hikayesi

Âl-i İmran Suresi
﴾133﴿
 Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cennete girmek için yarışın!
﴾134﴿
 Onlar (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.
﴾135﴿
 Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.

İslamın Beş Şartından Biri Oruçtur
İbni Ömer’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah şöyle buyurdu:
“İslâm beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah’ın evi Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Îmân 1, 2, Tefsîru sûre(2) 30; Müslim, Îmân 19-22)
 
Günün Fetvası
Soru: Camii, minare, Kur’an kursu, yol, okul, yurt vb.  yapılması için zekat verilebilir mi ?
Cevap: Hayır, verilmez. Bu ve benzeri yerlere zekat niyetiyle verilen mal zekat yerine geçmez. Zekat müslüman, fakir insanın hakkıdır. Zekatta temlik yani fakirin, verilen zekat malına tam sahip olması şarttır. Verilen zekat, fakirin mülküne geçmediği sürece zekat verilmiş sayılmaz. Onun için iyi araştırıp, takipçisi olmak lazımdır. 

Zekat ya bizzat şahsa teslim edilmeli veya vekil aracılığıyla (vekile güvenmek şartıyla) yerine ulaştırılmalıdır. 

Yurt binasına zekat verilmez ama orada barınan öğrencilere verilebilir. Bazı vakıf ve derneklerin zekat hesabı açarak fakirlere dağıtmak üzere zekat toplamaları caizdir. Fakirlere ulaştırmaları için güvenilir olan dernek ve vakıflara zekatımızı verebiliriz. 
Soruda geçen yerlere de sadaka olarak yardımlar yapmalıyız.
Selam ve Hürmetlerimle
Dr. Hasan ÇINAR 
Ankara Müftüsü
 
DUA - Kurtuluş KILINÇ
   
Bir Hikaye

Kabağın bir sahibi var, o gücenmiş olmalı!..
Vaktiyle bir derviş, nefis mücadelesinin sonuna gelir.
Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten ve gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat, iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir.

Her türlü görünür süslerden arınması gerekmektedir. Saç, sakal, bıyık vs…
Derviş usule uygun hareket eder ve soluğu berberde alır.
– Vur usturayı berber efendi.. der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar.
Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır ki, daha sol tarafa geçmeden, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı içeri girer.

Doğruca dervişin yanına gelir ve başının kazınmış olan kısmına okkalı bir tokat atarak;
– Kalk bakalım kabak… Kalk da, tıraşımızı olalım diye kükrer.
Dervişlik bu; "sövene dilsiz, vurana elsiz" olmak gerek…
Kaideyi bozmaz derviş;  ses çıkarmaz, usulca yerinden kalkar.
Berber mahcuptur ancak korkudan ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar.
Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder; "Kabak aşağı, kabak yukarı"…
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar.
Henüz birkaç metre gitmiştir ki;  geminden boşalan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır, hiçbir tarafa kaçamaz.

Derken iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına giriverir.
Kabadayı oracığa yığılır kalır.
Ölmüştür.
Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın;  bir kabadayıya, bir dervişe bakar. Gayri ihtiyari;
– Biraz ağır olmadı mı derviş efendi? der.
Derviş, mahzun ve düşünceli şekilde;
– Vallahi gücenmedim ona, hakkımı da helal etmiştim.
   Gel gör ki, "kabağın bir sahibi var..."  O gücenmiş olmalı..!

Yapma, yapma, yapma…
Derviş gücenmese, Vermiş gücenir.
Unutma…
Tesadüf diye bir şey yoktur.
Hani; "Balık bilmeze Halîk bilir" deriz ya…
Derviş helal der, havale eder,
Kabağın sahibi gücenirse; al sana bedel der…
Bedelse; atla gelir, atlar gelir,
Olur bir sivri demir…
İster kabadayı ol,
İstersen külhanbeyi…
Sen mahalleyi zar ağlat, derviş kabak yap, eneye şaplak at.
Ama, gelir bir demir; karnını yırtar…
Acizce gidersin; tahtalı köprüye…
Ne şehit ne gazi  ………………. derler, ey Niyazi…
O yüzden,
İster Şah ol, ister padişah, istersen geda(dilenci)
Vardır elbet; her şeyi gören/bilen/işiten,
Hakkı haklıya, teslim eden bir Hüda…
Unutma…
Kabristanlar hiç ölmezlerle,
Hiç ölmeyecek gibi, ali kıran baş kesenlerle dolu…
Kimler geldi, kimler geçti...
Dünya benim diyen nicelerin,
Daha dün, yası vardı..!
Bu yüzden de;
Kabak deyip, hor görme,
Onun da sahibi var…
Gel O’nu gücendirme,
Ağır bedeli var…
 

ramazan ayı oruç dualar